Jean-Pierre Perrin: “Suudi Arabistan’da koronavirüs en çok kraliyet ailesini ve göçmenleri etkiliyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Ortadoğu’da savaş muhabirliği yapan Fransız gazeteci Jean-Pierre Perrin, Mediapart için kaleme aldığı yazısında koronavirüs salgınının Suudi Arabistan’ı nasıl etkilediğini anlattı. Sizin için özetini paylaşıyoruz.

New York Times (NYT), 9 Nisan’da yayımladığı haberde Suudi Arabistan kraliyet ailesine mensup 150 prensin koronavirüse yakalandığını ve bunlardan birinin Riyad’ın güçlü valisi ve Kral Salman’ın yeğeni olan Prens Faysal bin Bandar Al Saud olduğunu yazdı. Habere göre Prens Faysal yoğun bakımda tedavi görüyor.

Salgın, Suudi Arabistan‘da da zaten var olan ayrımcılığı daha da derinleştirmiş durumda. Cidde’de Kral Faysal’ın yattığı ileri teknoloji ekipmanla faaliyet gösteren hastanenin yönetimi, 7 Nisan’da personele gönderdikleri e-postada 500 ilave yatak kurulumunun planladığını bildirdi. Fakat bu tedbirler herkes için değil. E-posta’nın devamında, bu tedbirlerin ülkenin farklı yerlerinden gelebilecek olan VIP hastalara özel olduğu, bütün özel odaların kraliyet ailesine özel olduğu ve eğer sağlık personelinden salgına yakalanan olursa onların başka hastanelerde tedavi görmeleri gerektiği belirtildi. 

Kraliyet ailesi ve Suudi liderler, koronavirüsten korunmak için Cidde ve Riyad’dan uzaklaştı. Kral Salman, Kızıldeniz’de bir adada bulunan sarayına sığınırken oğlu Veliaht Prens Muhammed bin Salman (MbS) ise birkaç yakınıyla birlikte robotlar şehri olarak bilinen Neom’daki bir saraya çekildi. Suudi Arabistan’da yetkililer salgına karşı hızla tedbir alarak, bölgedeki ilk vaka açıklanmadan yani 2 Mart’tan önce Mekke ve Medine’ye erişimi engellemişlerdi. Ardından ulemanın aksi yöndeki telkinlerine rağmen toplu namazları iptal etmişlerdi. Ayrıca sınırlar kapatıldı; şehirlerarası yolculuklar, temel ihtiyaçlar hariç evlerden çıkışlar yasaklandı. Bölge uzmanı Khattar Abou Diab’a göre, Suudiler salgınlara alışkın. En son 2012-2015 arasında başka bir tip koronavirüs salgını 400 kişinin ölümüyle sonuçlanmıştı.

Alınan tüm tedbirlere rağmen salgının önüne geçilemedi. Resmi rakamlara göre 5 bin 400 pozitif vakadan 73’ü hayatını kaybetti. Verilere göre Suudi Krallığı salgından en az etkilenen ülkeler arasında. Yine de Riyad’dan beş kat küçük olan Mekke’nin durumu, yönetimi oldukça endişelendiriyor. 13 Nisan’da açıklanan sayılara göre Mekke’de 1050 pozitif vaka var, Riyad’da ise bu sayı 1422.

Hanedan ailesi, kendini kutsal mekanların koruyucusu olarak tanımlayarak dini ve siyasi meşruiyet elde ettiğinden, kutsal şehirleri etkileyen her şey doğrudan kraliyet ailesini etkiliyor ve sorumluluğunun sorgunlanmasına yol açıyor. Yani bu salgınla mücadelenin Suudi Arabistan siyasetinde önemli bir yeri var. Hükümet, salgını Suudi Arabistan’a getiren ilk kişinin İran’dan geldiğini açıklamış, Tahran’ı “sorumsuz hareket ederek” salgının tüm dünyaya yayılmasına neden olmakla suçlamış, Suudi Arabistan’da en çok Şii vatandaşın yaşadığı Hasa bölgesi hemen karantina altına alınmıştı.

Kraliyet ailesinin birçok ferdinin salgına yakalanmasının en büyük sebebi ise büyük ihtimalle prenslerin çok seyahat etmesi ve Bedevi kültüründe sarılmanın önemli bir yerinin olması.

Prensleri etkileyen her şeyin ise siyasi bir sonucu var. Körfez ülkeleri uzmanı David Rigoulet-Roze şu analizi yapıyor: “Salgın, bir şekilde Muahammed bin Salman’ın lehine işliyor. Veliaht prensi daha da güçlendirerek bugün var olan hanedanlık dinamiklerini etkileyebilir. Koronavirüsten etkilenme olasılığı en yüksek olanlar, yaşça büyük olan prensler. Aynı zamanda MbS’nin tahta çıkma arzusuna engel oluşturma olasılığı en yüksek olanlardan bazıları da onlar, Ahmed ben Abdelaziz al-Suud (78) gibi. Bu prensler dışlanmış olabilirler fakat salgına yakalanırlarsa, hastalıktan ötürü kenara çekilmiş görünecekler. Ve bu, veliaht prensin imajı için daha tercih edilir bir durum.” 

Salgının sonuçları MbS’nin planlarını da etkileyecek. Rigoulet-Roze’a göre: “Bütün devletlerin ekonomileri salgın nedeniyle tarumar olacak, Suudi Arabistan da şimdiye dek benzeri görülmemiş bir kemer sıkma politikasına başvurmak zorunda kalacak. ‘Vizyon 2030’ isimli ülke ekonomisini çeşitlendirerek ve özelleştirmelere başvurarak ülkeyi petrol bağımlılığından çıkarmak için 2016 yılında uygulamaya konulan kalkınma planı kapsamındaki projelerinin askıya alınması kaçınılmaz görünüyor.” 

Suudi topraklarında yaşayan 33 milyon insanın yaklaşık üçte birini oluşturan göçmenlerin durumu daha endişe verici. Zor koşullarda, Mekke ve Medine’nin çevresindeki gecekondu mahallelerinde kalabalıklar halinde yaşayan göçmenler, Sağlık Bakanlığının araştırmalarına göre yeni vakaların yaklaşık yüzde 80’ini oluşturuyor. Dışarı çıkma yasaklarıyla birlikte ve uçuşların da iptal edilmesiyle göçmenler ülkelerine dönemiyor.

Kral Salman’ın yaptığı açıklamada kişinin sosyal durumu ne olursa olsun gerekli sağlık hizmetinin sunulacağını belirtmişti. Fakat Etiyopya yönetimi, salgın başladıktan sonra yaklaşık üç bin Etiyopyalı’nın krallıktan sınır dışı edildiğini açıklayarak Kral Salman’ı yalanladı.

Yemen tarafına bakacak olursak, salgın Riyad’ın imajını zedeleyen savaşa son vermesi için bir bahane oldu. 8 Nisan’da Yemen’de tek taraflı iki haftalık ateşkes ilan etme kararı alındı ve bu ateşkes kararının uzatılabilir olduğu belirtildi. Khattar Abou Diab’a göre ise “Suudiler bütün dünyaya karşı olamayacaklarını anladılar ve Husiler’le müzakere girişimi içine girdiler. Ancak kazançlarından vazgeçmeye niyetleri yok. Muhtemelen bu teklifi reddedecekler ve İran da onları bunun için teşvik edecek. Dolayısıyla tartışmanın sonu belli değil.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus