Sosyal mesafeyi 2022 yılına kadar korumamız gerekebilir

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Hannah Devlin’in 14 Nisan’da The Guardian’da yayımlanan haberinin çevirisini paylaşıyoruz.

Bilim insanları tek seferlik tecrit uygulamalarının salgını kontrol altına almaya yetmeyeceğini belirtiyor.

Hazırladıkları güncel raporda koronavirüsün önümüzdeki yıllarda yeniden canlanabileceğine dikkat çeken bilim insanları uyarıyor: Bireyler arasındaki fiziksel mesafenin korunmasına ilişkin önlemleri 2022 yılına kadar aralıklarla sürdürmek gerekebilir.

Science dergisinde yayımlanan raporda, salgının tek seferlik tecrit önlemleriyle kontrol altına alınamayacağı, bununla birlikte önlemler sürdürülmezse ikincil sıçramaların ilkinden de geniş alanlara yayılabileceği sonucuna varılıyor.

Raporda yer verilen bir senaryo, koronavirüse karşı aşı ya da etkin tedavi yöntemi bulunmadığı takdirde salgının 2025 yılında canlanabileceğini öngörüyor.

Harvard’da salgın hastalıklar bilimi profesörü olarak görev yapan, raporun yazarlarından Marc Lipsitch, “Enfeksiyonlar yayılmak için iki şeye ihtiyaç duyar: enfekte olmuş bireyler ve enfeksiyona duyarlı, hassas bireyler. Farkında olduğumuzdan çok daha büyük miktarda sürü bağışıklığı sağlanmadığı sürece nüfusun çoğunluğunu hassas kategorisinde değerlendirebiliriz. 2020 yazında salgının sona ereceğini düşünmek salgın hastalıklar ve enfeksiyonların yayılmasıyla ilgili bildiklerimizle uyuşmuyor” diyor. 

Birleşik Krallık hükümeti, günlük bilgilendirme toplantılarında mevcut kısıtlama uygulamalarının dışında bir plana ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı. Ancak bilim insanları, hastanelerin sınırlı kapasiteleri de göz önüne alındığında, koronavirüs vaka sayısını düşük tutmak adına sosyal mesafenin çok daha uzun bir süre için korunması gerektiği noktasında hemfikir. Yayımlanan son rapor da bu fikir birliğini pekiştirir nitelikte.

İngiliz hükümetinin Acil Durumlar Bilimsel Danışma Kurulu tarafından mart ayında yayımlanan raporlar, Birleşik Krallık’ın kritik vaka sayısını hastanelerin kapasitesi dahilinde tutabilmek için önümüzdeki bir yıl boyunca daha sıkı ve daha gevşek sosyal mesafe uygulamaları arasında dönemsel geçişler yapması gerekeceğine dikkat çekiyor.  

Sosyal mesafe kurallarını aralıklarla uygulamak, 70 yaş üstü ve bağışıklık sistemi zayıf olanlar da dahil olmak üzere risk gruplarının nasıl yönlendirileceği gibi zor soruları da beraberinde getiriyor. 

Vaka sayısını sağlık kurumlarının başa çıkabileceği oranda tutmak ve bu bağlamda sosyal mesafe uygulamalarını dönem dönem gevşetmek belki mümkün olabilir. Ancak etkili bir tedavi yöntemi ya da aşı bulunmadığı takdirde, hastalık bazı bireyler için ağır hatta ölümcül bir tehdit oluşturmaya devam edecek.

Science dergisinde yayımlanan rapora göre, yeni tedavi yöntemleri ve aşının bulunması ile hastanelerin yoğun bakım kapasitelerinin artırılması katı sosyal mesafe önlemlerine duyulan ihtiyacı azaltabilir. Ancak yazarlar, “Bunların yokluğunda sürekli gözlem ve sosyal mesafe uygulamalarının 2022 yılına kadar aralıklarla sürdürülmesi gerekli olabilir” uyarısında bulunuyor.

Önümüzdeki beş yıl içinde görülmesi muhtemel vaka sayısı ve uygulanması gereken sosyal mesafe önlemlerinin seviyesi büyük ölçüde virüsün bugünkü yayılma oranına, hastaların ne kadarının ve ne kadar süreliğine virüse karşı bağışıklık kazandığına bağlı. Raporu kaleme alan bilim insanları bunların hiçbirinin net olarak bilinemediğini vurguluyor ve uzun vadede gözlemlenecek dinamiklerin şimdiden tahmin edilmesinin mümkün olmadığı konusunda uyarıyor.

Rapora göre, eğer hastalığa bir kere yakalanan bireyin edindiği bağışıklık kalıcı ise, koronavirüs ilk salgının ardından beş yıl kadar ya da daha uzun bir süre yeniden görülmeyebilir. Diğer koronavirüs türlerinin neden olduğu hastalıklarda görüldüğü gibi bireyler virüse karşı bir yıl süre ile bağışıklık geliştirebiliyorlarsa salgının yıllık bir döngüye sahip olması, bir başka deyişle yılda bir kez yayılması en muhtemel sonuç olarak belirtiliyor.

Bu senaryolardan hangisinin daha olası olduğu hakkında görüşü sorulduğunda Lipsitch, “Makul tahminler, bir yıl kadar virüsten kısmi de olsa korunabileceğimiz yönünde. Uzun vadede ise birkaç yıl kadar korunmamız mümkün. Bu noktada yorum yapmak gerçekten spekülasyondan öteye geçmez” diye yanıtlıyor.

Bununla birlikte, bütün senaryolar göz önüne alındığında ortaya çıkan bilimsel modeller, tek seferlik tecrit uygulamaları koronavirüsün kısıtlamalar kaldırıldıktan bir süre sonra yeniden canlanabileceğine işaret ediyor.

Koruyucu antikor taşıyanların oranını saptamak için yürütülen seroloji araştırmaları, bireylerin koronavirüse karşı uzun vadeli bağışıklık geliştirip geliştiremediğini saptamak açışından hayati öneme sahip olacak.

Aynı konuda bilimsel çalışmalar yürüten farklı gruplar, bağışıklık tepkisinin bireyden bireye farklılık gösterdiğine işaret eden bulgular elde etti. Örneğin koronavirüsten etkilenen ancak çok zayıf semptomlar gözlenen ya da hiç semptom gözlenmeyen bireylerin bağışıklık tepkilerinin çok daha zayıf olduğu fark edildi. 

Hollanda’nın Rotterdam kentindeki Erasmus Üniversitesi Tıp Merkezi’nde viroloji anabilim dalı başkanı olarak görev yapan Profesör Marion Koopmans ve ekibi, koronavirüsten etkilenenlerin vücudundaki antikorların virüse nasıl tepki verdiği üzerinde çalışıyor ve virüse karşı tam ve kalıcı koruma sağlamanın, solunum yolunu etkileyen virüsler açışından alışılmadık bir durum olacağını belirtiyor. 

Koopmans, son rapor yayımlanmadan önce “Beklentimiz ya da umudumuz, bireyler bir kez bu virüse yakalandıktan sonra, hastalığın etkilerinin hafifleyeceği yönünde” demişti.

Mark Woolhouse, Edinburgh Üniversitesi’nde bulaşıcı ve salgın hastalıklar alanında çalışan bir profesör ve Science dergisinde yayımlanan rapor hakkında şunları söylüyor: “Bu rapor, matematiksel yöntemler izleyerek koronavirüsün önümüzdeki birkaç yıl içindeki devinimine odaklanması bakımından, önümüzdeki gün ve haftalarda neler olabileceğiyle ilgilenen dar kapsamlı çalışmalardan ayrılan, mükemmel bir çalışmanın ürünü. Bunun halihazırda bir model olduğunun altını çizmekte fayda var. Mevcut verilerle tutarlı, ancak rapor koronavirüs bulaşan bireylerin virüse karşı geliştirdiği bağışıklığın süresi gibi henüz teyit edilmemiş çok sayıda varsayıma dayanıyor. Bu nedenle bu çalışma, kesin sonuçlara varmaktan ziyade olası senaryolara dair öneriler sunması bakımından dikkate alınmalıdır.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus