Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (76): Olmayan korona stratejisi değişiyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba, iyi haftalar.  

Dünyanın ve Türkiye’nin tek gündem başlığı korona salgını. 

Bu kriz iyi yönetildi mi, erken davranıldı mı, yeterli hazırlık yapıldı mı? 

Biraz iyi niyetli bir iyimserlikle, özellikle Sağlık Bakanı’na bir kredi açılmıştı. Nispeten iyi yönetildi ve bazı önlemler erken alındı diye konuşuyorduk. Fakat kağıt üzerinde alınan önlemlerle alınan sonuçlar arasındaki açıya bakıldığında durum pek öyle görünmüyor. Mesela sınır kapılarının kapatılması, birtakım ulaşım düzenlemeleri gibi önlemlerin umre karantinasının yarattığı boşluk gibi uygulamalarla tam örtüşmediği gösterdi. Yine izolasyon konusunda, asker uğurlamaları, Cuma namazı gibi gelişmeler önlemlerin sonuca etkisinin zayıf olduğunu gösterdi. Zaman kazanarak önce davranıldığı iddiasının da sağlık çalışanları ve hastanelerdeki malzeme eksiğini tedarik etmek ve yeterli stok  yapmak konusunda bile iyi kullanılmadığı ortaya çıktı. Test ürettik hatta yurt dışına satacağız iddialarına rağmen, yüksek miktarda test uygulamasına hala başlanabilmiş değil.  Bütün bunları alt alta koyduğumuzda neyin iyi yönetildiği sorusunun cevabını vermek zorlaşıyor.  

“Bir şey yok önemli değil” sözü “bunu durdurmak mümkün değil” haline döndü. “Biz her şeyi yapıyoruz merak etmeyin, daha güçlüyüz” iddiası “hepimiz sorumluyuz”  haline dönen bir dil değişikliği başladı. Mesela, vakaların bulunduğu şehirleri ve bölgeleri işaret etmemek mahremiyet gerekçesine dayandırılmıştı ama sayı binleri açmışken vaka haritasının açıklanmıyor olmasının hiçbir makul sebebi yok. Dolayısıyla, elinizdeki bir listeye çentikler atarak her başlığı uyguladığınızı düşünmek doğru bir yaklaşım değil. Sadece kağıt üzerindeki bazı önlemlerin açıklanması ama hayata geçmemesi iyi yönetim anlamına gelmez. Elbette çabalayıp başaramamak affedilebilir bir kusur olabilir.  Yapabileceklerinizin sınırını kabul edip bunu açıkça ifade etmek de dürüstlüktür.  Ama “hiçbir şey olmayacak, gayet güçlüyüz, hazırız” deyip  sonra da olanlara “bunlar kaçınılmazdı” demek çok iyi bir yönetim stratejisi olmadığı gibi iyi bir iletişim yöntemi de değil. Ve bakanın da o pozitif krediyi sağlayan üslubunu da sertleştirmeye başladığını görüyoruz. 

Test kitleri neden önemli ve bu konudaki tavır ne anlatıyor?

Dünya Sağlık Örgütü, sağlık meslek kuruluşları ve uzmanlar testin en önemli izolasyon aracı olduğunu defalarca söylediler. Bunu Güney Kore ve Almanya örnekleri alanda doğruladı. Bu uyarıları bir kenara bıraksak bile sadece Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’nın ve iktidarın kendi söyledikleri açısından da baksak, test hadisesinde durum parlak değil. 1,5 ay önce dünyaya test satma fırsatından bahsediliyordu. Hatta bakan 500 bin  tane test kitinin Amerika’ya gönderildiğini söylemişti. Çok önden hazırlandık ve test konusunda çok hazırlıklıyız deniliyordu.  

Bugün itibarıyla vaka artış hızı en yüksek oranlara ulaşmış görünen Türkiye’nin test uygulamada en geri ülkeler arasında yer aldığını görüyoruz. Kore ve Almanya gibi iyi örneklerdeki günlük test  sayısına Türkiye’nin 15 günde bile erişemediğini görüyoruz. 15 günde yapabildiği test 20 bin. Oysa bunu her gün yapan ülkeler var. Dolayısıyla test konusundaki yaklaşım, aslında mesele ile nasıl ilişki kurulduğunun da bir göstergesi. Vakaların geç ortaya çıkması ya da sayıların sınırlı tutulması için bilinçli biçimde testten kaçınma hali şüphesi doğuran bir durum söz konusu. Çünkü özellikle son 3 günde test sayılarının  hızlı atması gerekirken  azaldığını görüyoruz. Bakan mecliste testleri hızlandıracaklarını, günde 10 bin  seviyesine çıkacakların bizzat söylemişti. Dolayısıyla, kendi söyledikleri hedefler açısından da iyi bir sonuç alındığını, iyi bir yönetim performansı gösterildiğini söylemek çok zor. 

Salgının ikinci etkileri konusundaki tedbirler ve paketler yeterli mi?

Salgının yarattığı ikincil etkiler ve özellikle ekonomi açısından da bir paket açıklandı. Daha önce ekonomik krizde, Suriye’de de gördük; hep stratejinin varlığından, A B C planlarından falan bahsetti iktidar ama her olayda gördük ki aslında böyle planlar ve tutarlı stratejiler falan söz konusu değil. Olaylar, gelişine göre ve duruma göre karşılanıyor. İktidar tavrının meselelerin  gerektirdiği şeylerden çok yine iktidarın karşısına gelebilecek siyasi sonuçlara göre şekillendiğini görüyoruz. İktidar bu tür meselelerde, herkese siyaseti yasaklayıp bu konuların siyaset üstü olduğunu söylerken, kendisi tamamen siyasi bir  pozisyon alıyor. Neredeyse her meseleye siyaset çekici ile vurmaya çalışıyor. Bu krizde de öyle yaşandı, önce mesele çok uzakta, bunun komplo tarafları ya da bize uğramaz, biz daha güçlüyüz, hızlı geçer gibi tavırlarla konunun ciddiyetinin görmezden gelindiği ya da  hafifsendiği  bir tavır ortaya kondu.  Açıkçası bu stratejinin zararlar açısından da çok dar tarif edildiğini, çok dar tanımlandığını sadece keyfi yerine getirilecek küçük kesimleri memnun ederek atlatabilme fikrinin yaygın olduğunu gösteriyor.  

Açıkçası yapmadan yapıyormuş gibi yürütmek mümkün değil. Sorun, bir takım pırıltılı isimler -“kalkan” gibi, “vefa koordinasyonu” gibi- bularak telafi edilecek bir konu değil. Bugün iktidara yakın medyada yoğun biçimde “Avrupalılar çuvalladı” tezi kullanılıyor. Hatta onların liderlerinin meselenin ciddiyetini vurgulayan açıklık politikalarını da bir tür zaaf gibi anlatan bir tarzı görüyoruz. Bunun büyük ölçüde ‘biz hallederiz’ iddiasından, “herkes zor durumda” dolayısıyla bizim eleştirilecek bir şeyimiz yok yaklaşımına doğru inmeye başladığı görülüyor. Biz daha güçlüyüz, biz daha hazırlıklıyız söylemini bırakıp “ne yapalım, herkesin başında aynı sorunlar var ve çuvalladılar” diyorlar. Böyle bir temel fark var. Mesela, 65 yaş üzerine sokağa çıkma yasağıyla evlere kapatmanın da, neredeyse “yaşlılar olmasa virüslerle ne güzel mücadele edecektik” havasına kadar vardığını izliyoruz. Bunlar iyi yönetim performansları olarak tarif edilmeye pek uygun değil 

 Bu olmayan strateji Türkiye’yi hangi noktaya getirdi?

Şu anda bulunduğumuz nokta, vaka sayılarının hızla arttığı ülkeler grubuna doğru Türkiye’yi  yükseltiyor. Buna karşılık yaygın test ve önlemler konusunda, önce davranıldığı fikrini oldukça zayıflatan bir geriye düşüş izliyoruz. Dolayısıyla, ikisi arasında ters bir ilişki var.  Sorun ne olacaksa ne yaratacaksa yaratsın ve hemen bitsin havasının stratejiye damgasını vurmaya başladığını izliyoruz.  Olmayan stratejiye.  İkincil etkiler bakımından da bir tür zarar yönetimine geçildiği söylenebilir. Yani salgınla ilgili bir tür örtülü sürü bağışıklığı sistemi tercihi, ikincil etkiler konusunda da zarar kontrolünü çok dar bir alanda karşılamaya yönelindiği  anlaşılıyor. 

Bu tablodan ortaya çıkacak resim, sağlık sisteminin çok kısa bir vadede ciddi sıkıntılar yaşaması, kayıpların görünür ve  dayanılmaz hale gelmesi ve pek çok kesimde ikincil etkiler açısından direncin zayıflayacağı görünüyor. Dolayısıyla bu çok kontrol edilebilir değil. Salgının yayılması ile ilgili kontrol kaybının sonrasındaki  zararlar için de kontrol kaybına doğru gitme riski taşıdığını söyleyebiliriz. Şimdi bunun karşılığı bir tür iletişim stratejisi “yapacak bir şey yok, bu herkesin başında” meselesine döndü. Birincisi herkesin bütün dünyanın aslında aynı noktada olduğu fikri. İkincisi bir kabullenme ihtiyacı  ya da baskısının ortaya çıkması. İletişim stratejisi ve medya stratejisi buna doğru evriliyor. 

Ortaya çıkan yıkıcı etkiler için iktidarın stratejisi nasıl sonuç verir?

Daha önce de söylediğim gibi, iktidarın bu konuda sınırlı bir alanı gözeterek ne ülkedeki ihtiyacı ne de kendi pozisyonunu koruması çok mümkün değil. İşin sağlık boyuta baktığımızda, sürü bağışıklığı tercih yapılsa bile bunun çok kısa sürede sonuç vermesi ve bundan sonrasına bakmanın da o kadar hızlı gerçekleşmeyeceğini görmek gerekir. Ayrıca zarar yönetimi de direnç ve telafi kapasitesiyle çok ilgili. Bugün dünyada pek çok ülke, mümkün olduğu kadar çarpışarak bir tür  kontrollü zarar yönetimine geçmiş durumdalar. Ama bu süreci tamamen kontrolü kaybetmeden yürütebilmek için çok yüksek bir mücadele cereyan ediyor.  Bu örnekleri göstererek herkesle aynı şeyi yaşıyoruz demek, kuvvetli ya da güven verici bir strateji içermiyor. Yani test sonuçlarıyla sayılar bir süre daha belki kontrol edilebilir, bir tür baraj kapağı gibi az test ile az vaka  görüntüsü yaratılabilir ama bunun sürdürülebilir bir tarafı yok. 

Şu andaki strateji, meseleye politik bir içerik kazandırarak, hatta sosyal medya trolleri vasıtasıyla bazı çevreleri -arasında TBB de var- hedef göstererek, yine başka konularda olduğu gibi nifak söylemlerini ortaya çıkartarak, bunun siyaset  dışı olduğu söylenerek yürütülüyor. Meseleye tamamen siyasi bir perspektiften ve şimdiye kadar süren siyasi pozisyonu değiştirmeden, sorumluluklarını tartışmadan ortaya koymaya çalışıyor. Ama bunun yani ortaya çıkan sonuçları kontrol ederek atlatabilecek bir sorun olmadığı çok açık. Daha önceki sorunlarda  iktidar fazla zarar almadan ya da çok bedel ödemeden geçti ama bu sefer hem bütün ülkenin hem iktidarın ödeyeceği bedel büyüyebilir. Bugün itibarıyla hala birkaç belediyeye kayyım atanması filan gibi hamlelerin devam etmesi de, yönetimin konsantrasyonu konusunda soru işaretlerini büyütüyor. 

Şimdilik bu kadar diyelim. 

İyi haftalar.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus