10 Nisan gecesinin gösterdikleri

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İki günlük sokağa çıkma yasağının ilan edildiği 10 nisan Cuma gecesi saat 22’den 24’e kadar yaşananlar, Türkiye’nin salgınla mücadele konusunda bugüne kadar yaptıkları ve yapamadıklarının da dışavurumu oldu.

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan 

Merhaba, iyi günler. Cuma gecesi yaşananlara baktığımızda, Türkiye’nin koronavirüs salgınıyla mücadele konusunda nasıl bir performans gösterdiğini daha iyi anlamamız mümkün. Ne oldu? Gece saat 22:00’de İçişleri Bakanlığı tarafından iki günlük sokağa çıkma yasağı geldi. İçişleri Bakanlığı tarafından gece saat 24:00’dan itibaren pazar gecesi 24:00’a kadar iki gün boyunca sokağa çıkmanın yasaklandığı açıklaması geldi. Bir müddet sonra, kimlerin bundan muaf olduğu açıklaması geldi. Bu süre içerisinde, büyükşehirlerin değişik mahallelerinde insanlar sokağa çıktılar, marketlere akın ettiler. Oralarda da baştan beri söylenen “sosyal mesafe” hususu tam anlamıyla ihlâl edildi. Hatta bazı yerlerde itiş kakış ve kavga çıktığı bile söylendi.

Bu olay nasıl açıklanabilir? Tabii ki bunun iki boyutu var: biri, devletin bu kararı alış ve aktarış biçimi; ikincisi ise vatandaşların belli bir kesiminin bu karar karşısında yaptıkları ettikleri. Her iki tarafın da ayrı ayrı tartışılacak, eleştirecek yönleri olabilir; ama böyle konularda esas olan burada bu kararı veren, bu yasağı getiren devlet. Devletin burada yaptığı, İşleri Bakanlığı’nın yaptığı birçok iç içe geçmiş yanlış var. Birincisi, her ne kadar İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hangi saatte açıklanırsa açıklansın yine birtakım olayların, talan etmelerin ya da marketlere yığılmanın olacağını söylüyorsa da, iki saat kala bir sokağa çıkma yasağını ilan ettiğiniz zaman, insanlar burada bir şeyden şüphelenebiliyorlar. Yani sakin bir şekilde söylemek yerine; iki saat kala ve de bir sözlü açıklamayla değil yazılı bir açıklamayla, yani medyadan bir şekilde ancak gözlerine çarparsa haberdar oluyorlar. Halbuki cuma günü Sağlık Bakanı Fahrettin Koca bir basın toplantısı yaptı, orada birçok soruya cevap verdi — ki Fahrettin Koca bu dönemde kamuoyunun daha fazla yakınlık hissettiği, güvendiği, belli ölçülerde farklı kesimlerin de şeffaf bulduğu bir isim. Pekâlâ o açıklamayı o gün birkaç saat öncesinde Fahrettin Koca kendine has sakin üslubuyla doğrudan halka seslenerek bir şekilde söyleyebilirdi ve bence bu çok daha kolay olurdu. Hatta daha da geriye gidelim; çok daha önce doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan söyleyebilirdi. Nitekim biz Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kabine toplantılarının ardından yaptığı basına, kamuoyuna yönelik yaptığı açıklamalarının her birinde –ki genellikle bunlar geceyarıları oldu– hep bir sokağa çıkma yasağını ilan edecek, duyuracak diye bekledik; hiçbirisinde bunu yapmadı. Yani diyelim ki Erdoğan Salı gecesi yapılan toplantının ardından, mesela, “Perşembe gününden itibaren bir müddet şu illerimizde sokağa çıkma yasağı kararı aldık. Vatandaşlarımızdan rica ediyoruz. Panik yapmadan, her türlü tedbirleri almalarını istiyoruz” diyebilirdi — bu olmadı. İçişleri Bakanlığı’ndan öznesi olmayan bir açıklama geldi. Bunun üzerine tabii ki insanlar şaşırdılar ve bazıları panik yaptı. Panik yapanların hiç mi suçu yok? Olabilir, çok da dert değil; ben ve yakın çevremde birçok insan böyle bir ihtiyaç hissetmedi. Ama insanlar böyle dönemlerde devletten, yetkililerden daha kendilerini aydınlatacak doğrudan mesajlar bekliyor. Böyle iletilen sokağa çıkma yasakları insanları bir şekilde ürkütüyor ve belki de paniğe sevk ediyor. 

Şimdi Süleyman Soylu Ahmet Hakan’a, “Ben bunu öngörmedim. O saatteki bu çok sınırlı birikenin büyük bir problem oluşturacağını düşünmüyorum” demiş. Bu konuda Bilim Kurulu üyeleri de, değişik uzmanlar da bu görüntülerin çok riskli olduğunu, onca emeği riske atmak olduğunu söylediler. Hatta içlerinden bazıları sokağa çıkan herkesin 14 gün boyunca kendilerini evde karantinaya almalarını da söyledi. Dolayısıyla Bakan Soylu’nun bu açıklaması bir temenniden öteye gidemiyor: “Zamanlaması açısından alınan karar Bakanlığımız’a ait bir karardır. Bir kez daha söylüyorum; eleştirileri de aldım, kabul ettim, hakaretleri de kabul ettim” diyor. Eleştirileri kabul etmek Türkiye’de son dönemde Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında bir bakanın pek yaptığı bir şey değil. Bu anlamda tabii ki bir değeri var; ama onun ötesinde bu olayda tam bir özeleştiri de gözükmüyor. Bu olayın etkileri olabilir; bu olayın etkilerinin ne olacağını kestirmek mümkün değil. Bakan’ın dediği gibi büyük bir problem de oluşturmayabilir; ama bu bize başka bir şeyi de gösteriyor: Bir güven ilişkisi meselesi. Şimdi sokağa çıkma yasağı meselesi baştan itibaren Türkiye’nin ve dünyanın gündeminde. Dünyada birçok yer bunu uyguladılar ve Türkiye’de birçok kişi bunu dile getirdi, istedi. Özellikle İstanbul, İzmir başta olmak üzere CHP’li belediye başkanları iktidara yönelik olarak bunu sık sık dile getirdiler, çağrıda bulundular. Birçok uzman bunu açıkça dile getirdi; hatta bir iddiaya göre Bilim Kurulu bu öneriyi geliştirdi, ama iktidar bunu kabul etmedi deniyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya bu sorulduğunda –en son Cuma günü– “Bütün uyarılarımız yerine getiriliyor” dedi ve o söyledikten sonra zaten sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 

Ama hatırlayalım: İlk salgın olayı başladığı zaman sokağa çıkma yasağı –Çin’de başta olmak üzere, ama daha sonra İtalya’da, ardından Fransa’da– gündeme geldiği zaman, sokağa çıkma yasağı talebini net bir şekilde reddettiler, FETÖ’cülükle itham ettiler. İçişleri Bakanı da böyle söyledi, onunla aynı çizgide olan bazı gazeteciler de böyle söyledi. Ama bugün mesela bakıyoruz; Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın bugün CNN Türk‘te yaptığı açıklamada, canlı yayında sokağa çıkma yasağı seçeneğinin hep masada olduğunu söylüyor. Herhalde doğru olan budur, gerçekten de sokağa çıkma yasağı ilk günden itibaren –tüm dünyada olduğu gibi– Türkiye’nin de gündemindedir, seçenek olarak masadadır. Ama ekonomi, çarkların dönmesi öncelik olduğu için, belli ki bu çok fazla dillendirilmek istenmedi, çok fazla gündeme getirilmek istenmedi, acele edilmedi en azından. Bu arada tabii muhalefetten CHP lideri Kılıçdaroğlu da –ama özellikle de CHP’li belediye başkanlarının– ısrarla bunu talep etmesi konusunda da bir siyasî tutum düşünebiliriz. Yani muhalefetin istediği bir şey olduğu için de geri plana atıldı. Hatta bu dönemde iktidar yanlısı, iktidara kol kanat geren birtakım yazar-çizerin de sokağa çıkma yasağı çağrılarını bir tür vatan hainliğiyle bir tuttuklarını da biliyoruz. Bunu dile getirenleri aşağıladılar, provokatörlükle, iç savaş tezgâhçılığıyla vs. suçladılar. İşin ilginç tarafı bu kişilerin bir kısmı, Cuma gecesi yaşanan olaylardan da doğrudan halkı sorumlu tuttular; onlara bu sefer, aşağılayıcı bir şekilde, zekâlarıyla vs. dalga geçen yorumlar yaptılar. Bu sefer gördük ki sokağa çıkma yasağının ateşli savunucusu oldular. Aslında onlar bir şeyi savunmuyorlar, onlar sadece iktidarı savunuyorlar. Zaten bu da bize gösteriyor ki –Kemal Can’la yaptığımız bir yayında bunu söylemiştim, Haftaya Bakış’ta– iktidarın trollerinin, kayıtsız şartsız destekçilerinin performansları yükselince, anlıyoruz ki işler hiç de kolay gitmiyor, işler zor gidiyor. Böyle zor giden dönemlerde şu da çıkıyor karşımıza: Bu kişiler neyi nasıl savunacaklarını da şaşırmış durumdalar. Çünkü iktidar, kervanı yolda düzüyor, yaptıkça öğreniyor; öğrendikçe, hata yaptıkça, geç kaldıkça yeni adımlar atıyor. Bu arada önerilen bu adımları reddediyor, ama daha sonra reddettiklerini bizzat kendisi benimsiyor. Mesela vatandaştan yardım toplamak gibi, ücretsiz maske dağıtmak vs.. Bütün bunların hepsinde, tamamen siyasî iktidara ayarlı kesimler de tam anlamıyla çuvallıyorlar. Çünkü iktidarın hızına yetişemiyorlar; böyle de bir olayla karşı karşıyayız. 

Şimdi bir bütün olarak baktığımız zaman, ısrarla tekrarladığım bir hususu bir kez daha tekrarlamak istiyorum: Türkiye’yi yönetenler bu krizi hep gecikmeli yönetiyorlar. Bu krizde çok ciddi bir başarısızlık ve beceriksizlik söz konusu. Şu âna kadar çıkan rakamların çok büyük olmaması bir tesellimiz; umarım bu gider ve bu yapılan, bana yanlış gözüken şeyler doğru çıkar ve Türkiye buradan bir an önce en az zayiatla çıkar. Ama gidişat çok da böyleymiş gibi gözükmüyor; önümüzde yine bugün İbrahim Kalın’ın CNN Türk’e yaptığı röportaja baktığımız zaman, o da hiç de böyle kısa vadede bir çıkışı söylemiyor, sokağa çıkma yasağının yeniden gündeme gelebileceğini özellikle vurguluyor. Türkiye belki ilk başta yapması gerekeni önümüzdeki günlerde yapacağı benziyor. Bu, keşke daha önceden alınmış olsaydı, keşke ilk dile getirildiği andan itibaren sokağa çıkma yasağı konusunda çok sert tedbirler alınmış olsaydı. Bunu ileride göreceğiz; ama bu arada siyasî iktidar şu huyundan vazgeçmiyor: Hiçbir şekilde hatanın kendilerinde olduğunu kabul etmeme gibi bir olay var. Burada Süleyman Soylu’nun o anlamda “Eleştirileri kabul ediyorum” demesi belki bir istisna olabilir. 

Burada bir parantez açmak lâzım: Süleyman Soylu, uzun bir süredir Türkiye’de iktidarın içindeki iktidar savaşlarında çok fazla telaffuz edilen bir isim. Bunlar ne derece doğrudur? Bilmiyorum; ama uzun zamandır dile getirilen, iktidarın etrafında farklı kliklerin olduğu ve bu anlamda Süleyman Soylu’nun adı da anılıyor. Tek başına şu son olay aslında eğer böyle bir iktidar mücadelesi varsa, Süleyman Soylu’nun burada çok ciddi yara almış olduğunu bize gösteriyor. Ne kadar birileri Cuma gecesi yaşananların çok da önemli olmadığını göstermek için çaba sarf etmiş olsalar da; ne kadar bütün bunlarda iktidarın hiçbir sorumluluğu olmadığını anlatmaya çalışmış olsalar da, yaşananlar yaşandı. Gerçekten kötü bir iki saat; Türkiye Cumhuriyeti tarihinde –özellikle koronavirüsle mücadele tarihinde– çok kötü bir iki saat yaşandı. Bu iki saatin etkilerini ne olur bilmiyorum; ama üzerine çok laf edileceği muhakkak. Tabii ki laflar, eğer gerçekten o iddia edilen iktidar savaşları varsa, taraflardan özellikle Süleyman Soylu’nun karşısında olduğu ileri sürülen taraflarca herhalde çok fazla gündeme getirilecektir. 

Evet, bakıyoruz; Cuma günü olanlar aslında Türkiye’de şu âna kadar izlenen sürecin hiç de mükemmel olmadığını, Türkiye’nin hiç de hazırlıklı olmadığını; dolayısıyla Türkiye’nin burayı en az zararla atlatıp önümüzdeki dönemde tüm dünyada bir lider ülke olarak çıkacağı önermelerinin çok da gerçekçi olmadığını bize gösteriyor. Umarım bundan sonra daha doğrudan, daha şeffaf ilişkilerle önlemler anlatılır insanlara; insanlar önlemlere uymaya çağırılır. Böyle sahibi bilinmeyen yazılı açıklamalarla insanların iki saat içerisinde iki günlük sokağa çıkma yasağına hazır olmasını beklemek gibi bir yanlış umarım bir kez daha tekrar edilmez. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus