Alevi kimliğinin inkarı: Nereye kadar?

Yayına hazırlayan: Deniz Dursun

Merhaba, iyi günler. İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi, cemevlerini ibadethane sayıp buralara birtakım harcamalarının belediye tarafından üstlenilmesi kararı almıştı. Ardından gözler İstanbul’a çevrildi; İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nde ise cemevlerinin ibadethane statüsü kabul edilmedi, buna karşılık masraflarının belediye tarafından üstlenmesi kabul edildi. Daha doğrusu CHP’lilerin İYİ Parti’yle beraber verdiği önerge, komisyonda ibadethane kısmı kaldırılarak kabul edildi. Çünkü İstanbul’da belediye meclisindeki komisyonlarda muhalefet –yani AKP ve MHP– çoğunlukta, belediye meclisinde istedikleri kararları daha kolay geçirebiliyorlar. Burada statü konusunda yine AKP engeliyle karşılaşılmış oldu. AKP’nin sözcüsü Tevfik Göksu –aynı zamanda Esenler Belediye Başkanı– bu konunun uzmanlara, din âlimlerine ya da din konusunda çalışan kişilere ve teologlara bırakılması gerektiğini söyledi. Bu ne demek? Bunun anlamı şu: Cemevleri ibadethane değildir demek. Çünkü Tevfik Göksu’nun havale ettiği –ki öyle bir havale ediyor ama havada kalan bir şey, kimse de bunu üstlenmiş değil–, diyelim ki onun tanımladığı yerde ilahiyatçılar var ve ilahiyatçılar da Türkiye’de Sünni ilahiyatçılar ve onların gözünde caminin dışında bir ibadethane kesinlikle yok. Bu cemevi meselesi zaten AKP iktidarının en çok karşısına çıkan, AKP’yi en çok rahatsız eden hususlardan birisi oldu. 2007 yılında AKP bir açılım –birçok açılımı birden yapmıştı; Roman açılımı, Kürt açılımı gibi– yapmıştı ve bunlardan birisi de Alevi açılımıydı. İlk başta Alevi kuruluşların çok büyük bir temkinle ve şüpheyle yaklaştığı bir açılımdı; ama yine de belli bir ilgi yaratmıştı. Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bir Muharrem İftarı’na katılmıştı, AKP içerisinde Alevi milletvekilleri vardı, bunlardan Reha Çamuroğlu özel olarak bu açılımın kilit bir yerinde duruyordu. Bir şeyler olur gibi oldu, ama sonunda bütün bunlar komisyona havale edildi. Komisyon dediğimiz, Alevi çalıştayları yapıldı, yedi çalıştay birden yapıldı. Çalıştayların sonunda, 2010 yılında 200 sayfalık bir rapor hazırlandı. Sıfıra sıfır elde var sıfır, hiçbir şey değişmedi. Raporlarda söylenenler, çalıştaylarda söylenenler, tartışılanlar, vaat edilenler, beklenenler, bütün bunların hepsi geride kaldı, tam anlamıyla havanda su dövüldü. 

Bunun nedeni çok açık; Türkiye’de iktidarı elinde tutan kesim Aleviliğe hâlâ önyargıyla yaklaşıyor; Alevi kimliğinin kendini tanımlamasına, kendi bildiği gibi bir hayat yaşamasına çok fazla tahammül göstermiyor. Engelleyemese bile önünü açmıyor, öyle diyelim. Türkiye’de AKP iktidarının Alevilik konusundaki çizgisi aslında Alevi kimliğini inkâr çizgisi; ama bu inkâr açıkça yapılamadığı için, hep bir şekilde varlığı kabul ediliyormuş gibi yapılıp bir şeyler üretiliyormuş, birtakım çözüm önerileri geliştiriliyormuş gibi yapılıp sonunda varılan yer statüko. Statüko nedir? Alevilerin kendi imkânlarıyla yaptıkları, yapabildikleridir. Örneğin, 2013 Ekim ayında iktidara yakın gazetelerde Aleviler konusunda yeni açılımlar, yeni projeler dile getiriliyor mesela. Orada baktığımız zaman, devleti yönetenlerin, AKP iktidarının şöyle bir tespiti var: Cemevleri için aslında statüye gerek yok, cemevlerine bir statü tanımaya gerek yok; cemevleri, cemevleridir. Orada üç tane seçenek söz konusu olmuş — ki uzun zamandır bu seçenek masada: birincisi, cemevlerini kültür merkezi olarak kabul etmek; ikincisi, inanç ve kültür merkezi olarak kabul etmek; üçüncüsü, ibadethane olarak kabul etmek. Ama devletimiz ne yapıyor? Bunların hiçbirini kabul etmiyor; çünkü kendilerine göre hepsinin artıları ve eksileri var. Dolayısıyla hiçbirini kabul etmeyip “cemevi, cemevidir” deniyor, yani cemevlerine bir statü uygun görülmüyor. 2013’teki haberlere baktığımız zaman, devletin cemevlerine bahşetmeyi düşündüğü şeyler: arsa temini, elektrik, su gibi masrafların karşılanması ya da onlardan para alınmaması ve iki personel için maaş ödenmesi. Ama bu iki personel için maaşın kim tarafından, nasıl ödeneceği belli olmadığı için tabii bu da askıda kalıyor. Bunlarla dönem dönem devletin Alevilere yönelik –özellikle cemevlerine yönelik– birtakım vaatleri, birtakım girişimleri olduğunu görüyoruz; ama bunların hepsi kısa vadede gerçekleştirilmiyor –gerçekleştirilemiyor demiyorum, gerçekleştirilmiyor–, vazgeçiliyor ve unutuluyor; ama hep sonra bir şekilde tekrar hatırlanıyor. Örneğin, 2014 Kasım ayında Ahmet Davutoğlu’nun başbakan olduğu dönemde yine Alevi kimliği meselesi gündeme geldiğindeki vaatlere bakar mısınız? “Devletin cemevlerinin giderlerine destek olması” — yani giderlerini karşılamak değil, destek olması. “Bürokraside Alevi kimliğine karşı önyargılara karşı önlem” — bu aslında ileri bir adım sayılabilir, önyargı olduğunu kabul ediyorlar; ama önlem alınması gerektiğini söylüyorlar, ne önlem aldıkları da şüpheli; çünkü önyargının iki boyutu var: 1) devlette Alevi istihdamı konusunda bir önyargı var; 2) Alevilerin devletle olan işlerini kolaylıkla görebilmesi konusunda önyargı var. Bu konuda herkes ısrarla, devleti yönetenler, ayrımcılık yapılmadığını söylüyorlar; ama Alevilerle konuştuğumuz zaman ayrımcılığı yaşaya yaşaya artık o kadar içselleştirmişler ki, şikâyet etmekten bile vazgeçer hale geldiklerini görüyorsunuz. Türkiye’de şu anda AKP iktidarında üst düzey yönetici olarak bakan, komisyon başkanı, üst düzey bürokrat olarak kaç tane Alevi vardır? Bu soruyu zaman zaman sormaya kalktığımız zaman, bu soruyu sormanın ayrımcılık olduğunu ileri sürerek cevap vermeyi reddediyor ülkeyi yönetenler. Ama kendileri de biliyor ki bu sorunun cevabı çok net: Sıfır, ya da sıfıra yakın diyelim, böyle bir durum var. 

Alevilik kimliğinin inkârının tarihsel nedenleri var, kültürel nedenleri var, siyasî nedenleri var, birçok nedeni var; ama bu nedenlerin hiçbirisi Türkiye’de milyonlarca Alevi’nin kimliğini özgür bir şekilde, istediği şekilde ve devletin imkânlarından da yararlanarak yaşamasına engel olamaz. Devletin imkânları derken… Başkalarının verip Alevilere aktarılacak şeylerden bahsetmiyoruz; çünkü bugün bizlerin hepimizden toplanan –hangi mezhepten olursak olalım, hangi inanç ya da inançsızlıktan olursak olalım toplanan– vergilerle Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum besleniyor –sürekli bütçesi artan bir kurum– ve bu kurum sadece ve sadece Sünniliğe ve onun da ağırlıkla –tamamen olmasa bile– Hanefi inancına göre hareket ediyor. Alevilerin, Aleviliğin Diyanet içerisinde herhangi bir yeri olmadığı muhakkak. Burada tabii bunu söylediğimiz zaman, “Aleviler Diyanet içerisinde yer almak istemiyor” diye hemen bir cevap yapıştırılıyor; halbuki işin rengi çok daha farklı. Aleviliğin içerisinde Diyanet’e bakışta farklı farklı eğilimler var, ancak Diyanet’in içinde ya da dışında, devletin topladığı vergilerle Alevilerin birtakım ihtiyaçlarının –nasıl Sünni vatandaşların karşılanıyorsa, Alevilerin de ihtiyaçlarının– karşılanması devletin, anayasanın eşitlik ilkesi gereği, öncelikli bir görevi. Ama burada sürekli topu taca atıyorlar. 

Böyle bir durumda işler CHP’nin birçok yerde büyükşehir belediyelerini ele almasıyla beraber değişmeye başladı. CHP’yi biliyoruz, siyasî olarak Alevi seçmenin büyük bir teveccühü var –tarihsel olarak–, CHP’nin içerisinde Alevi temsili hayli yüksek. Ama buna rağmen CHP’li belediyeler şu âna kadar Alevilik konusunda çok da büyük adımlar atmamışlardı, çünkü çok da büyük belediyeleri yoktu. Atsalar bile, atmış olsalar bile çok görünür değildi; ama şimdi büyükşehir belediyeleriyle beraber işin rengi değişmeye başladı. Tabii burada bir not düşmek lâzım: İzmir öteden beri CHP’nin elinde, ama ilk defa cemevlerine bir ibadethane statüsü sunuluyor. Burada tabii ki başkanın değişmiş olmasının ötesinde, 31 Mart sonrası oluşan atmosferle ilişkili bir durum bu. Şimdi İstanbul’da bu oldu; Tevfik Göksu bunu ilâhiyatçılara havale etti, ilâhiyatçılar da herhalde en fazla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söyleyeceği sözü söyleyeceklerdir. Nedir o söz, hep tekrarladığı? “Eğer Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse ben de Alevi’yim”. Halbuki böyle bir şey yok; Alevilik’te Hz. Ali’yi sevmek tabii ki çok merkezî bir yerde, ama Alevilik bunun ötesinde bir inanç ve kültür. Bunu herhalde en iyi bilenler de Sünniler olsa gerek; çünkü o inanç ve kültürle kendi aralarında benzerliklerin farklılıklardan daha az olması ya da farklılıkların daha çok olması nedeniyle bir mesafe koyuyorlar ve kendileri sayıca üstün oldukları için Alevilere bir şeyleri dayatabileceklerini düşünüyorlar — dayatıyorlar da, ama bu sürdürülebilir bir durum değil. Bunun değişmesi Türkiye’de çok şeyi değiştirebilir. Türkiye’de Kürt sorunu diyoruz, Alevi sorunu da var. Alevi sorununun en çarpıcı yönü aslında –önem olarak kıyaslamak doğru olmayabilir– Kürt sorununun bir şekilde sahipleri var, bir şekilde siyasî alanda da sahipleri var. Alevi sorununun sahipleri var, ama onlar o kadar da güçlü değiller. Dolayısıyla Alevi kimliği için verilen mücadele çok bölük pörçük bir mücadele ve zayıf bir mücadele. Bir anlamda Aleviler kendi kaderlerine terk edilmişler gibi. Bunu aşacaklar mı? Umarım en kısa zamanda aşarlar, çünkü Alevilik Türkiye’nin çok önemli bir değeri. Bu toprakların, bu coğrafyanın çok önemli bir değeri, kültürü ve Aleviler kendi ayakları üzerinde durmayı bilen insanlar, hep böyle oldu zaten; dışlandılar, hep dışlandılar. Dışlanmalarına rağmen tabii ki birçok zayiatla birlikte kimliklerini, inançlarını bugünlere kadar taşıdılar. Ama bundan sonra Türkiye’de çoğulcu demokrasinin yeniden tesis edilmesi halinde, ya da ilk kez sahici anlamda tesis edilmesi halinde, Alevilik daha görünür, daha güçlü, daha etkili ve tüm Türkiye’nin ileriye gitmesine daha fazla katkı sunan bir olgu haline gelecek. Ama iktidar bunu çok fazla istemiyor, değişik bahanelerle istemiyor. Tabii ki Aleviliğin açık bir inkârı yok, ama sonuçta siz, “Bunun kararını ilâhiyatçılar versin, teologlar versin” dediğiniz zaman, aslında bu inkârı sürdürmüş oluyorsunuz. 

Alevilik konusunda söylenecek çok şey var, ama şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Aleviliğin içerisindeki farklılıkları bahane edip Alevilere bir şey sunmama, Alevilerin taleplerini yerine getirmeme tavrı artık bir yerden sonra iflas etmeye mahkûm. Bugünler o günler. İktidar partisi kendisi bu siyasetten dönmeyebilir; ama tahminimce Türkiye’de zaten çok ciddi bir kriz yaşayan iktidarın yerine gelecek olan iktidarlar, öncelikli sorunlardan birisi olarak Alevilik sorununu, Alevilerin taleplerini, beklentilerini gündeme alıp onu çözme yolunda adımlar atacaklardır. Aksi takdirde Türkiye, Alevilerin taleplerinin ciddiye alınmadığı, önemsenmediği ve bu konuda Alevilerin önü, kimliklerini özgürce yaşayabilme noktasında önleri açılmadığı takdirde, Türkiye’nin barış içerisinde demokratik ve özgür bir ülke olarak yaşama imkânı bulunmuyor.  Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler. 

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar