Yeni Zelanda’da seks işçiliğini suç olmaktan çıkaran yasal düzenleme, salgın döneminde hayat kurtarıyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yeni Zelanda’da hükümet ve seks işçilerinin uzun zamandır yürüttüğü işbirliği koronavirüs salgını sürecinde hayat kurtarıcı bir rol oynuyor. Seks işçiliğinin bir para kazanma yöntemi olarak başka herhangi bir meslekle aynı konumda görüldüğü modelin işleyişini Anna Louie Sussman, İngiliz The Guardian gazetesi için kaleme aldı. Haberin çevirisini sizinle paylaşıyoruz. 

Yeni Zelanda’da koronavirüs salgını ile mücadele kapsamında 26 Mart tarihinden itibaren karantina uygulamaları yürürlükte. 28 yaşındaki Lana* karantina başlamadan bir hafta önce, eylül ayından beri ayda iki-üç müşterisi olduğu halde, ayda yaklaşık 2 bin 200 Yeni Zelanda Doları kazandığı üst düzey Wellington genelevinden izin alarak bir süre çalışmamaya karar vermişti.

23 Mart’ta, okuduğu üniversitede derslere internet üzerinden devam edileceği duyuruldu. Ertesi gün, Auckland’da yaşayan ailesinin yanına gitmeye karar veren Lana, Yeni Zelanda hükümetinin koronavirüs salgını nedeniyle gelirleri en az yüzde 30 azalan bütün çalışanlara sunduğu acil destek paketine başvurdu. 

Yalnızca iki gün sonra, 4 bin 200 dolar hesabındaydı. Bu miktar, koronavirüs salgını yüzünden işine ara vermeseydi 12 haftada elde edeceği gelire denk. Hükümet, tam zamanlı yani haftada en az 20 saat çalışanlara ise aynı fondan 7 bin 29 dolar destek sağlıyor.

“Başvuru formunu doldurmak üç dakikamı aldı ve seks işçisi olduğumu belirtmek zorunda değildim. Sadece serbest çalıştığımı belirtmem gerekiyordu” diyor Lana. 

Yeni Zelanda’da, seks işçilerinin inisiyatif alarak başlattığı süreç sonunda, 2003 yılında yasal statüye kavuşan seks işçiliği, para kazanmak için icra edilen herhangi bir meslekle aynı konumda. Koronavirüs salgını farklı ülkeleri ve ekonomilerini birbiri ardına etkilemeye, köklü eşitsizlikleri günyüzüne çıkarmaya devam ederken Yeni Zelanda’da uygulanan model, seks işçilerinin bu kriz döneminde hem mali hem fiziksel olarak güvende hissetmelerini sağlıyor. 

Siyaset ve dilbilimi alanında öğrenim gören Lana, “Seks işçiliği bir suç olarak görülmediği için, kendi adıma söyleyebilirim ki, bu durum bulunduğunuz ortamda saygı görmenizde etkili oluyor. Arkanızda sizi destekleyen birinin olduğunu hissediyorsunuz” diyor.

Okuluna ve derslerine odaklanabilen Lana, toplumsal adalet alanında faaliyet gösteren bir toplulukta yer alıyor, sosyal haklar ve insan hakları hakkında yazılar kaleme alıyor.

“Hayatta kalmak, ay sonunda kirayı ödemek zorundalar”

Yeni Zelanda, sayıları 3 bin 500’ü bulan seks işçileri topluluğunun ve hükümetin güçlü ve üretken bir ilişki içinde olabildiği, birlikte çalışabildiği, diğer ülkelerde görmediğimiz, alışık olmadığımız bir modele sahip.

Hollanda’daki Utrecht Üniversitesi’nde suç bilimi alanında araştırmalar yürüten ve doktora tezini Yeni Zelanda’nın izlediği bu nadir model üzerine yazan Joep Rottier, “Yeni Zelanda’da seks işçiliğinin bir suç unsuru olarak görülmemesinin pek çok avantajı var ve bunlar koronavirüs salgını ile gelen kriz günlerinde bir kez daha kanıtlanmış bulunuyor. Örneğin, seks işçileri de devlet desteğinden faydalanabiliyor” diyor. 

Sadece kimlik numarası ve temel kişisel bilgilerin paylaşıldığı bir form doldurarak hükümetin bu kriz döneminde bütün çalışanlara sunduğu acil destek paketinden faydalanabilmenin yanı sıra, Yeni Zelanda’da seks işçileri iş aramak zorunda kaldıkları süre boyunca haftalık ödeneklerden de beklemek zorunda olmaksızın faydalanabiliyor. Diğer meslek gruplarında çalışanların bu ödeneği alması biraz zaman alırken, seks işçiliğini bir suç unsuru olmaktan tamamen çıkaran 2003 yılındaki mevzuat ile seks işçilerinin güvenliğinin sağlanması ve para kazanmak için fuhşa zorlanmalarının önüne geçilmesi için özel bir yasal düzenleme getirildi.

Eski bir seks işçisi ve seks işçilerinin hakları için mücadele eden Yeni Zelanda Seks İşçileri Kolektifi’nin (NZPC) kurucu üyesi Dame Catherine Healy, hükümetin hem acil destek paketi hem de iş arayanlara sunulan ödenekle ilgili başvuruları birkaç gün içinde yanıtladığını belirtiyor. Healy, bunun koronavirüs salgını başlayana kadar Auckland’da seks işçileri topluluk merkezini düzenli olarak ziyaret eden sosyal yardım ekipleri ve hükümetin seks işçileriyle yürüttüğü işbirliği sayesinde mümkün olduğunu belirtiyor. 

Utrecht Üniversitesi’nden Rottier, Yeni Zelanda’da hükümet ile seks işçileri arasındaki kuvvetli iletişim ve yasal düzenleme sayesinde polislerin yol kenarlarında ekonomik nedenlerle fuhşa zorlanan seks işçilerini, mali yardım alabilmeleri için Seks İşçileri Kolektifi gibi gruplara yönlendirdiğini belirtiyor. 

Komşu ülke Avustralya’da ise seks işçilerinin oluşturduğu bir birlik, ülkenin Yeni Güney Galler eyaletinde çalışmayı sürdüren seks işçilerine ceza yazan polisleri kınayan bir açıklama yaptı. Açıklamada, “(Polislerin bu eylemi) halihazırda yürürlükte olan halk sağlığı önlemlerinin uygulanması için hiçbir fayda sağlamadığı gibi federal hükümetin getirdiği gelir azaltmaya yönelik önlemlerin zor durumda bıraktığı insanları adeta cezalandırıyor” denildi.  

ABD’de seks işçileri sosyal yardım paketlerinden yararlanamıyor

ABD’de ise seks işçileri internet üzerinden görüntülü konuşmalar ya da perde arkasından sundukları şovlarla herhangi bir cinsel temas olmaksızın bu kriz döneminde para kazanmayı bir şekilde sürdürebiliyor. Ancak mesleklerinin hükümet tarafından resmen tanınmayışı onların sosyal yardım paketlerinden faydalanmalarına engel oluyor ve çoğunlukla GoFundMe gibi kitle fonlama kampanyalarına yöneliyorlar.

Araştırmacı Rottier, Hollanda’da bazı seks işçilerinin virüsün yayılmasını önlemek için uygulanan sosyal mesafe önlemlerini uygulamakta zorluk çekmelerinden endişeli ve “Hayatta kalmak zorundalar, ayın sonunda kirayı ödemek zorundalar. Aç kalamazlar ve dolayısıyla çalışmayı sürdürmek zorunda bırakılıyorlar” diyor.

Aynı  şey Yeni Zelanda’daki seks işçileri için de geçerli olabilir. 15 yıldır Wellington’da, Funhouse adında üst düzey bir genelev işleten Mary Brennan, “Bu ağır ve küresel çapta deneyimlediğimiz trajik süreçte hayatta kalmak için çalışmak zorunda olan herkes gibi, çalışmayı sürdürmek zorunda olan seks işçileri de var” diyor.

2003 yılındaki yasal düzenlemeden sonra Yeni Zelanda’da sokak kenarlarında geçimini sağlamak için fuhşa zorlananların sayısı önemli ölçüde azalırken, hâlâ az sayıda da olsa sokaklarda çalışmayı sürdürenler ve bir şehirden diğerine taşınan “göçmen seks işçileri” var. Sendika kurucu üyesi Haley ayrıca, bazı seks işçilerinin koronavirüs salgınından önce de hükümetin sunduğu destek paketlerinden faydalandığını, ancak yardım miktarlarının emlak piyasasında devam eden bir krizin yaşandığı, dünyanın en pahalı ülkelerinden biri olarak kabul eden Yeni Zelanda’da hayatta kalmak için yeterli olmadığını söylüyor.

Birbirine destek olmakta özgür kadınlar

Hükümetin destek paketleri sayesinde, Funhouse’da yüksek ücretle çalışan kadınların birçoğu, koronavirüs salgını nedeniyle çalışmaya ara verdikleri bu dönemde zamanlarının çoğunu gönüllülük faaliyetlerine ve ihtiyacı olanlara yardım etmeye ayırabiliyor.

İş hayatında “Madam Mary” lakabını kullanan Brennan, “Sosyal medyada bedenlerini ve becerilerini daha savunmasız ve daha zor durumda olanlara destek olmak, para toplamak için kullanan kadınlarımız var. Üç beş kuruş için mücadele etmek zorunda değiller” diyor.

Healy, salı günü koronavirüs önlemleri kapsamındaki kısıtlamaların dördüncü seviyeden üçüncü seviyeye çekildiği Yeni Zelanda’daki seks işçilerinin, kısıtlamalar birinci seviyeye düşürülmeden yeniden çalışmaya başlayamayacaklarını söylüyor. 

*İsim değiştirilmiştir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus