Salgından Sonra (4) – Yalçın Karatepe: “Ucuz olanın değil, üretim süreci insanlık için faydalı olanın iyi olacağı bir döneme gireceğiz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Modern tarihin gördüğü en büyük krizlerden birini yaşıyoruz. Bildiğimiz dünyanın sonu bir kez daha gelmiş olabilir. "Salgından Sonra" haber dizimizde etkileri yaşamın her alanında hissedilen koronavirüs salgınının ardından dünya nasıl bir yer olacak sorusuna cevap arıyoruz. Bu soruyu ekonomiden siyasete, felsefeden psikolojiye, sinemadan edebiyata alanında uzman kişilere sorduk.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yalçın Karatepe, koronavirüs salgını sebebiyle yaşanan ekonomik krizin daha önceki krizleri çözmek için kullanılan yöntemlerle çözülemeyeceğini, krizden çıkabilmek için “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” anlayışının terk edilmesi gerektiğini söyledi.

“Tüm insalığı tehdit eden bir pandemiye düşen koronavirüs sadece bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmadı aynı zamanda ciddi şekilde ekonomik zorunların da gün yüzüne çıkmasına yol açtı. Mevcut sistemde her bireyin kendi menfaatini koruması halinde toplumsal menfaatın de artacağı anlayışı mevcut fakat bu kriz bize gösterdi ki bireylerin kişisel menfaatlerini koruması toplumsal menfaatlerin ortaya çıkmasına yol açmamaktadır. Dolayısıyla kapitalist sistemde varolan “bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler”, herkes her istediğin yaptığında en iyiye ulaşırız anlayışı beklenen sonuçları vermiyor hatta kriz anında ortaya çıkan ekonomik sorunların daha ağır olmasına yol açıyor.

Son 100 yıl içinde karşı karşıya kaldığımız ekonomik krizlerin neredeyse tamamına yakını uygulanan yanlış ekonomik problemlerin sonucunda oraya çıktı oysa koronavirüs doğadan ortaya çıktı. Dolayısıyla bu krizin yarattığı ekonomik kriz bizim alışık oldklarımızdna çok farklı. Daha önceki tedbirlerin bu kriz döneminde alınan tedbirlerden çok farklı olduğunu, dolayısıyla içinde bulunduğumuz dönemde alınması geren tedbirlerin farklılaşması gerekiyor. İhtiyacımız olan şey sadece parasal bir genişlemeye girmek, faiz oranlarını değiştirmek değil. Bir takım temel ekonomik kararlar değiştirerek bu krizden çıkamayız. Burada kriz sona erdiğinde kapitalist sistem ortadan kalkacak demek istemiyorum, daha çok bu krizden sonra dünyanın hemen her ülkesinde sosyal politikaların daha ağır basacağı, kamusal yararlar göz önüne alınarak bir takım harcamaların önceliklendirileceğini düşünüyorum. Örneğin piyasanın görünmez eline bırakılan sağlık harcamaları dünyanın pek çok yerinde kriz anında insanların ihtiyaç duyduğu hizmeti üretemiyor, bunu gördük.

Sağlık alanında, eğitim alanında çok önemli yatırımlar yapılacaktır. Sosyal güvenlik alanında da öyle. Mecbur sistemde sosyal güvenlik bireylerin karar mekanizmalarına bırakılmış durumda, yaşlılık döneminde sahip olacağı geliri kendi elde etsin gibi bir yaklaşım var. Çalışma koşullarında önemli değişiklikler olacaktır, şimdiye kadar çalışma koşulları verimlilik üzerine kurulmuşken, bundan sonra daha ucuzdan ziyade daha iyiyi nasıl bulabiliriz çabasına girecektir insan. İyiden kast ettiğim şey bir şeyin ucuz olması değil o şeyin üretim sürecinin tamamının insanlık için faydalı olup olmadığını göz önüne alınacak olmasıdır diye düşünüyorum. Tabii bütün bunlar vergi sisteminin deforme edilmesiyle mümkün çünkü çok ciddi şekilde kamusal harcamanın, denetlemenin, düzenlemenin yapılacağı bir dönem olacak. Bu harcamaların finanse edilebilmesi için de yüksek gelir gruplarının büyük orana vergilendirilmesi gerekecek. Dünyadaki mevcut sisteme baktığınız zaman gelirin servetin önemli bir kısmının küçük bir kısımda biriktiğini görüyoruz bugün dünyanın en zengin iki bin kişisinin toplam serveti dünya nüfusun en yoksul 4,6 milyar kişisinin yüzde 60’ının sepetinden daha fazla.

Bu kriz bize gösterdi ki insanlar kriz anlarında temel ihtiyaçlarını karşılayacak bir gelire, gelirin yanında bir tasarrufa bile sahip değil. Gelir dağılımındaki bu bozuklukluklar ciddi şekilde tartışılacaktır. Üretim süreçleri de bundan etkilenecektir. Çin, dünyanın üretim merkezi olmuştu. Küreselleşmeyle birlikte en ucuzu üretme anlayışıyla, işgücü nerede daha ucuz yasal düzenlemeler neredeyse daha sınırlı ise kaynaklar oraya yönlendirildi ama gördük ki bir kriz çıktığında tedarik sürecinde çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabiliyoruz. Dünya üretim sisteminin bir merkeze yoğunlaşmaktan ziyade farklı yerlere evrileceğini düşünüyorum. Burada sadece fayda maliyet analizi yapılmayacak,  aynı zamanda ulusal çıkarların da gözetildiği bir döneme gireceğiz.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 
  • Medyascope
  • Medyascope Plus