Erdoğan’ın İsmail Ağa Cemaati ziyaretinin anlamı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Semanur Kızılarslan

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha Nakşibendiliğin İsmailağa Cemaati’ni ziyaret etti — merkezlerini. Orada Şeyh Mahmut Ustaosmanoğlu’nu değil de –çünkü kendisi orada değilmiş– oğlu Ahmet Ustaosmanoğlu’yla, Mahmut Ustaosmanoğlu’nun yerine geçmesi beklenen –tabii ki vefatından sonra– Hasan Kılıç’la görüşmüş. Fotoğraflarını bu cemaat servis etti, daha önce de olduğu gibi — daha önce Binali Yıldırım’ın da bir ziyareti vardı biliyorsunuz. Onu da duyurmuşlardı. Çay içmişler, hurmayla bisküvi yemişler. Sohbet etmişler. Bunun nasıl bir anlamı var? Bunu tabii ki farklı şekillerde yorumlamak mümkün. Ama ben bu fotoğrafları gördüğümde –ki yıllardır bu konularda çalışan bir gazeteciyim, İslami hareketler konusunda, tarikatlar konusunda–, ben bu fotoğrafı gördüğüm zaman bir güç fotoğrafı görmedim. Bir kader birliği fotoğrafı olarak hissettim. Kimilerine zorlama gelebilir, ama artık bana bu fotoğraf, devirleri kapanmakta olan iki farklı yapının bir araya gelmesi gibi geldi. Neden devirleri kapanıyor? Erdoğan çok güçlü, İsmailağa Cemaati de çok güçlü, Türkiye’nin en önde gelen İslamî cemaatlerinden birisi oldu. Belki de birincisidir. Fethullahçılık devre dışı kalınca, bir de Nakşibendiliğin bir zamanlar çok güçlü olan İskender Paşa kolu bayağı bir gerileyince, İsmailağa’yla Menzil belki de en öne çıkan iki tarikat oldular. Türkiye’de tabii farklı cemaatler de var, farklı tarikatlar da var; ama Türkiye’de cemaat, tarikat denince akla İsmailağa ve Menzil geliyor. Bunlar aslında, ikisi de Nakşibendi olmakla beraber birbirlerinden çok farklı yapılar. Bunların uzun uzun üzerinde konuşmayı şu aşamada, yani bu yayında düşünmüyorum. Ama ikisinin de ayrı ayrı özellikleri var ve ikisinin de ayrı ayrı Erdoğan’ın gözünde önemi var. Ama şunu da biliyoruz ki Erdoğan’ın şu âna kadar Menzil dergâhıyla ilgili bir fotoğrafını görmedik. Daha önce Davutoğlu’nun vardı. İstanbul’a geldiğinde bir ara kendisinin “Gavs” adı verilen Abdulbaki Erol’u ziyaret ettiğini, onun fotoğrafını görmüştük. Davutoğlu o sırada başbakandı ve AKP Genel Başkanı’ydı diye hatırlıyorum. Ama Erdoğan’ın görmedik. Bu ziyaret etmediği anlamına gelmiyor tabii. Ya da görüldüyse bile ben kaçırmış olabilirim, ama sanmıyorum. Mahmut Hoca, yani İsmailağa Erdoğan’a daha yakın bir yer. Bir kere İstanbul. İstanbul’da siyaset yapan birisi olarak önce il başkanlığı yaptı Refah Partisi’nde, ardından belediye başkanlığı, daha sonrası farklı tabii. Hep bu hareketle, İsmailağa Cemaati’yle içli dışlı oldu Tayyip Erdoğan. Onların hukuku çok eskiye gidiyor. Yani yakın zamanın bir olayı değil, çok eskiye gidiyor. Ama değişik dönemlerde, değişik türde ilişkiler oldu. Refah Partisi döneminde, Erdoğan’ın belediye başkan adaylığı döneminde İsmailağa Cemaati ona destek vermişti ve aktif olarak kazanması için çalışmıştı. O zamandan bu zamana da siyasî tercihlerinin Erdoğan’dan yana olduğunu biliyorum. Ama bir yerden sonra bu iki yapının birbirine çok sıkı kenetlenmiş olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü her ikisinin de ayrı ayrı alanları var. Fakat şunu söyleyebiliriz: Erdoğan, iktidarı tekeline alması ile beraber, son yıllarda tek adam yönetimi inşası ile beraber, özellikle de Fethullahçılarla tam bir savaşa girmesinden itibaren, cemaatlerle ilişkisini de ona göre dizayn etti, düzenledi ve cemaatlerden tam anlamıyla kendisine bağlı olmalarını talep etti. Değişik dönemlerde değişik anlarda referandum zamanı ya da Fethullahçılıkla mücadelenin değişik anlarında cemaatlerinin kendisi olmasa bile yan kuruluşlarının yani onlara bağlı vakıf, dernek gibi kuruluşların ortak açıklamalarla Erdoğan’a destek verdiklerini biliyoruz. Bunlardan biri de İsmailağa Cemaati’ydi — ki Erdoğan için bunlardan en değerli olanı da oydu.

Başa dönecek olursak; neden kader birliği? Çünkü artık –birçok insan bıktı, farkındayım ama– Erdoğan artık ülkeyi yönetemiyor. Çok ciddi bir krizin içerisinde ve bu krizden çıkabilmesi için hemen hemen hiçbir imkân yok. Ancak bunu uzatmayı becerebiliyor, öyle görüyorum. Ve bu anlamda onun iktidardaki ömrünü uzatmasına katkıda bulunabilecek herkesle, her yapıyla bir şekilde ilişkilerini sürdürmesi gerekiyor. Bu anlamda İsmailağa Cemaati de önemli bir yer.  Öte yandan İsmailağa Cemaati de bütün büyümesine, güçlenmesine rağmen çok ciddi bir kriz halinde. Bunun birçok nedeni var.  Öncelikle siyasî iktidarla bu kadar içli dışlı olmasıyla beraber cemaat birçok özelliğinden feragat etmiş oldu. Bir kere çok net bir şekilde dünyevîleşti. Zaten dünyevî yönü vardı, iyice dünyevîleşti. Ama şunu söyleyebilirim: Seksenli yılların sonları, doksanlı yılların başlarında İsmailağa Cemaati ulaşılması zor, girilmesi zor, ne yaptığı tam bilinmeyen bir yapıydı. Esrarengiz bir yapıydı. Esrarengizliği nedeniyle kimileri ondan korkuyor, kimileri de ona gıpta ediyordu, ona imreniyordu. Şimdi esrarengiz hiçbir şey kalmadı, her şey ortada. Görüyoruz. Fotoğraflarını kendileri çekip kendileri servis ediyor. Call center’ı olan bir cemaatten bahsediyoruz. Bu call center, yani insanların danışma yaptıkları, cemaate danıştıkları, birtakım fıkhî konularda akıl sordukları bir yer. Bu sorular görevli birtakım gençler tarafından değerlendiriliyor vs. Artık bu, cemaatlerin bambaşka bir yere geldiğini, hani yeni tabirle ”level atladığını”, ama aynı zamanda onları, tarikatları tarikat yapan özelliklerinden de feragat ettikleri anlamına geliyor. Şu aşamada baktığımızda benim cemaatleri ilk çalıştığım 80 ortaları 90 başlarında onlara atfettiğim ve onlarda gördüğüm ya da görmeye çalıştığım hususların büyük bir kısmının artık kaybolduğunu görüyorum. Ve bu, biraz değil büyük ölçüde AKP iktidarıyla beraber oldu. AKP iktidarıyla beraber bu efsanelerin ayaklarının yere bastığını gördük. Ve aslında kaba tabiriyle söyleyecek olursak, senin benim gibi insanlar olduklarını gördük. Artık burada bir efsun kalmadı. Sihir kalmadı. İsmailağa Cemaati hâlâ bunu biraz korumaya çalışıyor, Menzil biraz korumaya çalışıyor. Ama baktığımız zaman bunlar Türkiye’de toplumun içerisinde kurumlardan birisi oldular. Yani bunlara ayrı bir önem vermek, korkmak ya da sevmek anlamında onları ayrı bir yere koymak artık çok fazla mümkün değil. Sıradanlaştılar. Evet, sıradanlaştılar, normalleştiler. Normalleşmiş olmaları bu hareketlerin, bu yapıların en büyük sermayelerinin ellerinden gitmesine neden oldu bence. Eğer anormal durumda olsaydı; hâlâ ulaşılamaz, merak edilen, korkulan ya da imrenilen bir yer olma özelliklerini muhafaza etselerdi, bugün o fotoğrafa çok daha fazla anlam verirdik. Bugün eğer Erdoğan’ın İsmailağa Cemaati’ndeki fotoğrafları çok da fazla heyecan yaratmıyorsa bunun nedeni bu yapıların artık normalleşmesi, sıradanlaşmasıdır. Ve sıradanlaştıkça da tabii ki ciddi bir sorun yaşıyorlar. Bir taraftan büyüyorlar, şişiyorlar. Ben bunu zamanında Refah Partisi’nin yükseliş döneminde hormonlu büyüme olarak tanımlamıştım. Cemaatlere bu çok daha fazla uyuyor. İsmailağa’ya ve hele hele Menzil’e hormonlu büyümeyi çok uygun bulabiliriz. Hormonlu büyüyorlar, ama artık nasıl hormonlu domatesin ya da diğer meyvelerin sebzelerin tadı yoksa bunların da tadı yok. Eski tatları yok, ama büyüyorlar. Şatafatlı bir büyüme; ama baktığımız zaman aslında içi büyük ölçüde boşalıyor. Dolayısıyla burada Erdoğan ve İsmailağa bir anlamda kader birliği ediyorlar. Çünkü Türkiye’de gerek Erdoğan’a gerek İsmailağa ve diğer cemaatlere kendilerinden olmayan kişiler tarafından çok büyük anlamlar yüklenmişti. Genellikle kendilerinden olmayan kişiler bunlara korkuyla yaklaşmışlar ve bunları bir korku objesi haline getirmişlerdi. Ama baktığımız zaman, gördüğümüz zaman, aslında hiç de öyle sandıkları gibi, kafalarında büyüttükleri gibi olmadığını gördüler. Tabii ki bu arada Erdoğan iktidarıyla beraber Türkiye’de çok şeyler yaşandı. Özellikle son yıllarda Türkiye demokrasiden, hukuk devletinden vs. çok uzaklaştı, temel hak ve özgürlüklerden çok ciddi bir şekilde uzaklaştı. Cemaatler de kontrol ettikleri alanlar geliştikçe iyice semirdiler vs.. Ama baktığımız zaman, örneğin ne oldu? Büyükşehir belediyeleri AKP’den CHP’ye geçtiği zaman birçok cemaatin çok ciddi bir ekonomik kriz yaşadığını ya da yaşayacağını gördük. Neden böyle oldu? Çünkü bu büyüme kendi öz kaynaklarıyla olmadı… Tam ekonomiyi buraya uyarlayabiliriz; bu bir şirket aslında. Cemaatlerin hepsi bir şirkete dönüştü. Bunu ilk başlatan İskenderpaşa’da Mahmut Esad Coşan’dı. Avusturalya’da trafik kazasında hayatını kaybetti. Esad Coşan, o Türkiye’nin ilk akla gelen Nakşibendi cemaati olan İskenderpaşa’yı holdinglere dönüştürdü. Önce şirketler sonra holdinge dönüştürdü. Ve o kadar büyüdükçe İskenderpaşa anlamını ve değerini kaybetti. Şimdi baktığımız zaman, bütün cemaatler için üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri görüyoruz. Ve onlar şirketleştikçe, holdingleştikçe, cemaat olma vasıflarını yitiriyorlar. Ve cemaat olma vasıflarını yitirdikçe de albenileri kalmıyor. Bugün Erdoğan’ın krizine İsmailağa Cemaati’nin sunabileceği tek çözüm dua etmektir. Başka bir şey yapabileceklerini sanmıyorum. Çünkü onlar zaten her türlü desteği gerektiği zaman Erdoğan’a verdiler ve verecekler. Ama onların desteğinin yetmediğini en son İstanbul seçimlerinde gördük. Binali Yıldırım ile beraber fotoğraflar çektiler, bunu servis ettiler. Aslında çok riskliydi onlar için. Ve de öyle oldu. Binali Yıldırım’la beraber onlar da kaybetti. Eskiden cemaatler siyasetçilerle bu kadar aleni içli dışlı olmazlar ve dolayısıyla siyasetçilerin yaşadıkları krizlerden doğrudan etkilenmezlerdi. Ama şimdi iktidar gözlerini kamaştırmış olduğu için siyasetçilerle beraber bulunmayı çok seviyorlar. Ve ondan sonra da tabii siyasetçilerin başına gelenler onların da başına gelmiş oluyor. Ya da o eski “Almanlar kaybedince biz de kaybetmiş sayıldık” olayını bugüne uyarlarsak, örneğin İstanbul’da Binali Yıldırım kaybedince İsmailağa Cemaati de kaybetmiş oldu. Şimdi büyük bir ihtimalle ona yakın kesimler, ”Ne alâkası var? Biz siyasetler üstüyüz” diyecektir. Ama yok; Türkiye’de artık siyasetler üstü bir cemaatin kaldığı kanısında değilim. Bir kere Erdoğan buna izin vermiyor. Kendisinden uzak olan, kendisine bağlılık göstermeyen cemaatlerin önünü çok ciddi bir şekilde tıkadı, tıkıyor. Öte yandan cemaatler de buna gönüllü oluyorlar. Yıllardır iktidarlar tarafından dışlanmış, kenara itilmiş olmanın hıncını AKP iktidarı döneminde bir şekilde çıkarttılar. Ama AKP iktidarının, Erdoğan iktidarının yaşadığı kriz onların da krizi anlamına geldi sonuçta. Evet, tekrar başa dönelim: Bu fotoğraf İsmailağa Cemaati’ni ziyaret eden, orada Mahmut Ustaosmanoğlu’nun oğlu Ahmet Ustaosmanoğlu ve Mahmut Hoca’nın yerini alması beklenen Hasan Kılıç’la buluşan Erdoğan’ın, onlarla beraber çay içen Erdoğan’ın, tabii ki olayın, ziyaretin çok kişisel manevi bir yönü var ama siyasî anlamda bakacak olursak, bu birlikte kazananların birlikte kaybettiklerinin bir fotoğrafı bana göre. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus