The Guardian: Koronavirüs salgını aşı karşıtlarının kafasını karıştırdı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
The Guardian muhabirleri koronavirüs salgınının halk sağlığı için giderek daha ciddi bir tehdit haline gelmesiyle aşı karşıtlarının içine düştüğü karmaşık durumu, farklı ülkelerden örnekleri derleyerek anlatan bir haber kaleme aldı. Haberi özet olarak aktarıyoruz.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) açıklamasına göre an itibariyle koronavirüse karşı geliştirilen potansiyel aşı sayısı 70. Bunlardan üç tanesi ise klinik değerlendirme aşamasında. Küçük ama etkili “aşı karşıtları camiası” ise koronavirüs aşısına nasıl tepki vermeleri gerektiği konusunda ciddi fikir ayrılıkları yaşıyor.

Geliştirilen aşılar ile ilgili duyduğu şüpheyi dile getirenlerden biri dünyaca ünlü Sırp tenisçi Novak Djokovic. Djokovic, Facebook hesabından yaptığı paylaşımda aşı karşıtlığının spora dönmesini engelleyebileceğini belirtirken hiç kimsenin kendisine zorla aşı yapmasını kabul etmeyeceğini açıklamıştı. İngiliz rapçi M.I.A da attığı tweet’te “Ölüm ile aşı arasında bir tercih yapacak olsam ölümü seçerim” demişti. 

Londra merkezli Vaccine Confident Project (VCP) kuruluşunun direktörü Heidi Larson ise aşı ile ilgili şüpheleri daha az olan ya da sadece bazı spesifik aşılara karşı olan insanların koronavirüs salgını süresince farklı davranabileceğini düşünüyor.

VCP, 18 ay boyunca yerel ortaklarıyla beraber dünya genelinde bir çalışma gerçekleştirdi. Ulusal çapta anketler uyguladılar ve internet üzerinde dönen tartışmaları analiz ederek insanların geliştirilmesi muhtemel bir koronavirüs aşısına nasıl tepki vereceklerini anlamaya çalıştılar.

Larson, internette ocak ve mart aylarını kapsayan üç aylık süreçte atılan mesajları incelediklerinde insanların mümkün olan en kısa sürede aşının bulunmasını talep ettiklerini ve bunun için oldukça hevesli olduklarını belirtiyor.

“Toplum bağışıklığı için nüfusun en az yüzde 75’i aşı olmalı”

Ancak karşıt görüşten insanlar da var. Aşı karşıtlığı özellikle son yıllarda büyümeye ve sesini daha çok duyurmaya başladı. Aşı karşıtlığını dünyadaki en önemli 10 sağlık tehdidinden biri olarak gören DSÖ’ye göre hastalığın yapısına bağlı olmakla birlikte toplum bağışıklığının gelişmesi için toplam nüfusunun yüzde 75’i ila yüzde 95’inin aşı yaptırması gerekiyor.

Wellcome Trust adlı araştırma kuruluşunun 2018 yılında gerçekleştirdiği çalışmaya göre dünya nüfusunun yüzde 79’u aşıların güvenli olduğunu düşünüyor. Kuzey Amerika’da yaşayan insanların yüzde 72’si, Kuzey Avrupa’da yaşayan insanların ise yüzde 73’ü bu şekilde düşünürken bu oran Batı Avrupa’da yüzde 59’a ve Doğu Avrupa’da yüzde 40’a kadar düşüyor.

“Aşı karşıtlarının oranı düşüyor”

Ancak koronavirüs salgınının boyutu ve ciddiyeti aşı karşıtlığını belli ölçüde azaltabilir. VCP’nin son araştırmasına göre aşı karşıtlığının yüksek olduğu ülkelerde koronavirüs aşısının bulunmasına olan talep artıyor. Örneğin nüfusun yüzde 33’ünün aşıları güvenli bulmadığı Fransa’da koronavirüs aşısını reddedeceğini söyleyenlerin oranı yüzde 18.

İngiltere’de ise mart ayı ortasında yapılan ankete göre toplumun yüzde 7’si aşıyı reddederken nisan ayı başında yapılan ikinci ankete göre ise bu oran yüzde 5’e düştü.

Wellcome Trust’a göre nüfusun yüzde 62’sinin aşıları güvenli bulduğu Rusya’da ise koronavirüs krizi aşı karşıtları arasında bir bölünmeye yol açmış gibi gözüküyor. 

The Truth About Vaccines adındaki en büyük aşı karşıtı sosyal medya gruplarından birinin yöneticisi, grubun toplam 100 bin üyesi arasında son dönemde ortaya çıkan disiplinsizliklerden yakınıyor.

İsmini vermeyen yöneticiden geçen günlerde şöyle bir paylaşım yaptı: “Beni en çok şaşırtan ne biliyor musunuz? Aşı karşıtlarının gösterdiği reaksiyona şaşırıyorum. Pek çoğu Rusya’da koronavirüs salgını olduğuna ve insanların bu yüzden hastalandığına veya öldüğüne inanıyor.”

ABD’de ise aşı karşıtları koronavirüs salgını üzerinden komplo teorileri yayarak kendi argümanlarını güçlendirmeye çalışıyorlar.

2016 yılında yayınlanan “Vaxxed” adlı belgeselin yapımcısı Del Bigtree, Facebook ve YouTube üzerinden izlenebilen sunumunda Kovid-19’un ilaç şirketleri tarafından kendilerini daha da zenginleştirmek için ortaya çıkartıldığını savunuyor.

New York Üniversitesi’nde çalışan kamu sağlığı uzmanı Scott Ratzan ise New York’ta yapılan ve nüfusun yalnızca yüzde 53’ünün kesinlikle aşı olmayı kabul ettiğini, yüzde 29’unun ise aşı olmayı reddettiğini belirttiği anketi görünce büyük endişeye kapıldığını söylüyor.

Ratzan, “Eğer çok sayıda insan hem kendilerine hem de çocuklarına aşı yaptırmayı reddederse ne olacak? Şu an için New York halkının yarısı aşı yaptırmayı kabul ediyor. Bu istatistik ile ikinci bir salgından korunabilmemiz mümkün değil” diyor.

Larson ise koronavirüs salgınının aşı karşıtlığı üzerinde direkt bir etki yaratacağını düşünmüyor. Ancak koronavirüs korkusundan dolayı kızamık aşısının 24 ülkede ertelenmesi, 13 ülkede iptal edilmesinin DSÖ ve UNICEF’i paniğe sürüklemesi öngörülebilir bir dolaylı etki olarak öne çıkıyor.

Larson’a göre eğer aşı yaptırma konusundaki tereddüt koronavirüs krizi sonrası azalırsa bu, “ailelerin salgın döneminde bebeklerini hastaneye götürmekten kaçındıkları için kızamık gibi hastalıkların yeniden yaygınlaşmasından dolayı” olacak.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus