Kanal’a kim düşecek? Erdoğan mı, İmamoğlu mu?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kanal İstanbul üzerinden muhalefete meydan okumasına Ekrem İmamoğlu aynı üslupta cevap verdi. Bu ikilinin Kanal İstanbul kapışması Türkiye’de siyasetin geleceğini belirleyebilir.

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler. Kanal İstanbul Türkiye’nin ana gündem maddesi oluverdi birdenbire. Türkiye’nin onca sorunu varken, özellikle ekonomide çok ciddi sorunlar yaşanırken, dış politikada peş peşe birtakım sorunlar önüne çıkarken, 31 Mart ve 23 Haziran sonrasında Türkiye’de siyasetin yeniden şekilleneceği düşünülürken, Cumhurbaşkanı Erdoğan uzun zaman önce dile getirmiş olduğu, arada sırada hatırlattığı Kanal İstanbul’un artık startını vereceğini duyurdu. Ve bunu, özellikle ana muhalefet partisine yönelik bir meydan okuyuş olarak yaptı. Ve Türkiye’nin gündemini Kanal İstanbul’a çevirmiş oldu. Normal şartlarda Erdoğan’ın bu gündem belirleme çabası karşılıksız da kalabilirdi. Pekâlâ bu mümkündü; ama öyle olmadı. Gerek CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, ama en önemlisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu bu olayın ana gündem maddesi olmasından çok da rahatsız olmuşa benzemiyorlar. İmamoğlu pazartesi günü yaptığı, başkan olduktan bu yana yaşanan 6 ayı değerlendirdiği basın toplantısında Kanal İstanbul’a çok geniş bir yer ayırmıştı ve orada da söylemişti bugün için, çarşamba günü sırf bu konuda ayrı bir toplantı yapacağını. Nitekim onu da yaptı. Ne diyor? Bunun bir stratejik ihanet projesi olduğunu söylüyor. Sert bir çıkış yapıyor. İtirazları var, çok güçlü itirazları var. Madde madde sıralıyor ve bunun çevreye, ekonomiye tehdit olduğunu söylüyor. Kanal İstanbul’un asla olamayacağını, olmayacağını ve olmasına izin vermeyeceklerini söylüyor. Dolayısıyla Erdoğan’ın Kanal İstanbul üzerinden kurguladığı meydan okuyuşa aynı ölçüde bir cevap verme olarak görebiliriz İmamoğlu’nun bu söylediğini. Her iki tarafın birden kazanmasını mümkün olmadığı yeni bir savaşa girmiş gözüküyoruz. Bu olayda ya Erdoğan ya da rakipleri, özellikle de bu olayda İmamoğlu, ikisinden birisi kazanacak. Ama tabii bu kısa vadede olacak bir şey değil. Çok uzun vadeli bir olay söz konusu. Çünkü büyük bir proje söz konusu. Birçok boyutu olan bir proje söz konusu. Dolayısıyla belki de bu savaşın, mücadelenin ya da çekişmenin değişik aşamalarında birileri öne çıkacak. Ama orta ve uzun vadede belki de ilk başlayan, başarılı gözüken sonradan başarılı olmayabilecek. Bunları göremiyoruz, şu anda kestirmek çok mümkün değil. Şimdiden de mesela özellikle muhalefet kanadından insanlarla konuştuğumuz zaman, Kanal İstanbul’un yapılmasının zaten mümkün olmadığını söylüyorlar, çok kendilerinden emin bir şekilde. Neden böyle söylüyorlar? Birçok argümanları var. Olayın kredi bulma konusunda çok mümkün olmayacağını vs. birçok konuyu dile getiriyorlar. Ama Erdoğan ısrarlı bir şekilde yapacağını söylüyor. Dolayısıyla zaten olmayacak diyerek baştan kendini galip ilan etmek bana çok anlamlı gelmiyor açıkçası. 

Peki bu olay nasıl seyreder? Daha henüz yolun başındayız ama birtakım ipuçları var önümüzde. Mesela bunlardan birisi İmamoğlu’nun bu olayı çok fazla istediği, yani bunu bir fırsat olarak gördüğü. Böyle bir izlenim var, en azından ben okuyorum. Doğru mudur yanlış mıdır? Farklı görüşler olabilir. Ama İmamoğlu bu olayı Erdoğan’ın sunduğu önemde kabullendi. Erdoğan nasıl olumluluk atfediyorsa o da olumsuzluk atfediyor. Erdoğan nasıl yapmakta kararlılık gösteriyorsa o da yaptırmamakta kararlı gözüküyor. Burada tabii mesele, İstanbul’un Büyükşehir Belediye Başkanı olması hasebiyle böyle davranıyor. Ama bir diğer husus tabii ki biliyoruz, siyasî olarak Ekrem İmamoğlu –daha önceki pazartesi günü bu konuda kısmen değindiğim yayında da belirtmiştim–, bunu bir tür bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminin –başkanlık da diyebiliriz–, provası olarak da görüyor olabilir. Bana öyle geliyor. Bunu İstanbul’u doğrudan ilgilendiren somut bir sorun olarak gördüğü muhakkak. Ama aynı zamanda Erdoğan’la muhtemelen girmesi söz konusu olan daha üst düzeydeki siyasî kapışmanın bir tür basamağı olarak gördüğü kanısındayım. Bir anlamda fırsat olarak görüyor. Ama bu o kadar kesin mi? Yani bu her olayda bu var, her olayın sunduğu fırsatlar ve doğurduğu riskler var. İyi siyasetçi de zaten olabildiğince risklerden kendini beri tutup, uzak tutup fırsatları değerlendirebilendir. Bu anlamda Ekrem İmamoğlu’nun ne derece başarılı bir siyasetçi olduğunu sınamak için ikinci bir fırsat aslında bu Kanal İstanbul olayı. İlki neydi? Tabii ki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleriydi. Ve oradan çok büyük bir başarıyla çıktı. Hatta katmerli, iki kere başarıyla çıktı. Şimdi ama 31 Mart ya da 23 Haziran seçimlerine giren CHP adayı Ekrem İmamoğlu değil, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni net bir galibiyetle, özellikle 23 Haziran’da kazanmış olan ve bunu yaparken de sadece CHP seçmeninin değil CHP dışındaki partilerin de, HDP’nin, İYİ Parti’nin hatta AKP tabanından da ve belki de MHP tabanından da oy almış bir belediye başkanı söz konusu. Dolayısıyla onun aynısının tekrarı, yani 31 Mart ve 23 Haziran tekrarı söz konusu olamaz. O tarihte imkânları son derece kısıtlı bir adaydı İmamoğlu. Buna rağmen başardı. Şimdi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin çok geniş imkânlarına sahip. Dolayısıyla eli bu anlamda daha güçlü. Ama bazen biliyorsunuz siyasette bu olabiliyor, az imkânla büyük zaferler elde edilirken çok imkânla büyük fiyaskolar da yaşanabiliyor. Dolayısıyla daha yeni yerel seçimde gerçekten parlak bir zaferle, iki zaferle çıkmış bir başkan olarak Ekrem İmamoğlu’nun Büyükşehir Belediyesi’nin imkânlarıyla çok daha güçlü olduğunu teorik olarak kabul etmemiz lâzım. Ama karşısında sonuçta ne kadar kriz yaşarsa yaşasın, ne kadar kayba uğramış olursa olsun Recep Tayyip Erdoğan var. Recep Tayyip Erdoğan bu son Kanal İstanbul olayında olduğu gibi hâlâ gündem belirleyen bir siyasetçi olabiliyor. Bu gündem belirleyen siyasetçi olmasında kendi rolü kadar tabii muhalefetin de rolü var. Onu da özellikle belirtmek lâzım.

Ne yapabilir Ekrem İmamoğlu? Baştan yaptırmayacağını, bu projenin olmayacağını düşünüyor. Bu anlamda kararlı bir duruş sergiliyor. Ama aynı kararlılık Erdoğan’da da olduğu için dolayısıyla burada iki tane kendinden emin figürün, siyasî figürün çatışmasına tanık olacağız. İmamoğlu neye güveniyor? İmamoğlu bir kere en son kazandığı seçimlere, orada aldığı geniş halk desteğine güveniyor. Ama o desteğin altı ay boyunca aynen sürüp sürmediği tartışmalı. Yükselerek sürdüğü konusu hayli şüpheli. Dolayısıyla bir sorun var ortada. Bu kadar farklı seçim kazanmaktan farklı bir olay söz konusu olacak şimdi. Bunun altından kalkabilecek mi? Mesela ne yapabilir İmamoğlu? Erdoğan’a rağmen bu Kanal İstanbul’u yaptırmamayı nasıl başarabilir? Bu konuda birçok kişiyle, farklı farklı kesimlerden insanlarla sohbet etme imkânım oldu. Çok somut olarak bir şey söylemek mümkün değil. Belediye olarak tabii ki birtakım protokollerden çekilme falan gibi hususlar olabilir. Bu Erdoğan’ın, merkezî hükümetin işini zorlaştırabilir ama imkânsızlaştırmaz. İşin içerisine vatandaşı sokmak olabilir, ama vatandaşı nasıl sokacaksınız? İstanbullular’ı Kanal İstanbul karşıtı bir hareketliliğin içerisine nasıl sokacaksınız — Erdoğan’ı vazgeçirecek ölçüde? Burada işler birazcık karışabiliyor. Şu anda başlayan imza kampanyaları vs. var. Bunlar büyük ölçüde belediyeden bağımsız başladı. Ama bunlar nereye kadar gidebilir, nereye kadar sonuç alabilir? Kitle gösterileri olur mu, olursa ne olur? Bu gösterilere devletin, Erdoğan’ı tavrı ne olur? Provokasyonlar söz konusu olur mu gibi bir dizi sorun var. 

Burada iş dönüp dolaşıp aslında İmamoğlu’nun meramını, yani Kanal İstanbul olayına neden itiraz ettiğini, hangi tehditleri gördüğünü inandırıcı bir şekilde kamuoyuna aktarabilmesine geliyor. Bunu yaparsa eğer, bunu yapabilirse eğer gerçekten yeni bir zaferi elde etmiş olur. Ve bu zaferle de Erdoğan’ın karşısına çok güçlü bir başkan adayı olarak da çıkar. Gerçekten böyle bir fırsat var. Ama şu âna kadar yaşananlardan ve Türkiye’nin durumuna baktığımız zaman, kamuoyuna, kendi kitlesinin dışındaki kitlelere bu derdini anlatabilme konusunda birtakım sorunlar var. Bu sorunları eğer aşabilirse –ki buna kabaca eski dilde “basın ve halkla ilişkiler” deniyor– ama medyanın üzerinde muazzam bir Erdoğan tahakkümü var. Bu büyük medyanın içerisinden İmamoğlu’nun tezlerinin yayılmasına katkıda bulunabilecek hiçbir şey yok. En fazla Erdoğan ona cevap verdiği zaman, insanlar onun söylediklerinden haberdar olabilir. Diyelim ki İmamoğlu diyor ki: “Bu olaya para bulamayacaklar”. Erdoğan eğer derse ki: “Belediye Başkanı para bulamayacağımızı söylüyor ama bulacağız” derse, o büyük medyanın izleyicileri ya da okuyucuları İmamoğlu’nun bu iddiasından haberdar olabilirler. Dolayısıyla kendi mecrasını kendisinin yaratması gerekiyor ya da var olan birtakım dış mecraları ona göre kullanabilmesi gerekiyor. İlk akla gelen, belediyenin özellikle toplu taşıma araçlarındaki kendi medyası — ki bunu hiç yabana atmamak lazım; 24 saat boyunca vatandaşla doğrudan temas kurabilen ekranlar var; eğer bu ekranları işlevsel kullanırsa İmamoğlu, bu süreçte epey etkili olabileceği kanısındayım. Ama bunu nasıl yapacak? Mesela basın toplantısının başını ben metro istasyonunda gördüm. İmamoğlu podyuma çıkıyordu pazartesi günü, ama altyazı göremedim. Ses olmadığı için anlaşılmıyordu. Bunların hepsini teknik olarak çözmesi lâzım — ki aslında bunu yapmak konusunda elinde çok geniş imkânlar var. Medya A.Ş. diye çok büyük bir şirket var, orada çalışanlar var vs.. Ama burada her şeyden önce bir stratejik akla ihtiyaç var. Bu stratejik aklın bir diğer hususu da tabii şu: İmamoğlu tek başına bu kadar büyük bir işe girişebilir mi? Burada yanına kimleri alabilir, kimleri alması gerekiyor? Mesela bugün, Gelecek Partisi’nin kurucularından eski AKP milletvekili ve Ahmet Davutoğlu ekonomik kurmaylarından olan İbrahim Turan bir tweet attı. Orada Kanal İstanbul’un çok gereksiz bir konu olduğunu, Türkiye’nin başka sorunları olduğunu söyledi. Buradan şunu anlıyoruz: Gelecek Partisi potansiyel olarak burada yer alabilir. Kanal İstanbul’a karşı bir ittifakta yer alabilir. İYİ Parti ne diyor açıkçası çok haberim yok. Ama CHP’nin kendisi var tabii ki, İmamoğlu’nu partisi var. Karşı olduğunu biliyoruz, zaten Kılıçdaroğlu söyledi. Ama CHP Genel Merkezi ile İmamoğlu’nun yaptığı işin koordinasyonu nasıl olacak? Ayrıca CHP’nin özellikle bu son seçimde kazanılmış başka büyükşehirleri var. Bunların bir şekilde Kanal İstanbul’un sadece bir İstanbul meselesi değil, Türkiye meselesi olduğunu kabul edip, işin içerisine dahil olması söz konusu olabilir — ki bence iyi de olur. Çünkü gerçekten bu sadece İstanbul’un meselesi değil. Bir de AKP tabanından, hatta AKP’nin ortağı olan MHP tabanından da bu projeye anlam veremeyen çok sayıda insanın olduğu yolunda iddialar var — farklı farklı kesimlerden İstanbullu ya da İstanbullu olmayanlar. Bunları da işin içerisine katabilecek bir stratejiyi geliştirebilir. 

31 Mart ve özellikle 23 Haziran seçimleri öncesi Ekrem İmamoğlu’nun kazanabilmesinin en önemli ayağı polemiklere girmeden kendini anlatması, projelerini anlatması ve herkese seslenmesiydi. Şimdi bunu bir ölçüde tekrarlaması mümkün. Ama burada artık polemiğe girmeme gibi bir şansı yok. Çünkü daha ilk anda polemiğe girmiş durumda. Dolayısıyla şöyle bir husus belki olabilir: Erdoğan’ı anmadan Kanal İstanbul’u eleştirmek ne derece mümkünse bunu yapmak ve bunu yaparken de yine yerel seçim öncesinde olduğu gibi sakin bir şekilde herkese hitap eden şekilde ve bunun mecralarını oluşturarak gidebilmek. Bunu yapabilecek mi? Daha ilk günden, bugünü kastediyorum, pazartesi değil, “stratejik bir ihanet projesi” dediğiniz zaman aslında o sakinlikten biraz, aslında biraz değil hayli uzaklaşmış oluyorsunuz. Bunun çok akıl kârı bir şey olduğuna çok emin değilim. Aynı şekilde “Ya kanal ya İstanbul” sloganı çok cazip bir slogan gibi gözüküyor; ama yine de böyle bir çıkışın kişisel olarak, bir gazeteci olarak ama bir İstanbullu olarak da –bana ki daha önce pazartesi yayınında da söylemiştim, vatandaş olarak Kanal İstanbul’un anlamsız bir proje olduğu kanısındayım, olmasını istemeyen birisiyim; referandum olursa, yapılmaması için oy veririm– ama bu tartışmayı “Ya kanal ya İstanbul” diye koyduğunuz zaman burada kanalı tartışmanın ötesinde bir şeyleri de tartışıyor ya da masaya getiriyor olabilirsiniz. Ve bu da pekâlâ Erdoğan’ın istediği bir husus olabilir. Bunları olabilir diye söylüyorum, böyle bir kesinlik yok tabii ki. Muhakkak Ekrem İmamoğlu ve yanındakiler, danışmanları bu konuları ince eleyip sık dokuyorlardır. Kendilerine güven içerisinde olduklarını görüyoruz. Herhalde bunu hesaplamışlardır. Ama şunu söylemek lâzım: İlk bakışta Kanal İstanbul Erdoğan’ın kendi kendine kurduğu bir tuzakmış gibi duruyor. Ama bu süreci, bu tartışmayı, bu çatışmayı iyi yönetememesi halinde pekâlâ o kanala Ekrem İmamoğlu da düşebilir. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus