Çinli yazar Fang Fang salgının günlüğünü tuttu, şimdi bir siyasi fırtınanın içine çekiliyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Vuhan şehri koronavirüs tarafından esir alınırken Çinli yazar Fang Fang gece geç saatlere kadar çalıştı ve memleketinde başlayıp dünya çapında yayılan koronavirüs salgınına dair günü gününe notlar aldı. 

Fang’ın, Vuhan sakinlerinin evlerinde kapalı kaldıkları 11 hafta boyunca hissettiği korku, hayal kırıklığı ve umuda içten bir bakışın yalın bir dille anlatıldığı günlüğü zaman zaman sansürlense de milyonlarca Çinli okuyucu için hayati bir anlam taşıyordu.

Kısa bir süre önce günlüğünü yayımladığı hesaba, Fang’ın yazdıklarının İngilizce çevirisini paylaşma düşüncesini Çin hükümetine çamur atmanın ve Vuhan’ın güçlü imajını zedelemenin bir yolu olarak yorumlayan bazı bağnaz Çin milliyetçilerinden acımasız kınama mesajları yağdı.

Doğduğunda kendisine verilen Wang Fang ismi yerine Fang Fang mahlasını kullanmayı tercih eden yazar, ne hükümeti sürekli öven bir yalaka ne de umutsuzca eleştiren bir muhalif olmak istediğini belirtiyor. O kendini sadece bir tanık olarak görüyor, doktorların ve sokakları süpürenlerin cesaretini, birbirine yardım eden komşuların varlığını vurgularken kendini virüsün yayılmasına izin veren sorumlulardan hesap sormaya adamış bir tanık:

Yazarların felaketler karşısında bir sorumluluk üstlenmesi gerekiyorsa, en büyük sorumlulukları bu felakete tanıklık etmek olsa gerek. Zayıf ve güçsüzlerin muazzam boyutlardaki karışıklık ve değişimleri nasıl atlattığı benim için her zaman önemli olmuştur. En çok dışlanan insanlar için kaygılanıyorum.

26 Ocak: “Kapalı bir şehrin günlüğü”

1955 yılında Nanjing’de doğan ve iki yaşındayken ailesiyle beraber Vuhan’a taşınan Fang Fang’ın günlüğü, Çin’in farklı kesimlerinde yaşayan ve Vuhan’da olup bitenleri öğrenmek isteyen okurların ilgisini çekti. Vuhan sakinleri ve uzmanlar, vaka sayısının açıklanan resmi rakamlardan çok daha yüksek olduğuna inanıyordu:

Endişelendiğiniz ve gösterdiğiniz ilgi için hepinize teşekkür ederim. Vuhan kenti sakinleri hâlâ hassas bir dönemden geçiyor. Başlangıçta kapıldıkları dehşet, çaresizlik, stres ve paniği geride bıraktılar. Daha sakin ve istikrarlı durumdalar. Yine de herkes tarafından teselli edilmeye ve neşelendirilmeye ihtiyaçları var. Vuhan’daki insanların çoğu artık şokun etkisiyle felç olmuş gibi değil. Yazmaya 31 Aralık’ta başlamayı, kapıldığım panikten daha rahat nefes almaya uzanan yolculuğumu anlatmayı düşünüyordum. Ama bütün bunları yazmak çok uzun sürerdi. Bu yüzden, güncel izlenimlerimi eşzamanlı olarak aktarmakla yetineceğim ve yavaş yavaş “kapalı bir şehrin günlüğünü” derleyeceğim.

Kötü haberler gelmeye devam ediyor. Dün kızım, bir arkadaşının halihazırda karaciğer kanseriyle mücadele eden babasının koronavirüs şüphesiyle hastaneye kaldırıldığını söyledi. Ama o anda onu kurtarabilecek kimse olmadığı için adamcağız iki-üç saat içinde ölmüş. Bu olay iki ya da üç gün önce yaşanmış. Telefonda bana bunları anlatan kızımın sesinden oldukça üzgün olduğu anlaşılıyordu.

31 Ocak: “Yağmurun yıkadığı sokakların neredeyse her birinde bir temizlik işçisi, elinde süpürgesi, titizlikle çalışıyor”

Fang Fang günlüklerinde geçen yıl Dünya Askeri Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yapan bu şehirde hayatın gidişatına dair bir fikir verebilmek için gözlemlerine yer verdi:

Dünya Askeri Olimpiyat Oyunları süresince, ana cadde boyunca uzanan konutların her biri, birbiri ardına parlayan ışıklarla süslenmişti. O zamanlar biraz fazla parlak gelmişti, insanın gözünü yoruyor, başını ağrıtıyordu, sinirini bozuyordu. Şimdi serin, ıssız sokaklarda ilerlerken o parlak ışıkları düşünmek bir çeşit rahatlık hissi veriyor insana. İnsan gerçekten de hissediyor o günlerin geride kaldığını.

Küçük marketler hâlâ açık ve yol kenarlarında manavları görmek mümkün. Bir manavdan biraz sebze, bir marketten de yumurta ve süt aldım. Girdiğim üçüncü markette ancak yumurta bulabildim. Satıcılara, bu koşullar altında dükkanlarını açık tutmaktan, virüsün kendilerine bulaşmasından korkup korkmadıklarını sordum. Verdikleri yanıt gerçekçiydi: Biz de bunları yaşamak zorundayız, siz de. Haklıydılar, yaşamaya devam etmeleri gerekiyordu. Aynı şekilde bizim de devam etmemiz gerekiyordu, olması gereken buydu. Çalışan insanlara hep hayranlık duymuşumdur. Bazen onlarla üç-beş laf etmek gizemli bir şekilde sakinleşmemi sağlıyor. Vuhan’da paniğin had safhada hissedildiği o rüzgarlı ve yağmurlu soğuk gün ve gecelerde de böyleydi. Sokakların neredeyse her birinde bir temizlik işçisi, elinde süpürgesi, titizlikle çalışıyordu. Onları görünce, bu kadar gergin hissettiğim ve korktuğum için kendimden utandım ve birden sakinleştim.

4 Şubat: “Birçok insan ancak şimdi uyanıyor”

Fang Fang 2003 yılındaki SARS salgınından çıkarılması gereken derslere atıfta bulunuyor ve koronavirüsün yayılmasından, harekete geçmek, çözüm için somut adımlar atmak gerektiğini göz ardı eden siyasi söylemlerle zehirlenmiş yetkilileri sorumlu tutuyor. Fang bir röportajında, “Hayatın pek çok alanında, özellikle Çin’de insanlar sağduyunun önemini kavramış değil ve bunu kavramak yerine, sağduyuyu alt edebilecek siyasi formüller üretmeyi tercih ediyorlar” diyor:

Tek düşmanımız virüs değil. Biz aynı zamanda kendimize düşmanız, kendi kendimizin suç ortaklarıyız. Birçok insanın ancak şimdi uyanmakta olduğu, ülkemizin ne kadar harika olduğu yönünde boş sloganlar atmanın ne kadar anlamsız olduğunu kavramaya başladığı, günlerini siyasi çalışmalar ve boş laflar ederek geçiren siyasilerin beceriksizliğini gördüğü söyleniyor.

2003’teki salgından çıkardığımız dersin bizi derinden sarsmış olması beklenirdi. Ama 2003’te yaşadıklarımızı çok çabuk unuttuk. Şimdi buna bir de 2020 yılını ekleyin. Bunu da unutacak mıyız? Eğer biz gardımızı almazsak, hazırlıklı olmazsak bu listeye yeni bir tarih daha ekleyecek. Ta ki biz acı içinde uyanıncaya dek… Soru şu: Uyanmak istiyor muyuz?

7 Şubat: “Bu gece Vuhan sakinleri Li Wenliang’ın öldüğü anda ışıklarını söndürmek istiyor”

Fang’ın paylaştıkları bazen yaşanan önemli olaylar üzerinde durdu. Ülkeyi yasa boğan, tıp hekimi Dr. Li Wenliang’ın ölümü bunlardan biriydi. Dr. Li, aralık ayında insanları uyarmaya çalıştı, ancak “asılsız bilgiler yaydığı” gerekçesiyle hükümet tarafından azarlandı ve susturuldu. Li, koronavirüs yüzünden hayatını kaybetti:

Li Wenliang dün öldü. Perişan haldeyim. Ölüm haberinin hemen ardından arkadaş çevrem o gece bütün Vuhan’ın Li için gözyaşı döktüğünü söyledi. Bütün bir Çin’in onun ardından ağladığını kim bilebilirdi? Gözyaşı seli internette muazzam bir dalgaya dönüştü! O gece Li Wenliang, ardından dökülen bütün bu gözyaşında yüzen bir gemide, başka bir dünyaya uğurlandı. 

Gün ortasında Vuhan’da bir ses yankılandı: Li Wengliang’ın ailesine ve çocuklarına biz sahip çıkacağız. İnsanların yanıtı çok güçlüydü. Bu gece Vuhan sakinleri Li Wengliang’ın bir gece önce hayatını kaybettiği anda ışıklarını söndürecek ve çakmaklarıyla, cep telefonlarıyla, ıslıklarıyla gökyüzüne bir selam gönderecekler. Li Wengliang’ın kendisi, gecenin ağır karanlığında etrafı aydınlatan bir ışık huzmesiydi.

18 Mart: “Hissettiğin güvensizliğin üstesinden gelmem mümkün değil”

Mart ayına gelindiğinde, Fang’ın günlüğü Çin Komunist Partisi’ni hararetle savunan birçok Çin milliyetçisinin karalama kampanyalarına ve hatta komplo teorilerine konu olmaya başladı. Bu iddialar yazarı Çin hükümetine çamur atmakla ve Çin’i eleştiren dış mihraklara çanak tutmakla suçluyordu. Fang’ın 16 yaşındaki bir öğrenciden aldığı mektuba cevaben kaleme aldığı satırlar ise bu sert eleştirilere bir tepki olarak görüldü ve internette geniş kitlelere ulaştı:

Çocuk, 16 yaşında olduğunu yazmışşın. 1971 yılında benim de yaşım 16 idi. O zamanlar biri bana “Çin Kültür Devrimi bir felakettir” deseydi emin ol onu eşek sudan gelinceye kadar döverdim. Üç gün üç gece bana ne demeye çalıştığını açıklamaya çalışsa da onu dinlemez, ne dediğini umursamazdım. Çünkü 11 yaşımdayken bana “Çin Kültür Devrimi elbette iyi” diye öğretilmeye başlandı ve 16 yaşıma geldiğimde beş yıldır aynı şey kafama kazınıyordu. Üç gün üç gece benim fikrimi değiştirmek için asla yeterli olmazdı. Aynı şekilde, benim de senin fikrini değiştirmem, hissettiğin güvensizliğin üstesinden gelmem mümkün değil. 

Ama izin ver şunu söyleyeyim evlat; er ya da geç hissettiğin güvensizliğe, duyduğun şüpheye yanıt bulacaksın. Bu yanıtı ancak sen verebilirsin. Belki on, belki yirmi yıl içinde o gün geldiğinde, kendi kendine durup düşüneceksin, “Vay be!” diyeceksin, “Nasıl da çocukça ve adiymişim eskiden.” Çünkü o zaman aynaya baktığında karşında bambaşka bir sen bulabilirsin. Tabii seni aşağı çekmeye çalışan aşırı solcuların yolundan gidersen aradığın yanıtı belki de asla bulamazsın. 

24 Mart: “Kalemimi hafifçe bir kenara bırakacağımı zannedenler varsa söyleyeyim, böyle bir şey asla olmayacak”

Koronavirüs salgını Amerika Birleşik Devletleri’nde patlak verirken Çin hükümeti, Vuhan’da neredeyse iki aydır sürdürülen karantinaya önümüzdeki haftalarda son verileceğini duyurdu. Fang da günlüklerinin sonuna geldi:

Bugün bu günlük için son kez yazıyorum ama bu yazmayı bırakacağım anlamına gelmiyor. Weibo hesabım (Çin’de internet üzerinden blog yazılarını paylaşmak için kullanılan platform) okurlarıma ulaştığım platform olarak kalacak ve önceden olduğu gibi buradan görüşlerimi paylaşmayı sürdüreceğim. Hesap sormaktan da vazgeçmeyeceğim. Birçok okurdan, yetkililerin hiçbirinden hesap sorulmayacağını düşündüklerini ve sorulacağına dair hiç umutları olmadığını belirten mesajlar aldım. Günün sonunda hesap verecekler mi, bilemiyorum. Ama sorumlular ne düşünürse düşünsün, Vuhan halkı olarak iki aydır evlerimize kapanmış oturuyoruz ve şehrin başına gelen bir trajediye şahit olduk. Birilerinin hatası yüzünden, bir hiç uğruna ölenlerin hesabını sormak hem hakkımız hem görevimiz. 

Kalemimi hafifçe bir kenara bırakacağımı düşünenler varsa söyleyeyim, böyle bir şey asla olmayacak. Sözcükleri birbiri ardına dizip, onları tarihin alçaklık sütununa yazacağım.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus