Daron Acemoğlu yazdı: “Koronavirüs ABD’deki otoriterleşme eğilimini açığa çıkardı”

Ekonomist Prof. Dr. Daron Acemoğlu’nun 23 Mart’ta Foreign Affairs’da yayımlanan makalesinin çevirisini sizlerle paylaşıyoruz:

“ABD hükümetinin koronavirüs ile mücadeleye yaklaşımı tutarsız, zararlı ve kafa karıştırıcı. Şubat ayından beri Çin, Güney Kore ve İtalya’dan gelen veriler sosyal izolasyonun gerçekleşmediği alanlarda virüsün hızla yayıldığını, insanların birbirine mesafe koymasını sağlayan basit önlemlerin ise bu yayılmanın hızını kayda değer ölçüde azalttığını ortaya çıkarmıştı. Ancak Trump yönetimi hiçbir şekilde sosyal mesafe ayarlamak ile ilgili bir politika geliştirmedi. Sadece ağır hastaların sayısı bile İtalya’daki hastaneleri ciddi ölçüde zorlarken Trump yönetimi testleri yaygın hale getirmek veya hastanelerdeki solunum cihazlarını arttırmak gibi sağlık sistemini güçlendirecek eylemlerin yalnızca çok azını hayata geçirdi.

Pek çok kişi bu önlemlerin alınmamasından, krizi ciddiye almadığı gerekçesiyle Donald Trump’ı sorumlu tutuyor. 4 Mart günü yaptığı açıklamada Donald Trump yeni koronavirüsün ortalama bir gripten daha zararlı olmadığını söylemişti. Bir hafta sonra da ABD sağlık sisteminin salgına hazır olduğunu belirtmişti. Topumun krizi hafife almasına neden olduğu için Trump elbette ki suçlanmayı hak ediyor. Ancak esas sorun Trump’ın Amerikan kurumlarına gerçekleştirdiği saldırı. Bu saldırı koronavirüs ortaya çıkmadan uzun zaman önce başladı ve Trump gittikten sonra yine uzun zaman boyunca etkisini devam ettirecek.

Trump’ın profesyonellik, özgürlük, teknokratlık gibi normlara yaptığı acımasız saldırılar ve siyasî liyakati her şeyin üzerine koyması federal bürokrasiyi öyle bir yıkıma uğrattı ki ülke her geçen gün biraz daha “Paper Leviathan”a (demokratik kurumların güçsüzleşmeye, eleştirel düşünceye duyulan saygının ise azalmaya başladığı ülkeler için Daron Acemoğlu ve James Robinson’ın kullandığı bir kavram) dönüşüyor. Ülkedeki bürokratlar sorunları çözmek yerine övgü dizmeye, söylenenlere katılmaya ve yukarıdan emir almaya alıştı. Amerikalı bürokratlar her şeye “evet efendim” dedikçe kriz zamanlarında daha verimsiz çalışıyorlar ve toplumun onlara duyduğu güven de sarsılıyor.

Demokrasiler nasıl ölür?

Üç yıldan kısa süre içinde Donald Trump daha önce ABD’nin siyasî sisteminin işlemesini sağlayan bütün politik normları zarara uğrattı. Bu politik normlara göre başkan açıkça yalan söylemez, davalara müdahale etmez, soruşturmaları engellemez, toplumsal şiddeti cesaretlendirmez ve affetmez, materyal açıdan kendisinin veya ailesinin kazanç elde etmesini sağlamaz, yurttaşları ırklarına, etnik kökenlerine veya inançlarına göre ayırmazdı. Trump bütün bu normların içini boşaltırken ABD siyasetindeki kutuplaşmayı da arttırdı. Bu kendisinden önce başlayan yozlaştırıcı bir akımdı ama kendi döneminde iyice yoğunlaştı. Kutuplaşmanın bedeli yalnızca siyasî üslubun hırçınlığında değil, aynı zamanda milyonlarca kişinin sağlık sistemi dışında olması, kamusal altyapı yatırımlarının azalması gibi sorunların çözümü için gerçekleşmesi gereken siyasî uzlaşıların ortaya çıkmamasında da kendisini gösteriyor.

Donald Trump

Trump’ın ekibi son iki yüzyılda yürütme gücünü sınırlandırma konusunda büyük önem taşıyan bürokrasiye karşı son derece acımasız davrandı. Elbette ki başkanlara kıdemli memurları atama konusunda geniş yetki veren ABD kurumları parti bağı bulunmayan kişilerin yürütme organındaki kurumlara yerleşmesini oldukça güç hale getiriyor. Yine de çok farklı siyasî pozisyonlara sahip yönetimler altında da pek çok departmanın eğitim, çevre, ticaret, uzay ve hastalık kontrolü gibi konularda oldukça iyi işler çıkardıklarına tanık olduk. Parti bağlarını bir tarafa bırakarak ve uzmanlıklarını öncelik haline getirerek çalışan bürokratlar tek bir partinin istediği politikaları uygulamazken, salgın hastalıklar veya doğal afetler gibi acil durumlarla mücadele konusunda ülkenin elinde kalan en güçlü kurumdu.

Trump yönetimi yalnızca kritik sağlık meseleleriyle ilgilenmek için gerçekleştirmek zorunda olduğu altyapı çalışmalarında yetersiz kalmadı, aynı zamanda memuriyeti de güçsüzleştirdi. Başkan Trump’ın bağımsız uzmanlara olan düşmanlığı pek çok yetenekli ve tecrübeli kamu çalışanını istifaya zorlarken bu kişilerin yerine Trump’a sadık insanlar getirildi. Trump’ın kendisi gibi düşünmeyen insanlara saldırması bürokratları da fikirlerini söylemekten alıkoydu. Hastalık Önleme ve Korunma Merkezi gibi kurumların salgın ortaya çıktığından beri neden sessiz kaldıklarını biraz da bu pencereden okumak gerekiyor. Başkan Trump kendisine karşı çıkan insanlara dil uzatacağını zaten açıkça belli ediyor. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi eski çalışanı Yarbay Alexander Vindman’ın, Trump’ın azil soruşturmasında yaptığı tanıklıktan sonra başına gelenler de bunun göstergesi.

Yine de Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Başkanı Anthony Fauci gibi resmî yetkililer salgın ile ilgili acil bir durum olabileceğini söylemişlerdi. Buna rağmen Fauci şöyle diyordu: “Başkan ile kavgaya girmek istemezsiniz, doğruyu söylemeye devam etmek için belli bir dengeyi tutturmanız gerekiyor.”

Trump’ın federal bürokrasiye gerçekleştirdiği saldırı ABD’yi önceden demokratik ama şimdi otoriter olan pek çok ülkenin düştüğü bir yokuşa sürüklüyor. 20. yüzyıl ortasında Juan Peron önderliğindeki Arjantin’den, Viktor Orban yönetimi altındaki Macaristan’a ve Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türkiye’ye kadar pek çok ülkenin yaşadığı trajedideki dönüm noktası devlet kurumlarındaki ve yargıdaki bağımsızlığın ortadan kalkmasıydı. Hikâye genellikle liderlerin söylediklerini tekrarlayacak kişilerin önemli kurumların başına getirilmesiyle başlar. Sonrasında kaçınılmaz siyasî hatalar baş gösterir. Ancak özgürlük ve uzmanlığa bağlılık olmadığı zaman siyasetçiler, en tepedeki bürokratlar ve hâkimler hatalarında ısrar ederler ve kendilerine zıt konuşan herkesi tasfiye ederler. Toplumun kurumlara olan güveni azaldıkça ve bürokratların topluma karşı şeffaf olmaları gerektiği hissi kayboldukça “Paper Leviathan”a geçiş de daha yumuşak olur.   

Erdoğan ve Orban

Henüz çok geç değil

Trump’ın Amerikan kurumlarına ve bürokrasisine verdiği zararı düzeltmek için henüz çok geç değil. Yapmamız gereken ilk şey kurucu babalarımız tarafından kusuruz şekilde hazırlanmış anayasamızın bizi bütün narsisist, öngörülemez ve otoriter insanlardan koruyacağı mitine inanmaktan vazgeçmemizdir. James Madison Federalist Yazılar’da, “bütün siyasî anayasaların amacı farkındalığı ve bilgeliği yüksek olan, toplumun ortak iyiliğini düşünen en erdemli kişilerin başa gelmesini sağlamak olmalıdır. Bir sonraki aşamada yapılması gereken ise iktidarda kaldıkları müddetçe bu özelliklerini bir kenara bırakmalarını engelleyecek verimli önlemleri almaktır” diyor. ABD anayasası ilk cümlede söyleneni sağlayamadı. İkinciyi sağlayacağından nasıl emin olabiliriz ki?

Hiçbir anayasal denetim mekanizması böylesi bir lideri dizginleyemez. Kuvvetler ayrılığı Trump’ı sınırlandıramadı. Sınırlandırıldığı alanlar olmasını medyaya, sivil topluma ve seçmenlere borçluyuz. Doğru, Temsilciler Meclisi Trump’ın pek çok politikasına karşı çıktı. İşi Trump’ı azletmeye kadar götürmeye çalıştılar. Ancak Meclis’i kendi seçimlerine saygı göstermeye zorlayan da seçmenler oldu.

Anayasanın başkanı sınırlandırmakta etkisiz kaldığı bir ortamda, bürokrasi de saldırı altındayken Amerikan kurumlarını yeniden canlandırma görevi yerel hükümetlere, özel girişimlere ve sivil topluma düşüyor. Kasım 2020’de yeni bir başkan seçmek yeterli olmaz. Sıkı çalışma aynı zamanda büyük yapısal ve ekonomik sorunları çözmek için sivil toplumun ve özel girişimlerin birlikte çaba göstermesi demektir.

Bu aktörlerin kuracağı koalisyonun bir benzerini koronavirüs krizinde de görmeliyiz. Beyaz Saray sonunda harekete geçti ama bu yeterli değil. Solunum cihazları ve test kitleri sayı olarak ihtiyacı karşılamaktan bir hayli uzak. Sosyal mesafeyi ayarlamak ama aynı zamanda ekonomiyi yeniden çalışır hale getirmek için hiçbir plan yok gibi. İktidarın ve bürokrasinin sorumluluk almakta başarısız olduğu noktada, sivil toplum, medya ve hükümet dışındaki uzmanlar şu ana kadarki gevşekliği de bir ölçüde üstlenerek iktidar üzerinde daha fazla baskı oluşturmak zorunda. Zor bir görev olsa da Tayvan toplumu virüsün yayılmasını durdurmak ve ölü sayısını azaltmak için hükümet planlarının nasıl tamamlanacağı ve ne tip çözümler getirilebileceği ile ilgili güzel örnekler sundu. ABD’nin ise sağlık sistemini düzeltmek ve kurumlara duyulan güveni yeniden inşa etmek için daha fazlasını yapması gerekiyor.”

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar