Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (65): 2019’dan 2020’ye Türkiye’de siyaset

“5 Soru 10 Cevap” programının 65. ve yılın son bölümünde Kemal Can, şu sorulara yanıt aradı:

  • 2019 yılının siyasi özetinin ana başlıkları neler?
  • Yerel seçim yenilgisi geride kalacak bir vaka mı? 
  • Dış politika hamleleri “işe” yaradığı için mi sürüyor?
  • İktidarın muhalefetle baş etme stratejisi nasıl işliyor?
  • Ekonomik kriz ve çılgın projeler neler getirecek?

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba iyi haftalar. 2019’un son 5 soru 10  cevabını yapıyoruz.  Bu yüzden de siyasette 2019-2020 ye geçerken Türkiye’deki genel tabloyu konuşacağız.

2019 yılının siyasi özetinin ana başlıkları neler?

Bu yılı gruplandırarak toparlamaya çalışırsak, 2019’un siyasi gündemi 4 tema etrafında toplanabilir. Birincisi, geçen yıl bir yerel seçim Mart ayının sonunda yapıldı ama hem İstanbul seçimlerinin yenilenmesi dolayısıyla hem de daha sonra kayyum gelişmeleriyle birlikte aslında seçim bütün yıla yayıldı. Seçimin kendi sonuçları dışında pek çok yan sonuç ile siyasi resmi önemli ölçüde belirlediğini söyleyebiliriz. Bu en önemli, siyasi aritmetiği yeniden konuşmayı gerektirecek bir temaydı.  

Bir başka belirleyici tema başlığı, dış politika meselelerinin daha yoğunluklu olarak iç politikada kullanılmaya başlanması. Bu da yeni bir şey değildi ama 2019’da çok öne çıktı. Öncelikle Ekim ayında başlatılan Suriye Harekatı ve yıl  bitmek üzereyken gündemimize gelen Libya ve Doğu Akdeniz krizleri. Her ikisi de askeri ve diplomatik tarafları yanında önemli siyasi içerikler taşıyor. Dolayısıyla bu tema, etrafında da 2019’un siyasetini biçimleyen pek çok gelişmenin yaşandığını ve önümüzdeki yıla da devam edeceğini söyleyebiliriz. 

Belki bir başlık olarak açabileceğimiz şey muhalefetin pozisyonu ve iktidarın muhalefete karşı yürüttüğü baş etme stratejisi. Bunun en önemli parçalarından biri HDP’ye dönük, seçilmiş belediyelere dönük kayyum hamlesi, gözaltı ve tutuklamalarla devam eden kuşatma siyaseti. Daha sonra da en son Mansur Yavaş’ta olduğu gibi muhalefete yönelen, bazı gazetecilerin de dahil olduğu gayrinizami bir mücadele stratejisinin 2019 gündemini oluşturduğunu söyleyebiliriz. 

Bir son tema olarak da, başta ekonomik kriz olmak üzere yerleşmiş  sorunlar ve bu sorunlarla iktidarın kurduğu ilişki. Politik gündemi değiştirmek için getirilen çılgın projeler…  Kanal İstanbul, yerli otomobil ya da ekonomik krizde en azından insanların hayatlarında hissetmediği bazı düzelmeler olduğu iddiasıyla, sorunlarla yüzleşmeme halinin de bir tema başlığı olabileceğini düşünüyorum. 2019 için bu dört başlığı da sonraki 4 soruda biraz açmaya çalışalım.

Yerel seçim yenilgisi geride kalacak bir vaka mı?

Yerel seçimin ortaya çıkardığı tablonun, sadece bir seçim sonucu olmaktan daha fazla etki yarattığı çok açık.  Çok temel bir siyasi değişiklik yarattı. Aslında iktidar için temel motivasyon zaten yıllardır böyleydi ama artık çok acilleşen bir başlık olarak durumu korumak, durumu devam ettirecek önlemleri almak ana meselesi haline geldi siyasetin. Şimdiye kadar muhalefetin iktidarı değiştirmek için ne yapacağı üzerine düşünülürken, şimdi iktidarın iktidarını korumak için neler yapabileceği, elindeki imkanların konuşulduğu bir resim oluştu.  İktidarın sayısal sonuçlar ile kıyaslanamayacak ölçüde derinleşen bir erime, zayıflama ve çözülme sürecine girmesi belirgin bir değişiklik. Muhtemelen 2020’nin de belirleyicisi  olacak. Özellikle daha dinamik oy alanlarında, büyük kentlerde, genç nüfusta mevcut durumdan rahatsızlığın politik reaksiyona dönmeye başladığının işaretlerini alıyoruz.  Bu çeşitli araştırmalarda kararsız oylarının büyük bloklar haline gelmesiyle daha da belirginleşti.

Bu sayısal tablonun devamı, hemen bu yılın sonunda ortaya çıkan ve galiba önümüzdeki yılın başında da devam edecek olan, AKP içerisinden çıkan yeni parti girişimleriyle de yeni bir boyut kazanacağını ama bunun da yerel seçim ile ortaya çıkan tablonun bir devamı olduğunu söylememiz lazım. Buna paralel olarak, muhalefetin güçlü bir müdahalesi olmaksızın, biraz kendiliğinden sistem tartışmalarının kamuoyunda – iktidarı desteklemekte olan seçmenin içinde bile-  derinleşmeye, yoğunlaşmaya başladığını görüyoruz. Bütün bunlara baktığımızda, geçen yıl yaşadığımız yerel seçim resminin kapanacak bir mesele olmadığını ve aslında hem sayısal anlamda hem niteliksel anlamda bir başlık olarak önümüzdeki yılda da devam edeceğini söyleyebiliriz.

Dış politika hamleleri “işe” yaradığı için mi sürüyor?

Daha önce de kullanıldığı, denendiği gibi, başta Suriye Harekatı, şimdi de Libya meselesinde iktidar, bunları iç politika malzemesi olarak kullanıyor. Birincisi;  gündemi kontrol etme açısından kullanıyor. İkincisi, çok ihtiyaç duyduğu ve uzun süredir yokluğunu çektiği başarı hikayeleri yaratmak için kullanıyor. Ama 2019’da özellikle Suriye Harekatı ile birlikte çok net biçimde bunlardan sağladığı politik faydanın çok geçici olduğu, etkinin giderek çok daha kısa sürmeye başladığını fark ettik. Çeşitli araştırmalar, Suriye harekatından sonra iktidar seçimlerinde bir oy artışı ölçtüler ama neredeyse 1 ay gibi bir kısa sürede bunun hiçbir kalıcılığı olmadığı görüldü. Ayrıca buradan üretilmiş başarı hikayelerinin de devamı gelmedi. Çünkü Amerika ile Rusya ile mutabakat yaparak Suriye’de büyük adımlar atıldığı, büyük başarılar elde edildiği hikayesinin de bir karşılığı olmadığı görüldü. Ne kamuoyu nezdinde ne de pratikte, harekattan daha önceki duruma göre daha iyi olunduğu söylenemez.

Şimdi daha da sorunlu ve kamuoyu açısından da daha uzak ve problemli bir mesele olan Libya gündeme geliyor. Libya  anlaşılan 2020’nin meseleleri arasına girecek, Fakat hem uzaklığı hem de oradaki başarı hikayesinin anlatılma zorlukları nedeniyle, büyük bir politik kaldıraç fonksiyonu elde etmesi kolay değil. Peki işe yaramıyorsa bunlar neden yapılıyor? Aslında yapılma gerekçeleri ile bu sorunun cevabı aynı. Gündem kontrolü için elde başka bir materyal olmaması, biraz zorlama başarı hikayeleri üretmek için de elde fazla malzeme olmaması. Dolayısıyla bunlar çok işe yaramasa bile, bir anlamda boşluk doldurmak için kullanılmak zorunda. Önümüzdeki yıl,  iktidar açısından hem Suriye’de hem de yeni girişilecek Libya macerasında işler 2019’daki kadar rahat gitmeyebilir. Onu da uzmanların uyarılarından anlıyoruz.

İktidarın muhalefetle baş etme stratejisi nasıl işliyor?

Yerel seçimdeki  iktidarın yenilgi tablosu, temel siyasi refleksleri değiştiren, mantığı değiştiren bir sonuç üretti. Bu doğru ama bu moral üstünlüğü muhalefetin genişleterek ilerletebildiği söylenemez. Burada, kendi iç sorunları, politik yetersizlikleri üzerine çok fazla tartışma olabilir.  Ama iktidar da bununla baş etmek için seçimden sonra hızlı hareket etmedi.  Sonucu sindirmeyi değil soğutmayı tercih etti. Daha sonra da, muhalefetin iç dengesini bozma ve sonuçta önemli rolü olan parçalarını cezalandırma uygulamalarına başladı ve bunu zamana yaydı. Kayyım hamlesini bir seferde yapmayıp neredeyse aylara yayarak bir süreklilik kazandırmayı, muhalefetin iç dengesini bozmak için böyle bir yol denedi.  Ama yapılan araştırmalardan görüyoruz ki, HDP oy vermiş seçmende bir vazgeçme ya da geri çekilme görmüyoruz. Önemli ölçüde partisine desteğini devam ettirdiğini görüyoruz.

Diğer taraftan yerel seçim başlamadan Çubuk’ta Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırı bir önemli işaretti. Ondan sonra da, bazı kulis haberleriyle muhalefetin ve muhalefet partilerinin içine dönük hamleler yapılmaya başladı. Yani iktidar, muhalefete karşı gayrinizami ve apolitik bir takım hamlelere girişti ya da bu hamlelerin yapılmasını teşvik etti. Rahmi Turan’ın yazdığı haberlerle ortaya çıkan “Köşke çıkan CHP’li” tartışması, Mansur Yavaş’la ilgili Sinan Aygün’ün ortaya attığı iddialar, Kanal İstanbul dolayısıyla İmamoğlu’nu yetkisiz-yetersiz bir politik aktöre dönüştürme gayretleri bu gayrinizami mücadelenin çerçevesini oluşturdu. 

Muhalefet çok haklı olarak eleştiriliyor ve bunların çoğuna da katılıyorum.  Şu söyleniyor; “iktidar ayakta kalmaya çok fazla uğraşmıyor çünkü onu devirmek için çabalayan bir muhalefet yok”. Yani bir anlamda muhalefet sayesinde iktidar ayakta kalıyor deniyor. Bunun doğru olduğu söylenebilir. Ama şöyle bir karşı tablonun da olduğunu kabul edelim: Muhalefet pek bir şey yapmasa da, iktidar kendiliğinden ayağına takılacak, başını belaya sokacak ve kendini seçmenini bile rahatsız edecek şeyler yapmaktan geri durmuyor. Bu anlamda her ikisi de birbirini sayesinde dengede duruyorlar. İktidar, muhalefet tam işini yapmadığı için zorlanmıyor ama muhalefet de, iktidar sürekli yanlış ve kendini sıkıntıya sokan hamlelerde ısrarcı olduğu için bir şey yapmasa bile yerinde kalıyor. Böyle tuhaf bir denge oluşmuş durumda.  Özellikle yeni parti girişimleriyle bu dengenin nasıl etkileneceğini izleyeceğiz.

Ekonomik kriz ve çılgın projeler neler getirecek?

Ekonomik krizle ilgili tablo gayet net biçimde etkileri devam eden hatta etkileri giderek kronikleşen bir toplumsal soruna doğru yükseliyor. Kredi kullanımlarındaki artışı, küçük büyüme oranı değişikliklerini, enflasyondaki kısmı gerilemeleri işaret ederek, bir toparlanma, düzeltme sürecinden bahsediliyor. Bunlar, krize müdahale ederek, müdahale ediyor gibi görünerek, acı ve eziyet çeken kesimlerin derdini muhatap alarak tutum belirlemeyen iktidar, 2009’da olduğu gibi “teğet geçti stratejisi” ile idare etmeye çalışıyor. Öncelikle işsizlik, daha sonra da üst üste gelen zamlarla hayatı iyice zorlaşmış kalabalıklar için 2020, bütün rakamsal ‘iyileşmeler’ devam etse bile rahat bir yıl olmayacak.  Ne onun yarattığı sorunlar ne de  itiraz potansiyeli küçülmeyecek. İktidar siyasetin temel dinamiği haline gelen bu durumu dengelemek için, beka davasıyla, uluslararası meselelerle ya da tazelenen kutuplaştırma çabalarını proje bazlı olarak yenilenmeyi deniyor. Kanal İstanbul öyle bir şey. 

2013’teki Gezi Parkı meselesinde olduğu gibi, “çatlasanız da patlasanız da yapacağız” deniyor. “Biz yaparız onlar durdurmaya çalışıyorlar” üzerine kurulu,  projelerin ne getirdiği ile  azla ilgilenmeden bir tür inat siyaseti yürütülüyor. İktidar Kanal İstanbul ile biraz gündemi değiştirmeye, biraz bağlamını bozmaya ve aslında bir tür karşıtlık üretmeye dönük bir hamleyle yılı kapattı. Bu kendi içinde riskli bir politik hamle. Gezi Parkına Topçu Kışlası yapılması ya da geçen yılki yerel seçim İstanbul seçiminin yenilenmesi gibi son derece riskli siyasi kumar. Çok işe yaramasa da dış politika meselelerini kullanmaya mecbur olması gibi, çok işe yaramasa bile muhalefete dönük gayrinizami mücadele atakları yapmaya devam etmesi gibi, başka bir çaresi olmadığı görülüyor.

2020’yi aslında 2019 fragmanında izlediklerimizin vizyona çıkacağı yıl olarak da düşünebiliriz. 2020 2019’un devam yılı olacak gibi görünüyor. Hangi temaların nasıl biçim değiştirebileceğini ise, belki sürpriz gelişmeler ortaya çıkartacak. Özellikle dış politikada ve diğer alanlarda. Dolayısıyla aslında bir şeyin toplandığı, yeni bir şeyin açıldığı bir resim ile karşı karşıya değiliz. Bir tür süreklilik ve devamlılık içeriyor.

 Şimdilik bu kadar herkese, iyi seneler.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar