İSTANBUL (Medyascope) – Kemal Can, Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan için önerdiği “koordinatörlük” ve “statü” modelinin çözüm sürecini teknik bir tasfiye ve entegrasyon çerçevesine oturtmayı hedeflediğini söyledi. Can’a göre Bahçeli, süreci devlet ve Öcalan arasında kurulacak “iki tek adamlı” bir mekanizma üzerinden hızlandırmak istiyor.
Gazeteci Kemal Can, “5 Soru 10 Cevap” yayınında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çözüm sürecine ilişkin son çıkışlarını değerlendirdi. Can’a göre Bahçeli’nin Türk Gün gazetesinde yayımlanan açıklamaları, süreci teknik ve kurumsal bir çerçeveye oturtma hedefi taşıyor.
Kemal Can, Bahçeli’nin özellikle Abdullah Öcalan için önerdiği “koordinatörlük” modelinin kapsamını ayrıntılı biçimde tarif ettiğini söyledi. Buna göre koordinatörlük; PKK’nın tasfiye sürecini yönetmek, silah bırakma sürecinin sekteye uğramasını önlemek ve örgütün siyaset zeminine yönlendirilmesini sağlamak amacı taşıyor. Can, Bahçeli’nin özellikle bunun “Kürtlerin liderliği” ya da “Kürt sorununun temsilciliği” anlamına gelmediğinin altını çizdiğini belirtti.

“Bahçeli süreci teknik bir operasyona dönüştürüyor”
Can’a göre Bahçeli’nin önerdiği model yalnızca Öcalan’ı değil, devlet tarafında da yeni mekanizmaları içeriyor. Cumhurbaşkanı yardımcısına bağlı “Milli Birlik Komisyonu”, “Terörle Mücadele Devlet Koordinasyon Merkezi” ve çeşitli kurumsal yapılarla sürecin tamamen teknik bir operasyon mantığıyla kurgulandığını savundu.
Bahçeli’nin açıklamalarının “örtülü mesajlar” yerine doğrudan okunması gerektiğini söyleyen Can, MHP liderinin asıl niyetinin süreci “tek muhataplı” bir yapıya dönüştürmek olduğunu ifade etti. Can’a göre Bahçeli, hem devlet tarafında hem PKK tarafında “iki tek adam” üzerinden yürütülecek bir modelin daha hızlı ve kontrol edilebilir olacağını düşünüyor.
“Tasfiye” vurgusu dikkat çekiyor
Kemal Can, hem Bahçeli’nin hem de Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum’un açıklamalarında ortak bir kavramın öne çıktığını belirtti: “Tasfiye süreci.”
Can’a göre iki isim de süreci bir demokratikleşme programından çok, örgütsel yapının sona erdirilmesine dönük teknik bir süreç olarak tarif ediyor. Demokrasi, hukuk ve kültürel haklar gibi başlıkların ise sürecin ön koşulu değil, olası sonuçları olarak görüldüğünü söyledi.
Mehmet Uçum’un açıklamalarına da değinen Can, Uçum’un “etnik siyaset tarzının terk edilmesi” ve “kadro vesayetinin tasfiyesi” vurgularının aslında Kürt siyasi hareketinin mevcut yapısına yönelik eleştirel bir yaklaşım içerdiğini ifade etti.
“Öcalan’ın önceliği statünün kurumsallaşması”
Kemal Can, Abdullah Öcalan’ın son dönemde “statü” meselesine özel önem verdiğini de söyledi. Can’a göre Öcalan’ın temel hedefi, devletle yürüttüğü muhataplık ilişkisinin kurumsallaşması ve sürecin kişisel değil yapısal hale gelmesi.
Can, Öcalan’ın süreci yalnızca bir “tasfiye” olarak değil, “entegrasyon” modeli olarak gördüğünü savundu. Bu nedenle önerilen statü modelinin, Öcalan açısından hem araçsallaştırılmayı önleyen hem de kendi rolünü resmileştiren bir işlev taşıdığını söyledi.
Suriye örneği: “Entegrasyon modeli”
Yayında Suriye’de SDG ile Şam yönetimi arasında gelişen ilişki de değerlendirildi. Kemal Can’a göre Suriye’de ortaya çıkan model, Türkiye’de hedeflenen sürecin bir tür “fragmanı” niteliğinde.
Can, burada da önce örgütsel yapının mevcut sisteme entegre edilmesinin hedeflendiğini, Kürt meselesinin siyasal çözümünün ise daha sonraki aşamalara bırakıldığını söyledi. Bu nedenle Türkiye’deki sürecin de benzer biçimde “önce entegrasyon, sonra demokratikleşme” mantığıyla ilerlediğini ifade etti.







