Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (63): Britanya seçimi vesilesiyle hariçten “solculuk” tartışmaları

“5 Soru 10 Cevap” programının 63. bölümünde Kemal Can şu sorulara yanıt aradı:

  • İngiltere seçim sonuçları genelleştirilmeye uygun mu?
  • Britanya seçimi, “solculuk” tartışmalarını neden tetikledi?
  • Dünyadaki hâkim siyasi dalganın “yenilikle” ne ilgisi var?
  • Siyasetten ne anlıyoruz? Siyaset nedir? Neden yapılır? 
  • Çıkartılacak ders yok mu? Ders vermeye kalkanlar kim? 

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba iyi haftalar.

Geçtiğimiz hafta Britanya’da seçim oldu. Bazı çevreler, oradaki sonuç sonuçları dünyadaki genel siyasi tablo kadar Türkiye’deki siyasi duruma da cevap olduğunu düşündükleri bazı temalarla gündeme getirdiler.

İngiltere seçim sonuçları genelleştirilmeye uygun mu? 

Dünyadaki genel siyasi trendin yönünü tayin etmek için önemli görülen seçimlerden biriydi. Türkiye’deki güncel tartışmalar için de önemli. Hiçbir vakayı tek başına her şeyi açıklayan ya da temel tezlerin kanıtı olarak ileri sürmek mümkün değildir. Britanya seçimlerini hem kampanya süreci hem çıkan sonuç itibarıyla incelediğimizde çok temel bir meseleye odaklandığını görüyoruz: Brexit.  Seçim Brexit referandumuna dönüştü.  Johnson  ve Muhafazakar Parti kampanyayı büyük ölçüde bunun üzerine kurdu ve seçmen de böyle algıladı. İkinci bir nokta, İşçi Partisi lideri Corbyn’e ilişkin negatif kampanyanın çok belirleyici olduğunu gördük, suçlara yansıdığını fark ettik. Buna karşılık, İşçi Partisi’nin Brexit başta olmak üzere bazı konularda ikircikli davranmasının bir belirsizlik yarattığını anladık. Bu nedenle, aslında kuvvetli İşçi Partisi destekçisi olan İskoçya’nın kendi ulusal partisine yönelerek Brexit karşıtlığını ifade etmek istediğini gördük. İşçi Partisi manifestosunun fazla karmaşık bulunduğu üzerine çok şey konuşuldu.

Bütün bunları toplamda düşündüğümüzde, çıkan sonuçları tek bir parametre ile açıklamak çok kolay değil. Benim özel uzmanlık alanım da değil. Bu seçim dolayısıyla buraya yansıyan başka bir meseleyi konuşmak istiyorum . Çıkan resim de şöyle bir şey vardı; İşçi Partisinin 1935’ten beri en önemli seçim yenilgisi söz konusuydu. Evet meclisteki sandalye dağılımı açısından bir hezimetten bahsedilebilir ama oy oranları konusunda aynı şeyi söylemek çok mümkün değil. 2 yıl önce yüzde 40’lar seviyesinde yine Corbyn liderliğinde oy almış İşçi Partisi’nin 32 civarına gerilemesi söz konusu. Buna karşılık muhafazakarların da çok büyük bir oy artışı sağlamadıklarını ve sadece Brexit Partisi’nin -oldukça sağ hatta faşizan eğilimleri olan- seçimlere girmeyip muhafazakar partiyi işaret etmesini de söylemeliyiz. Genç oylar ve bölgeler itibarıyla pek çok ilginç boyutu da var. İşin İngiltere tarafı bu. 

Britanya seçimi, “solculuk” tartışmalarını neden tetikledi? 

Corbyn liderliğe geldiği andan itibaren daha sol diyebileceğimiz ve İşçi Partisi adıyla müsemma bir program ortaya koyacağı ve bu programa verilecek desteğin de dünyadaki trendleri anlamak açısından önemli olacağı konusunda genel bir kanaat vardı. Hem solculuktan çok hazzetmeyenler ‘görürsünüz’ tarzında bir havayla yaklaşıyorlardı hem de en radikal anti-kapitalistlerden daha liberal sol kesimlere kadar çeşitli gruplar ‘acaba dünyadaki bu sağ popülist yükseliş sona eriyor’ olduğunun işaretini Britanya’dan almak istiyorlardı. Britanya seçimlerindeki solculuk tartışmalarını Türkiye’ye uyarlayan çevreleri de ikiye ayırabilir. Birinci grupta acaba sağ popülist dalga artık zayıflamaya başlar mı fikrine yakın olanların bir tür hayal kırıklığıyla reaksiyon verdiğini görüyoruz. Bunu iyi niyet kategorisinde sayabiliriz. Bir tür morali bozulanlar diyebiliriz. Bu da kendi içinde parçalı. Önemli bir kısmı yeterli taktik hamleleri beceremediği için İşçi Partisi’nin yenilgi aldığını, katı bir görüntü vermenin sola bir fayda getirmediği ya da artık sağ ve solun geçerli bir kavramsallaştırmalar olmadığına varan yorumlar olan bir kategori. Hayal kırıklığını çok önemli bir mesele olarak görmeyip, aslında doğru oranda ısrar edilmesini ya da haklılığı öne çıkartarak bu tabloya cevap üretmeye çalışanlar oldu. Sol içindeki çeşitli tartışma grupları ya da bakış açıları açısından Britanya seçimleri üzerinden yürüyen bir tartışma bu. 

Benim asıl konuşmak istediğim, sola ilişkin her vesileyle düşmanlık  geliştiren, bu düşmanlığı bir politik hakikat olarak koyan ve hiç de yeni olmayan bu tutumu, ısıtıp ısıtıp yeniden önümüze koyanlar. Corbyn solculuk yaptığı için kaybetti tezini savunuyor bu insanlar. Buna “fukaralık, işçi sınıfı edebiyatı” gibi kendilerince bir takım aşağılayıcı sıfatlar ekleyerek, aslında  solculuk yapmanın zemininin kalmadığını söylüyorlar. “Solculuk yapmak nedir?” sorusunu soruyor gibi yapıp kendilerince yapıştırdıkları etiketi sorguluyorlar. Solculuk ya da sol, yer alan insanların kendileri seçtikleri bir isim değil. Sol ve sağ tanımlamaları bilindiği gibi, devrim sonrası Fransa meclisinde kimin hangi tarafta oturduğuyla ilgili bir kavramsallaştırma. Eşitlik, özgürlük, adalet diyenler ya da kral karşıtları, o dönem hakim sisteme itirazı olanlar meclisin solunda oturduğu için onlara solcu denildi. Yani harici bir yakıştırma. Aslında bu dava o tarihten sonra hiç bitmedi. Sağcılık solculuk bitti meselesinin özü, sağcıların canlı tutmaya çalıştığı ve çeşitli vesilelerle yenileyerek gündeme getirdiği bir şey. Özellikle son 30 yıllık neoliberal dönemde, bu çok yüksek bir enerjiyle savunuldu. Dolayısıyla Britanya seçimleri sonrasında da, “zaten solculuk para eden bir şey değil”; “artık bunun bir zemini yok”; “söylediği lafı, tezi hikayesi yok” ve “solculuk yaptığın zaman kaybedersiniz” dediler. Burada solculuk diye tarif ettikleri, çeşitli partiler ve onların programları değil. Solculuk fikrinin taşıdığına inandıkları “negatif” değerler. Ona yenilik – eskilik üzerinden saldırmaya çalışıyorlar. 

Dünyadaki hakim siyasi dalganın “yenilikle” ne ilgisi var? 

Tartışmalarda, “70 model solculuk”,  “19. yüzyıl diliyle konuşmak” gibi, kendilerince aşağılayıcı betimlemelerle Britanya seçiminden çıkan sonucu anlamlandırmaya çalışanlar oldu. Solcular dünyayı anlamıyor, sınıfsal perspektif artık açıklayıcı değil, artık anti kapitalist olmasının bir anlamı yok, proletarya öldü dolayısıyla kapitalizm dünyanın kaderi,  kapitalizme temel meselelerde itiraz edenin geleceği yok gibi şeyler söylendi. Bunu destekleyebilmek için, beceri meseleleri, yaş konuları, kibirlilik gibi bir sürü şey de eklendi. Ben de basit bir soruyla bu meseleye yaklaşmak istiyorum: Anlatımları ve tabanıyla ilişki pratikleri açsından pek çok şeyi eskimiş olabilir solun.  Velev ki onların söylediklerinin de eskidiğini var sayalım. Peki eskiyen solculuk ise, solculuk eski moda ise yeni moda nedir? Yeni moda Trump mıdır, Johnson mudur? Çağın  dinamiklerini yakalamış, yeni üretim ilişkilerine çok çarpıcı pencereler açmış, çok özel öneriler getirmiş ve dünyayı kavramış yepyeni bir dil mi kurmuştur? Onun için mi başarılı olmaktadırlar? Trump, Johnson ne öneri getirdiği, hangi milenyum momentini yakaladığı için yükselmektedir?

Bu tartışmalar güncele çevrildiğinde, Corbyn’in göçmenlere daha sıcak davranmasının ya da göçmenlerle, yabancılarla ilgili net tavır alamamasının kaybettirdiği üzerine veya Filistin’i desteklemesi üzerine, bunu Türkiye’ye uyarlayıp Suriyeliler Kürt meselesine benzeten yorumlar oldu. “Eğer kaybettiriyorsa, eğer kalabalıklar şu anda bundan rahatsızlık duyuyorsa, doğru olan şeyi savunmaya devam etmenin anlamı yok” şeklinde bir eleştiri biçimi yaygınlaştırıldı. Üstelik bu yenilik meselesini sayısal olarak doğrulamayan bir veri de ortaya çıktı İngiltere’de: Oy verenlerin yaş durumlarına bakıldığında, yeni nesilin -zamanın ruhunu yakalayanların- bu eski moda bulunan söyleme daha yakın oldukları görüldü. Bu yenilik eskilik meselesi, altı doldurulmamış eski bir ezber. Dolayısıyla solu yenilik üzerinden eleştireceklere bir önerim var; hiç yeni değilsiniz, bunun için kendiniz yenilemeniz lazım. 

Siyasetten ne anlıyoruz? Siyaset nedir? Neden yapılır?  

İngiltere’de alınan sonuçların iddiaların yanlışlığını kanıtlamasını seçimin kaybedilmesi üzerinden anlatmaya çalıştılar. Özetle şöyle; “kazanamamışsan yanlışsın”. “Kazanmak için doğru söylemek zorunda değilsin”. Bazı siyaset bilimi akademisyenlerin bile; “siyaset kazanmak için yapılır” gibi bir motto kullandı. Bu nasıl doğru olabilir? Evet siyaset kazanma derdi olan bir iş. Politik programını mümkünse kendi iktidarında realize etmek, elbette bir siyasi faaliyetin hedefidir. Ancak siz “siyaset kazanmak için yapılır” cümlesini kurduğunuzda, siyaseti bir yönetim ihalesi işine çevirmiş olursunuz. Siyaset bu kabalıkta tarif edilebilir mi? Siyaseti böyle tarif ettiğimde, yükselmekte olan şey diye itiraz ettiğimizi savunmuş olmaz mıyız? Siyaset kazananın her şeyi aldığı bir müsabaka mı? Maça mı çıkıyoruz? Solun temel değerleri açısından bunu bir kibir veya züğürt tesellisi olarak yorumluyorlar ve “ne kadar daha kaybedebilirsiniz” diye alay ediyorlar. Ama haklılar kaybedebilirler ya da haklılar kazanamayabilirler, haksız olanlar kazanabilirler. “Siyaset kazanmak için yapılır” cümlesini kurduğunuzda bundan yeni bir şey çıkması imkansız. Bu, ne ekoloji penceresinden ne cins ayrımı penceresinden ne yeni değişen üretim ilişkileri penceresinden ne de çok sık müracaat etiğinizden endüstri 4.0 penceresinden hiçbir esintisi olmayan kabalıkta bir siyaset algısı.

Tam tersine, siyaset hem bu değildir hem de artık dönüşen dünyada aslında siyasetin ve pek çok aktörün problemi, siyasetin bu kabalıkta tarif edildiği genişçe bir zamanın baskısından çıkamamış olması. Siyaseti yerelleştiren, çoğulculaştıran adımları atamamış olması. Yenilik açısından baktığımız zaman, aslında bu eleştiriler, yani solun eski moda olduğunu söyleyen düşünce iklimi kendi iddialarının hiçbirini yerine getirememiş ve haksızlıklarıyla iktidarda kalmanın yollarını bularak devam etmiş durumda. Siyaseti böyle algılamak aslında en büyük kayıp. Siyaset, sonuçla tarif edilebilir bir şey olmamalıdır. Siyaset, hayata müdahale biçimidir ve her alanda her zeminde doğrularla ilişkisi kurularak ilerlemesi gerekir ve ancak insanların böyle dahil olabildikleri bir süreçtir. Noelibarelizm ve postmodern düşünce ikliminin hayatı performansa siyaseti de müsabaka çevirmesi kabul edilemez bir  şey. Tam da müdahale edilecek ve yenileştirici olacak şey, bu aklı kırmaktır. 

Çıkartılacak ders yok mu? Ders vermeye kalkanlar kim?  

Elbette her durum, her siyasi veri, üzerine düşünülmesi ve tartışılması ve iddialarınız açısından ders çıkartılması gereken bir meseledir. Türkiye’de, CHP’nin ya da sola yakın gibi görünen ana akım muhalefetin batılı sol parti olamaması üzerine eleştiriler yapılırdı. Şimdi aynı çevreler, ciddi çöküşler yaşayan batılı sol partilere de sert eleştiriler yapıyorlar. Dolayısıyla sorun batılı bir sol partiye bezeyip benzememek değil. Mesele, aslında pek de eskimemiş olan hatta bazıları daha haklılaşmış olan temel tezlerin yeni bir dille yeni bir politik enerjiye dönüştürülemiyor olması. Buna ket vurabilecek karşı politik hamlelere etkili cevap üretilemiyor olması. Britanya’da Brexit, Türkiye’de kutuplaştırma, Avrupa’da yabancı düşmanlığı  meselesinde olduğu gibi.  

Burada temel mesele, tartışma zeminini ve asıl soruyu değiştirmek olmalı. Yeni bir akım üretmenin, geliştirmenin, dalga üretmenin mümkün olabilmesi ancak zeminin ve siyasetin aradığı temel sorunun değişmesiyle mümkün olabilir. Bu ders açısından Britanya ve Türkiye’de yaşadığımız, referanduma dönen seçimler. Son 5 yılın bütün seçimleri Erdoğan referandumu şeklinde cereyan etti ve bu soruya cevap arandığı sürece kazanmaya devam etti. Hangi politik iddiaların karşılık bulduğu üzerine değil, basit sorular üzerinde kurulan siyaseti derinleştirmek, temel soruyu büyütmek ve o soruya verilecek cevaplar açısından da canlı bir tartışma yürütmek önemli. Britanya seçimi dolayısıyla çıkartılan tartışmanın bu anlamda bir zenginleştirici olmadığı, tersine eski ve dar bir bakış açısını gösterdiğini düşünüyorum.

Şimdilik bu kadar, tekrar iyi haftalar. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar