Ramazan ayını koronavirüs karantinasında muhafazakâr aileleriyle geçiren kadınlar anlatıyor: “Oruç tutmak istemiyorum, ama…”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye, koronavirüs salgını nedeniyle iki aydır evde kalıyor. Aynı yaşam tarzını artık benimsemeyen ve dinden uzaklaştıklarını söyleyen birçok genç kadın da ramazan ayını karantinada, muhafazakâr aileleriyle geçiriyor. Aileleriyle aynı yaşam tarzını ve aynı inancı paylaşmayan bu kadınlar, karantina sürecinde yaşadıklarını Medyascope’tan Sema Kızılarslan’a anlattı.

* İstanbul, Konya, Kocaeli, Manisa ve Kayseri’de yaşayan 20-27 yaş aralığındaki kadınlarla WhatsApp üzerinde konuştuk. Anlatıcılarımızı hem güvenlikleri için hem de kendi istekleri doğrultusunda gerçek olmayan isimler ile adlandırdık.

Merve: “Çocuklarımı asla ibadete zorlamamam gerektiğini öğrendim bu süreçte”

Merve 20 yaşında ve üniversite sınavına hazırlanıyor. Geçen seneye kadar ramazan ayında ailesinin haberi olmadan, okula ve kütüphaneye gittiğinde bir şeyler yiyebildiği için oruç tutmadığını, bununla beraber eve geldiğinde oruçlu gibi davrandığını söylüyor. Ama bu yıl, karantinadan dolayı dışarı çıkamadığı için gün boyu aç kalmak zorunda kalmış:

“Şu an reglim. Normalde reglim çabuk biter ama uzamış gibi davranıyorum. Çünkü asla oruç tutmak istemiyorum. Annem, ‘Namaz kılmayıp, Kuran okumayacaksan hiç tutma. Şeytan oldun gittin iyice’ diyor. ‘Tutmayayım o zaman’ dediğimde kavga çıkartıyor. İleride bir ailem olursa, çocuklarımı asla ibadete zorlamamam gerektiğini öğrendim bu süreçte.”

Sevgi: “Böyle geçen son ramazan ayı olacak benim için, çünkü okumak için başka şehre gideceğim”

Bir başka kadın ise annesini üzmemek için inancını ve fikirleri saklayarak, gün içinde gizli saklı bir şeyler yediğini ve zor da olsa uyumlu davranmaya çalıştığını söyledi. Sevgi’nin şimdilik istediği tek şey, bir an önce üniversite okumak için başka şehre gitmek:

“Tabii ki oruç tutuyormuş gibi yapıyorum, çünkü annemin inancım hakkında bir bilgisi yok. Bunu söyleyip onu derin bir üzüntüye sokmak istemiyorum. Zira bunu aylarca kafasına takıp, kendisini kahredecek. El ve ayaklarımda oje vardı, onları çıkardım ama annem köşelerine kadar ablama kontrol ettirdi. Yetmedi, gözlüğünü takıp, asetonlu bir pamukla kendisi girişti kalan ojelere. Tartıştık ve Allah’ın bu ojeleri bu kadar önemsemeyeceğini söyledim. ‘Koskoca evreni yaratmış Allah, benim tırnağımın kenarındaki ojeye mi takılacak, yapma anne lütfen!’ gibi savunmalar yaptım. Gizli gizli bir şeyler yiyip, su içiyorum. Yani kabul olmayacak oruçları tutuyorum. Annemi üzmemeye çalışıyorum. Bu, muhtemelen böyle geçen son ramazan ayı olacak benim için, çünkü okumaya başka şehre gideceğim ve o zaman oruç tutmak zorunda kalmayacağım.”

Seda: “Her tartışma şiddete ramak kalarak bitiyor, sürekli ‘Ne yapmalıyım?’ diye soruyorum kendime”

Ateist olduğunu ailesine açıklayan ama buna rağmen ramazan ayında “‘oruç tut” baskılarına maruz kaldığını söyleyen, şiddet görme noktasına geldiği için artık susan Seda, 24 yaşında. Seda yaşadığı sıkıntıları şöyle anlattı:

“Normalde inanmadığımı bilmelerine rağmen kabullenmek istemiyorlar. Ve ben de daha fazla kavga gürültü olmasın diye sesimi çıkartmıyorum. Biraz tartışınca bile şiddet görme noktasına geliyor hemen olay. Sürekli ‘Ne yapmalıyım?’ diye soruyorum kendime. Özellikle bu süreçte ramazan yaklaşırken kara kara düşünüyordum, normalde okullar açık olsa okulda yemek yerdim ve onlara oruç tuttuğumu söylerdim fakat karantina olduğu için evde yemek yiyemiyorum asla. Aslında oruç tutmadığımı tüm ailem biliyor ama bilmiyor gibi davranıyorlar, sahura kaldırıyorlar, yemek yerken gördüklerinde sanki çok mahrem bir şey görmüş gibi kaçıyorlar hemen. Zorlandığım çok nokta oluyor ama dayanıyorum çünkü bu bana küçüklüğümden beri dayatılan bir şey. Artık alıştım.”

Fatma: “Sanki ayıp bir şey yapıyormuş gibi utanç duydum”

Bu süreçte babasının baskılarına maruz kaldığını, özellikle oruç ve namaz gibi ibadetleri farklı bir inançta olduğu için yapmak istemediğini söyleyen Fatma, karantina sürecinde ailesiyle olduğu için kendini sakladığını ve fiziksel şiddet görmekten korktuğunu söylüyor:

“Kardeşim tatlı yapmıştı. Kaşık alıp tadına bakacakken babam mutfağa geldi. ‘Ne yapıyorsun burada?’ diyerek bağırdı. Dondum kaldım. Sanki ayıp bir şey yapıyormuş gibi utanç duydum. Odama geçtiğimde elim ayağım titriyordu. Aslında ailemle görüşlerimiz ben ergenliğe girdiğim sırada farklılaşmaya başladı. Üniversiteye gidene kadar sadece siyasi bir ayrılık sözkonusuydu, devamlı tartışırdık bu yüzden. İnancımı yitirdim. Oruç tutmak, namaz kılmak istemiyorum. Ama bu karantina sürecinde ailemle birlikteyim ve mecburen saklanıyorum. Bir de bu yüzden fiziksel şiddet görmek istemiyorum çünkü.”

Kübra: “Reglin namaza ya da oruca engel olmadığını düşündüğüm halde bu fikrimi aileme söylemekten çekiniyorum”

İslami duruşu ailesinden daha farklı ve inançlı biri olan Kübra ise İslam dünyası tarafından genel bir kabul olan “Kadın regl iken oruç tutamaz. Temizlenene kadar oruçtan ve namazdan uzak durur” görüşünün aksine, reglken de oruç tutma yükümlülüğü olduğunu savunuyor. Bu süreçte ailesi ile oluşan bu zıtlıktan ötürü diğerlerinden daha farklı bir sıkıntı çekiyor:

“Karantina sebebiyle yaklaşık bir aydır ailemle aynı ortamdayım. Oruç tutmanın bambaşka bir zorluğunu çekiyorum. Reglin namaza ya da oruca engel olmadığını düşündüğüm halde bu fikrimi aileme söylemekten çekiniyorum. Çünkü söylersem beni, ‘Hadis inkarcısı, yine hangi sapık hocaları dinliyor acaba. Kim aklını çeliyor?’ demelerinden korkuyorum ve ibadetlerimi gizli yapıyorum. Pedim bittiğinde annem görmeden gizli gizli dolabından alıyorum. Henüz fark etmedi. Pedleri çöpe bile atmıyorum. Sürekli dışardaki çöpe götürüp, üstüne bir şeyler daha atıyorum. Yoruldum bütün bu süreçten ama başka seçeneğim olmadığını da biliyorum.”

Sosyolojik küvözler

KONDA’nın 2008-2018 yılları arasını kapsayan Hayat Tarzları Araştırması, ‘’dindar muhafazakâr’’ yaşam tarzına sahip olduğunu söyleyenlerin oranının 10 yılda yüzde 28’den yüzde 15’e gerilediğini ortaya koydu. Dünyanın pek çok yerinde gençlerin; ailelerinin gelenekselleşmiş inançlarından ziyade kendi inançlarını inşa etmeye ve yanı sıra bireyselleşmeye olan eğilimleri yükselişte. Son dönemde Türkiye’de, özellikle dindar aile çocuklarının da içinde yer aldığı bir dönüşüm, kırılma yaşanıyor. İlahiyatçı Mustafa Öztürk de bu değişimin sebebini şöyle anlatıyor:

“Artık kendi sosyolojik küvözlerimizde, gettolarımızda yaşasak da çocuklarımızın başka dünyalarla buluşmasına engel olamıyoruz. Biz genellikle dini düşünceyi, inancı, ahlakı, dikte ederek öğretmeye çalışıyoruz. Tevdi marifetiyle oluyor. Temsil yoluyla olsa belki bu krizi biraz daha azaltabilirdik. Dikte ederek anlattıklarımızla yaptığımız örtüşmüyor. İçeriden muhafazakâr kodları tercih ediyoruz. Dışarıya çıktığımızda modernizmin kodlarına ‘lebbeyk’ diyen bir hayat felsefesinin içinde yuvarlanıp gidiyoruz. İnandığımız değerleri hayatımıza taşımadığımız için çocuklarımız bu çelişkiyi fark ediyor. ‘Babam bana arkaik bir dini öğreti sunuyor fakat kendisi bu sunduğu öğreti ile mutabakat noktası olmayan bir hayat yaşıyor’ diyor. Bu çocuklarımızda bir sorgulamaya yol açıyor.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus