Yazar Nesrine Malik: “Salgının işçi sınıfı için doğurduğu ekonomik kriz, mücadele etmeden geçmeyecek”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Köşe yazarı Nesrine Malik, The Guardian için koronavirüs salgını nedeniyle ortaya çıkan ekonomik krizin işçi sınıfının aleyhinde geliştiğini anlatan bir yazı kaleme aldı. Çevirisini sizlere sunuyoruz.

Koronavirüs salgını dolayısıyla savunmasızlara yardım etmek için oluşturulan politikalar iptal ediliyor. Değişim isteyenler savaşa hazır olmalı.

Konaklama ve gastronomi endüstrileri büyük zarar görüyor. ABD‘deki dört restorandan birinin tekrar açılmaması bekleniyor. Amazon, perakende sektörünü bitiriyor. Küçük işletmeler, kafeler, çevrimiçi perakendeciler ve kıyafet tasarımcıları krizle mücadele ediyorlar. Her gün bir başka işletme bizlere veda ediyor. Dünyayı salgından önce bıraktığımız gibi düşlüyoruz fakat o dünya değişti.

Peki şimdi ne olacak? Geleneksel bilgelik neredeyse bir gecede değişti. Koranavirüs salgını; başarısız sağlık sistemlerimizi, göçmen algımız ve göçmen gerçeği arasındaki büyük farkı, ırklar ve sınıflar arasındaki uçurumu ve kamu hizmetlerinin azalmasının ölümcül sonuçlarını bize gösterdi. 

Üzerine kurulu olduğu kaleleri bile mevcut siyasi düzenle ters düştü. Financial Times, son 40 yılın hâkim politikalarını tersine çeviren reformların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini yazdı. Emily MaitlisBBC Newsnight için çekilen ve salgının doğurduğu eşitsizlikleri gösteren fotoğrafları gözlerden kaçırdı. İngiltere ve ABD‘deki sağcı hükümetler, insanlara evde kalmaları için ödeme yapmaya çalıştılar. Tüm bunlar sonucunda bir devrimle karşılaşabiliriz.

Tecritin kırılmasının etkileri dünyamızın yeni temellerini atıyor. Doğa iyileşiyor ve hava kendi kendini temizliyor. Vasıflı ve vasıfsızı tanımlayan eski hiyerarşiler çöküyor. Bazıları, düşük karbon ekonomisine geçilmesi gerektiğini, emeğin değerini tamamen yeniden düşünmeyi ve evrensel bir şekilde temel gelir hesabı yapmayı öneriyor.

“İşçi sınıfları, temizlikçiler, inşaat işçileri, kömür madeninden aşağı gönderilen kanaryalar oldular”

Ancak gözlem tek başına dönüşüme neden olamaz. Değişim yaratmak için fikirler tartışılıp halk içinde yayıldıktan sonra, oluşan bu fikirlerle politika yapım aşamasına müdahale etmek gerekir. Tarih bize ekonomik bir ayaklanma döneminde bunun pek mümkün olmadığını gösteriyor. Bu açıdan 2008 mali krizini örnek almamız gerekir.

Kim kurtarılabilir ve kimden vazgeçilebilir?

Bir gerileme ile gerçekleşen ilk şey, ekonominin radikal biçimde yeniden yapılandırılmasıdır. İlk hareket hızlı bir hesaplama yapmaktır; kim kurtarılabilir ve kimden vazgeçilebilir? ABD’de 2008 çöküşünden sonra bankalar yeniden sermayelendirildi ve ekonomi istikrar kazandı, bunun sonuncunda ise 10 milyon ABD vatandaşı evlerini kaybetti. Önemli olan tek faktör, herkes için ekonomiyi bozmadan kaç kişiden vazgeçilebileceğiydi.

Mevcut kilitlemeyle birlikte bu soru zaten soruluyor. Ekonomi zarar görmeden önce kaç ölüme göz yumabiliriz? Kimleri feda ederek geriye kalanlara gelişmiş bir yaşam sunabiliriz? İngiltere‘de, bu ikinci sorunun cevabı salgından orantısız bir biçimde etkilenenlerdi: İşçi sınıfları, temizlikçiler, inşaat işçileri… Kısaca ekonominin manuel kolları kömür madenine gönderilen kanaryalar haline geldiler ve eğer ülkelerdeki enflasyon oranları atarsa ilk etkilenecek olanlar yine işçi sınıfıdır.

Can kaybı, iş dünyası ve hükümet tarafından kabul edilebilir bir düzeyde ise değişim üzerine odaklanacaklardır. Bazılarının halihazırda övgüler düzdüğü eski düzen geri dönecektir. Bize köklü bir reformun gerekli olmadığı söylenecektir çünkü bu eşi görülmemiş bir kriz, öngörülemeyen bir olay ve ömür boyu sürecek bir şoktur. İngiltere Başbakan Yardımcısı Dominic Raab‘ın söylediği gibi herhangi bir başarısızlık ondan ders almak için bir fırsattır: İlk etapta gerekçesini düşünmek yerine, benzer bir tehdide nasıl tepki verilebileceğimizi gösteren dersler. 

‘’Sokaklara dönen evsizlere ekonomik krizle gönderilen başkaları da katılacak’’

Esnek bir altyapının dili, salgın geçtikten sonra problemlerin de ortadan kalktığı izlenimini yaratır. Bakım sektöründeki asıl sorun zorluklardır; İngiltere Ulusal Sağlık Sistemi (NHS) mali olarak yeterince desteklenmemiş veya zayıflamış değildi çünkü hastanelerden bakımevlerine gönderilmiş olan enfekte hastaları görmezden gelerek yükünü hafifletti. Dağılma ve inkâr ile beslenen bir ülke; kırılmış bir ekonomi, tükenmiş bir kamu sektörü, düşük ücretli bir işçi sınıfı ve aşağılanmış bir göçmen nüfusu ile öne çıkıyor.

Son aşamada, koronavirüs salgınını dolayısıyla savunmasızlara yardım etmek için oluşturulan politikalar sarsılacak. İngiltere‘deki evsizleri otellerde barındırmak için uygulanan bir program geçen hafta sessizce iptal edildi. Sokaklara dönen evsizlere ekonomik krizle gönderilen başkaları da katılacak. Onlar, geri kalan mağdurların yanı sıra günah keçisi olacaklar.

Bunların hiçbiri kaçınılmaz değil, ama uyanık olmamız gerekiyor. Tarih bize, bir krizin ortaya çıkardığı her türlü dehşetin, parçalanmış sonuçlarla örtbas edilebileceğini gösteriyor. Evet, bu krizden çıkması gereken yeni dünyayı hayal etmeliyiz ama kriz savaşmadan geçmeyecek.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus