İran’ın cevabı ne olabilir?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesine misilleme olarak İran ne yapabilir ve yapar? ABD topraklarında sivilleri hedef alır mı? ABD’nin bölgedeki müttefiklerine saldırır mı?

Yayına hazırlayan: Şükran Şençekiçer

Merhaba, iyi günler, İyi haftalar. Cuma sabah saatlerinde, erken saatlerde Bağdat Havaalanı’nda yaşanan Kasım Süleymani suikastı, zaten dengesiz olan Ortadoğu’yu iyice kaotik bir hale sokacak. Bu herkesin bir şekilde mutabık kaldığı bir konu. İki gündür, hafta sonu iki ayrı yayın yaptım. Ve bunu değerlendirmeye çalıştım. Bugün yine bu konuyu ele alacağım. Belli ki önümüzdeki dönemde sık sık bu konuyu tekrar tekrar konuşmamız gerekecek. Ve bu olayın gelişimini gelişiminde yaşanacak yeni olayları konuşacağız herhalde. “İran’ın cevabı ne olur?” diye bir soru var ortada. Ve ne zamandır bu soru, yani cinayetin, suikastın gerçekleşmesinin hemen ardından bu soru soruluyor ve merakla herkes cevabını bekliyor tabii. Çok değişik spekülasyonlar var. Çok değişik tezler var, iddialar var. Ama hepsinin birleştiği bir nokta var, o da şu: İran muhakkak cevap verecek, kendini vermek zorunda hissedecek. Ama bu cevabı bir panikle, hemen, aniden bir reaksiyon olarak vermeyeceğini gördük. Irak’ta birkaç tane Amerikan hedefine yönelik füze saldırısı sayılmazsa, şu âna kadar misilleme anlamına gelebilecek herhangi bir şey kaydedilmedi — ne Irak’ta, ne bölgenin başka ülkelerinde ve tabii ki en önemlisi Amerika Birleşik Devletleri’nin kendisinde. Bunu söylüyorum, çünkü Amerikalılar için terör saldırısı kendi topraklarında olmadığı müddetçe çok da önemli bir şey olmayabiliyor. Ama 11 Eylül ile beraber işin rengi değişti. Ve Amerikan topraklarında, Amerika’nın içinde çok ciddi terör saldırılarının gerçekleştirilebilmiş olması Amerika’daki bütün dengeleri, güvenlik konseptini vs., hepsini değiştirmişti. O tarihten bu yana da hep bir şekilde bu soru sorulur oldu: Acaba Amerika’nın içerisinde yeni saldırılar olur mu? Birtakım saldırılar var. Bunları IŞİD’e yakın ya da El Kaide’ye yakın kişilerin gerçekleştirdiği iddia edildi. Ama bunlar açık ve net bir şekilde 11 Eylül’deki gibi organize saldırılar olmadı. Dolayısıyla 11 Eylül’den bu yana ABD’nin ciddi anlamda büyük bir saldırıya, terör saldırısına maruz kalmadığı söylenebilir — Boston Maratonu’ndaki saldırı hariç. Oradaki iki kardeş de doğrudan bir örgütsel ilişkiyle değil, esinlenerek bu saldırıyı yapmışlardı. Bildiğim kadarıyla birtakım operasyonlar, FBI’ın yaptığı operasyonlarla yakalananlar, ortaya çıkarıldığı söylenen birtakım saldırı hazırlıkları vs. var. Ama 11 Eylül’den bu yana, Boston Maratonu’nu saymazsak çok da fazla terör saldırısına maruz kalmadı. Şimdi de ilk soru bence, İran misilleme yaparken Amerikan topraklarını düşünecek mi? Bu olayı bambaşka bir yere taşır. Yapar mı? Açıkçası sanmıyorum. Yapabilir mi? Kesinlikle yapabilir diye düşünüyorum. Ama yapacağını açıkçası sanmıyorum. Neye dayanarak böyle söylüyorum? Zaten şu anda dünyada büyük ölçüde yalnız olduğu, yanında kimsenin tam olarak yer alamadığı bir ülke İran. Rusya’yla çok ciddi bir stratejik ilişkisi var bölgede, özellikle Suriye’de. Ama buna rağmen Rusya’nın çok yanında durmadığını bu Kasım Süleymani olayında da görüyoruz. Çin’le arasının fena olduğu söylenemez. Ama Çin de bu tür İran’ın kendi gündeminde yaptığı işlerin yanında durmaya çok fazla gönüllü gözükmüyor. Avrupa ile belli bir ilişkisi var, onu da biliyoruz. Özellikle nükleer tartışmada Trump’ın politikalarına karşı Avrupa Birliği’nden belli destekler alabiliyor. Ama bunların hepsi de bir yerde duruyor. Kasım Süleymani gibi bir ismi savunmak o kadar kolay bir şey değil. Kasım Süleymani bir diplomat değildi, bir siyasetçi değildi. Özellikle İran dışındaki topraklarda değişik silahlı güçleri örgütleyen, onlara para sağlayan, onlara silah sağlayan ve onlara doğrudan akıl fikir veren ve hatta onlara komuta eden bir kişiydi. Sonunda kanlı bir kişiydi, bir savaş insanıydı. Dolayısıyla İran’ın yürüttüğü bu savaşların, büyük ölçüde vekâlet savaşlarının kimse yanında kolay kolay durmak istemeyecektir. Dolayısıyla doğrudan ABD’nin kendi topraklarında ve sivil hedeflere yönelik saldırıların çok olacağını sanmıyorum. Buna karşılık birtakım askerî hedeflere saldırmak isteyecek. Tabii ki öncelikle Irak geliyor akla. Zaten Irak parlamentosu yabancı askerlerin çıkarılması yolunda bir karar aldı. Ne derece gerçekleşir, o ayrı bir konu. Ama şunu biliyoruz: ABD’nin ordusunun olduğu Ortadoğu’da ve Asya’da hemen hemen her yerde İran’ın bir gücü, nüfuzu var. Mesela Afganistan’da, mesela Irak’ta, mesela Suriye’de — ki Amerikan askerleri çekildi sayılır. Ama onun dışında Körfez’de, Amerika’nın etkili olduğu, bir şekilde askerlerini bulundurduğu, temsilcilerini bulunduğu yerlerde İran’ın bir nüfuzu var. Ve buralarda silahlı saldırıları düzenleyebilecek bir altyapıya sahip olduğu kanısındayım. Dolayısıyla öncelikle Amerikan askerî hedefleri, ardından Amerikan diplomatik hedefleri herhalde göz önüne alınacaktır. Ama bir diğer olay da tabii ki ABD’nin, Trump’ın bölgedeki müttefikleri, başta İsrail ama aynı zamanda Körfez ülkeleri, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi. Bunlara yönelik olarak da İran birtakım saldırılar, misillemeler düşünüyor olabilir. Devrimden bu yana silah üzerinden örgütlenmiş bir devletten bahsediyoruz. Uzun bir süre Irak’la savaşmış, savaşmak zorunda kalmıştı. Batı’nın kışkırtmasıyla Saddam Hüseyin İran’ı devirmeye, İran’daki rejimi devirmeye çalıştı, ama başaramadı. Dolayısıyla askerî bir rejim söz konusu İran’da. Bu askerî rejim hem toprağın içerisinde hem de kendi topraklarının dışındaki nüfuz alanlarında da aynı şekilde militarizm üzerinden, askerî danışmanlar, silah vs. üzerinden kollarını yaymış olan bir rejim var. Dolayısıyla silah İranlılar’ın bildiği, iyi bildikleri bir şey. Silahın ötesinde, tarihte bunun çok çarpıcı örnekleri var. Özellikle Lübnan’da, Batı’ya, ABD dahil Batı’ya çok büyük darbeler indirmiş bir hareket söz konusu. Ve bu hareketin arkasında da esas olarak İran vardı. İran’ın istihbarat ve Kudüs Gücü gibi örgütleri vardı. Dolayısıyla deneyimli bir devlet söz konusu. Bu tür suikaste karşı, Süleymani suikastine karşı benzer birtakım hareketleri yapabilecek, daha önce yapmış ve bundan sonra da yapabilecek bir ülke. Bu sadece bölge ile sınırlı kalmayabilir. Daha önce değişik örnekleri yaşandı. Latin Amerika’da bile örtülü operasyon yaptığı iddia edilen bir ülkeden bahsediyoruz. Dolayısıyla çok daha geniş bir spektrumda, çok daha geniş bir ölçekte İran misilleme arayışına gidebilir. Ama düşünmemiz gereken bir diğer husus da İran’daki diploması geleneği. Bu konuda zaten adı çıkmış bir ülke, diplomasi becerisi ile. İran devriminden sonra da İslam devletinin inşasından sonra da her ne kadar başta ABD olmak üzere Batı’ya çok ciddi meydan okumuş olsa da İran’ın iyi kötü diplomatik ilişkilerini, Batı’yla da dünyanın diğer kısımlarıyla da ekonomik ilişkilerini sürdürebildiğine tanık olduk. Bu dönemde de İran’ın bütün misilleme perspektiflerini aynı zamanda bir diplomatik ayardan geçirerek yapmak isteyeceğini düşünüyorum. Diplomatik ayar denince de büyük bir ihtimalle saldırıların çapının çok yüksek tutulmayacağı kanısındayım. Ama öncelikle Irak’ta bir şey denenecek, bu belli oldu. Irak’ta ABD’nin iyice etkisizleştirilmesi…, önümüzdeki günlerde buna tanık olabiliriz. Galip Dalay’ın bugün Karar‘daki yazısında bu konuda çok kapsamlı analizler var, okumanızı tavsiye ederim. Burada ilginç bir olay yaşanıyor İran’la Amerika Birleşik Devletleri arasında. İki düşman devlet olarak bilinen ABD ile İran, önce Afganistan’da Taliban ve El Kaide’ye karşı savaşta, ardından Irak’ta El Kaide’ye ve daha sonra IŞİD’e karşı savaşta bayağı birlikte hareket ettiler. Hatta bunların kimisi doğrudan değil dolaylı oldu. Kimisi de doğrudan oldu. Süleymani’nin özellikle Afganistan’da ve sonra da Irak’ta ABD ile kurulan ilişkilerde doğrudan önemli bir aktör olarak ortaya çıkmış olduğunu da biliyoruz. Hatta kendisinin değişik vesilelerle Amerikalı yetkililere mektuplar yolladığını da biliyoruz. Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında ortak düşmana karşı birleşme refleksi tarihte çok oldu. Afganistan bunlardan biriydi. Irak bunlardan ikincisi oldu en bariz şekilde. Şimdi birbirleriyle düşman oldukları zaman ortak düşman olarak belirledikleri, özellikle El Kaide ve tabii ki IŞİD, bu durumdan ciddi bir şekilde istifade edecek. Ve bu noktada, İran’ın daha önce El Kaide ile hem savaşıp hem de birtakım örtülü ilişkiler kurmuş olduğu yolunda çok güçlü iddialar var. Önümüzdeki dönemde İran pekâlâ ABD’nin ve Batı’nın IŞİD ve benzeri yapılardan korkusunu çok ciddi bir şekilde kullanabilir ve bir diğer misilleme de bu olabilir. Şunu unutmayalım: Kasım Süleymani bugün Suriye’de IŞİD’in etkisizleştirilmesi, IŞİD ve El Kaide benzeri yapıların etkisizleştirilmesinde çok önemli rol oynamış bir figürdü. Aynı şekilde Irak’ta da IŞİD’in tasfiyesinde önemli roller oynamış bir figürdü. Tabii ki sadece o değildi; özellikle Suriye’de Amerikalılar ve onların müttefikleri olan Kürtler de vardı. Irak’ta da yine Kürtler vardı. Şiilerin kendi ordusu ve Amerikan ordusu yine vardı. Ama Kasım Süleymani gerçekten çok önemli bir rol oynamıştı. Daha doğrusu o ve onun yönettiği Kudüs Savaşçıları. Dolayısıyla bu Kudüs Savaşçıları ya da Kasım Süleymani’nin yerini alacak olan, almış olan kişi ve kişiler ve İran devleti tabii ki, IŞİD gibi yapılara bakışını pekâlâ değiştirebilir. Onların üzerinde baskı uygulamak yerine önlerini açabilir. Özellikle Batı’ya ve ABD’ye yönelik saldırılar konusunda, onların önünü pekâlâ açabilir — ki İran’ın tarihinde, yakın dönem tarihinde bu konuda İran’a atfedilen çok sayıda ilişki var. En kolay yapabileceklerinden birisi de belki budur. İran zor durumda. Ekonomik açıdan zor durumda. Ambargodan dolayı çok ciddi bir şekilde zorluk çekiyor. Öte yandan çok ciddi toplumsal muhalefet de son dönemde özellikle tekrar kendini göstermeye başlamıştı. Ve en son yapılan gösteriler çok sert bir şekilde bastırıldı ve bu bastırmada da yine Devrim Muhafızları’nın çok önemli bir rolü olmuştu. Bütün bunları tabii ki gözetmek lâzım. İran çok güçlü değil; ama güçsüz zamanında bile tavır alabilen, hareket edebilen, başkasının canını acıtan bir ülke. Bunu akıldan çıkarmamak lâzım. Çok karşıma çıkıyor, “İran’ın ahı gitmiş vahı kalmış, buradan bir şey çıkmaz” diye birtakım sözümona değerlendirmeler var. İran hiçbir zaman yabana atılmaması gereken, hep ciddiye alınması gereken bir ülke. Öte yandan şu âna kadar özellikle Amerikan medyasında çıkan yazılara, yorumlara baktığımız zaman, Trump’ın bu saldırıyı, suikasti çok da fazla ince eleyip sık dokuyarak emretmemiş olduğu anlaşılıyor. Yapmış ve sonrasına bakarız demiş anlaşılan — ki bu Trump’a çok yakışan bir tavır. Amerika Birleşik Devletleri’nin eski devlet yapısının büyük ölçüde değiştiği, Trump ile beraber dönüştüğü mâlûm. Daha serinkanlı düşünme, hem askerî hem diplomatik açıdan geri plana itilmiş durumda, o da mâlûm. Dolayısıyla bu olay, bu saldırı Trump’ın şu anda çok işine yaramış gözüküyor ve genel olarak çok da fazla eleştiri almıyor. Ancak arkasını hesaplayamadığı için, devamını çok da fazla önemsemediği için diyelim, kendi aleyhine sonuçlar doğurabilir. İşte bu noktada İran’ın nasıl bir tutum izleyeceği daha fazla önem kazanıyor. Eğer aceleci bir şekilde çok can acıtıcı, sert birtakım saldırılarla savaşı tırmandırırsa ve Trump da buna karşılık daha önce söylediğim gibi İran’daki kültürel değerleri de kapsayacak bir şekilde misillemeler yaparsa bu karşılıklı misillemelerle çok daha büyük bir kaos, kargaşa yaşanır. Ve bundan İran’ın kaybı çok daha büyük olur. Dolayısıyla İran’ın daha dengeli, ama hiçbir zaman intikam duygusunu geri plana atmadan, olabildiğince az ama öz bir şekilde Amerika Birleşik Devletleri’nin ve Trump’ın canını acıtabilecek birtakım şeyleri düşüneceğini varsayıyorum. Bu noktada daha önce de söylemiştim, Türkiye’yi hiçbir zaman geri plana itmeyeceklerdir. Çünkü Türkiye’de çok ciddi bir Amerikan varlığı var. Bu Amerikan varlığı diplomatik olarak, askerî olarak, istihbarat olarak var. Ve bunların büyük bir kısmının da uzun bir süredir İran’ın, nasıl söyleyelim, takibinde olduğu muhakkak. Dolayısıyla hiç temenni etmiyorum ama Türkiye gibi bir ülke de pekâlâ İran’ın misilleme alanlarından birisi olabilir. Evet, çok da fazla uzatmaya gerek yok. Yakında nasıl olsa ilk ciddi misillemeleri görürüz. Onun üzerinden daha fazla konuşuruz. Ama şöyle toparlamak istiyorum: İran muhakkak cevap vermek isteyecek ve verecek. Ama bu cevabın anlık bir cevap değil de bir süreç içerisinde, bir diplomasi ile eş koşulmuş bir misilleme süreci olacağı kanısındayım. İran’ın işi kesinlikle kolay değil çünkü çok yalnız. Ama Amerika Birleşik Devletleri de İran’ın kolay lokma olmadığını bu zamana kadar biliyordu. Trump bunu yokmuş gibi kabul etti, umursamadı. Ama tahmin ediyorum Trump da İran’ın hiç de öyle kolay bir lokma olmadığını görecek ve bütün bunun sonucunda tabii bu yaşanacak her türlü gerginlik bölge haklarının birinci derecede faturasını ödediği bir gerginlik olacak. Biz de maalesef buna dahil olacağız. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus