Gilles Deleuze: Yaratıcı eylem nedir? (1987-Türkçe altyazılı)

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Gilles Deleuze (1925-1995), yirminci yüzyılın en önemli felsefecilerinden biridir. Ancak elbette ki Deleuze söz konusu olduğunda felsefeyi salt bir düşünce eylemi veya tefekkür hali olarak değerlendirmemek gerekir; çünkü Deleuze, felsefenin kavram icra etme biçiminde gerçekleşen yaratıcı bir eylem (başka bir deyişle de yaratım eylemi) olduğunu ileri sürüyor. Diğer bir deyişle, felsefeci, halihazırda bulunan adı konulmamış kimi kavramları keşfeden, veya idea olarak mevcut kimi şeyleri sezgisel biçimde bulup da adlandıran kişi değil, bizzat onları imal edendir; bunu da kişisel bir yaratıcı eylem “zevki” sebebiyle değil, bir “zorunluluk/gereklilik” olarak yapmaktadır.

Deleuze, işte bu bağlamda, 17 Mart 1987’de FEMIS’te bir konferans verir. FEMIS, açılımı “École nationale supérieure des métiers de l’image et du son” olan, sinema sanatları üzerine eğitim veren oldukça köklü ve önemli bir sinema okuludur. Burada dinleyicilere “Sinemada Fikir Sahibi Olmak” başlığını taşıyan bir konuşma gerçekleştirir.

Fikir sahibi olmak nedir? Bir insan genel olarak fikir sahibi olabilir mi? Deleuze, kişinin yalnızca belli bir disiplinde ve o disiplinin yaratıcı şartları çerçevesinde fikir üretebileceğini ifade ediyor. Diğer bir deyişle, bir romancının romanda fikir sahibi olması ile bir sinemacının sinemada fikir sahibi olması, yani bir fikirlerinin olması, tam olarak aynı şey değildir. Benzer şekilde, bir felsefeci de fikir sahibi olurken, yukarıda değindiğim üzere, bir kavram oluştururken, felsefenin çerçevesinden ve şartlarından dışarı çıkmaz. Bu da, misal sinemada öğeler arası kurulan bağlantıların niteliği ile, edebiyatta, felsefede veya bilimde öğelerin arasında kurulan bağlantıların niteliğinin kendi içerisinde farklılık gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Gelgelelim, tüm bu disiplinlerin birbiriyle ilişki içine girebildiklerini de biliyoruz. Deleuze işte bunun tüm bu disiplinlerin doğal ve ortak sınırı olan mekan-zaman sayesinde gerçekleştiğini söylüyor. Bu bağlamda, Bresson sinemasındaki küçük mekanlara dayalı hareket-zaman bloklarını inceledikten sonra, roman uyarlaması yapan Kurosawa örneğinden yola çıkarak disiplinler arasındaki ilişki biçimini ele alıyor. Ancak daima ana konudan, yani “fikir sahibi olmak” ile “yaratıcı eylem” temalarından kopmuyor.

Bu bağlamda, Foucault’nun disiplin toplumunu ele alarak bunun nasıl kontrol toplumuna dönüştüğünü irdeleyen Deleuze, bilgi, informasyon ve direniş arasındaki bağlantıyı gösterdikten sonra, sanatın sadece yaratıcı eylem barındıran bir disiplin olmadığını, direniş eylemi olduğunu da ifade ediyor.

Geçtiğimiz aylarda İlker Kocael, Çeviri Konuşmalar’da tamamı 45 dakika olan konferansın 15 dakikasını çevirip yayınlamıştı, ben de geri kalan 30 dakikasını çevirdim ve böylece tamamı çevrilmiş oldu. İlker ile iletişime geçip, ki hemen her gün iletişim halindeyiz aslında, ortak olarak bunu yayınlama kararı aldık ve böylece izlediğiniz veya izleyeceğiniz bu iş çıkmış oldu ortaya.

Aynı zamanda bu konferansın Ulus Baker çevirisinin 2003 yılında “İki Konferans (Yaratma Eylemi Nedir? – Müzikal Zaman)” adıyla Norgunk Yayınları’ndan çıktığını da belirtmek istiyorum. Norgunk’un kendi sitesinden bu kitabın PDF’ine ücretsiz ulaşmanız da mümkün.

Bu açıdan Ulus Baker (ki kendisi harika bir insandır) ile bizim çevirimiz arasındaki fark nedir derseniz, Ulus Baker izlediğiniz veya izleyeceğiniz bu konuşmanın Deleuze tarafından birkaç düzeltmesinin yapıldığı basılı hali üzerinden çeviriyi yapmış, biz ise Deleuze’ün doğrudan konuşmasını çevirdik. Bu açıdan, konuşma dili ile yazma dili arasındaki bir üslup farkı söz konusu; ayrıca düzeltmeler neticesinde ilgili konferansın videoda olup da yazıda bulunmayan, veya tam tersi şekilde yazıda olup da videoda olmayan ufak tefek kısımları da mevcut.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus