Tabip odaları salgını anlatıyor – İzmir: “Salgın eski hızını azalttı, ama rehavete kapılmak için erken”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Koronavirüs salgınında, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yeniden açılma süreci başladı. Yeniden açılan yerlerin başında alışveriş merkezlerinin gelmesini, hem İstanbul Büyükşehir Belediyesi Bilim Kurulu hem de Türk Tabipleri Birliği (TTB) eleştirdi. Bu süreçte özellikle TTB, Sağlık Bakanlığı’nın kendileriyle veri paylaşmaktan sakındığını belirtti ve bakanlığa sıklıkla şeffaflık çağrısı yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise bu eleştirileri ve çağrıları, 5 Mayıs’ta düzenlenen AKP Merkez Yürütme Kurulu toplantısında “Barolar ve tabip odaları başta olmak üzere meslek kuruluşlarının seçim usullerinin yeniden belirlenmesiyle ilgili taslağın, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmesi gerektiğini” söyleyerek yanıtladı.

Salgın da verilere ilişkin şeffaflık tartışmaları da Türkiye’nin gündemindeki yerini koruyor. Söz sırası bu kez, yurdun dört bir yanındaki tabip odalarında. İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri Lütfi Çamlı, yaklaşık 4,5 milyonluk nüfusuyla Türkiye’nin en kalabalık üçüncü şehri İzmir’in salgınla mücadelesini Medyascope’a anlattı.

Salgının etkisinde geçen yaklaşık üç aylık süreyi değerlendiren Çamlı, kentte salgının eski hızının azaldığını, ancak rehavete kapılmak için henüz çok erken olduğunu belirtti: “Başvurularda, yatışlarda, yoğun bakımlarda bir azalma var. Hastanelerde çalışan meslektaşlarımızla yaptığımız görüşmelerde bu yönde geribildirimler alıyoruz. Ama bu, rehavete kapılmak için erken bir bilgi. Kolaylıkla ikinci bir dalganın çıkabilmesi sözkonusu. ‘Normalleşme’ adı altında yapılan uygulamaların çok kontrollü olarak sürdürülmesi gerekiyor. Geniş rahatlıkların, felaketle sonuçlanabileceğini ısrarla vurgulamak istiyorum.”

Çamlı, “Salgın süreci İzmir’de şeffaf yönetildi mi?” sorumuzu ise şöyle yanıtladı: “Salgında başarının en önemli sırrı, sürecin şeffaf yönetilmesidir. Bazı bilgilerin saklanması, gizlenmesi, geç açıklanması aslında hiçbir şeye çözüm olmayıp salgının daha ciddi yayılmasına sebep olabiliyor. Bir pandemi kurulu düşünün ki hekimlerin, sağlık çalışanlarının, meslek örgütleri temsilcilerinin alınmadığı… İzmir’de böyle bir pandemi kurulu var. Ancak süreci ne kadar götürdü, kaç kere toplandı, ne gibi kararlar alındı, bunları bilmiyoruz. Hatta ben toplanıp toplanmadığından bile emin değilim. Türkiye’de genel olarak baktığımızda pandemi kurullarının çoğuna tabip odaları ya da sağlık meslek örgütleri alınmadı. Bu bir devlet sırrı mıdır? Buradaki amaç neydi, bunu anlamak zor.”

“Sağlık meslek örgütüyle paylaşılmayan bilgi, siyasi bir partinin il başkanının eline nasıl geçiyor?”

AKP İzmir İl Başkanı Kerem Ali Sürekli, 11 Mayıs’ta yerel basına kentteki vaka sayısını 6 bin 238 olarak açıklamıştı. Sürekli’nin “İzmir’de günlük vaka sayısında düşüş yaşanırken iyileşenlerin sayısı vaka sayısının yarısından fazla” değerlendirmesini yapabilecek kadar verilere hâkim olmasıysa eleştirilere neden olmuştu. Çamlı, bu olayı hatırlatarak şöyle konuştu: “Bir partinin il başkanı çıkıp verileri detaylı bir şekilde açıklayabiliyor. Bu il sağlık müdürlüğü tarafından da yalanlanmıyor. Bir sağlık meslek örgütüyle paylaşılmayan bilgi, siyasi bir partinin il başkanının eline nasıl geçiyor?”

İzmir Tabip Odası Başkanı Çamlı, sağlık çalışanlarının “Kovid-19 tanısı” almaları durumunda meslek hastalığı bildirimi yapması ve bunun da Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından tanınması gerektiğini de belirtti: “Kovid-19’un iş kazası ya da meslek hastalığı sayılmamasını asla kabul etmiyoruz. Sağlık çalışanları bu hastalıkları sokakta değil, bizzat koronavirüs salgınıyla en önde savaşırken aldılar. Yaşamları riske girdi, hatta hayatlarını kaybedenler oldu.” 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus