Kemal Can ile 5 Soru 10 Cevap (85): Siyasetin dayanılmaz sıkıcılığı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kemal Can, 5 Soru 10 Cevap’ın 85. yayınında şu sorulara cevap verdi:

  • Bayramda bile ara verilmeden hep siyaset konuşulur mu?
  • Bu kadar sıkıcı bir konuyu neden bu kadar çok konuşuyoruz?
  • Bu kadar çok konuşulan siyaset nasıl öldürülebiliyor?
  • Siyaset üzerine mi siyasetçiler hakkında mı konuşuyoruz?
  • Siyasi alan nasıl açılır, siyaset yeniden nasıl canlılık kazanır?

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba, iyi günler, iyi bayramlar. 

Ruşen Çakır’a “bayramda kimse siyaset dinlemek istemez” dedim. O da;  “bayram falan kalmadı, izolasyon ve bu koşullarda kimsenin bayram yaptığı yok herkes evinde”  dedi. Aslında doğru, ortada bayram yok siyaset de yok. Siyaset, çok konuşulan ama kendisi olmayan bir şeye dönüştü. 

Bayramda bile ara vermeden hep siyaset konuşulur mu? 

Ortada bir bayram yok. Bayram gibi yaşanmıyor. Ama uzunca bir süredir siyaset de yok. Ben geçen bayramda, “bayramda siyaset havası” diye bir başlıkla konuşmuşum. İstanbul seçimi yenilenmesine çok kısa süre kala yapmışız o yayını ve yüksek bir tansiyon varmış. O zaman da şunu söylemişiz; “siyasette bayram havası diyemediğimizden, bayramda siyaset havasını konuşalım”. Ve yükselen gerilimden bahsetmişiz,  sertleşen siyasi dilden bahsetmişiz yaklaşan seçim vesilesiyle. Aslında bu bayrama da biraz öyle geldik. 

Bazı partiler bazı partilerle bayramlaşmayı, merhabalaşmayı da kestiler. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Bayramın siyasetle ilişkisi bakımından böyle bir noktaya vardığımız söylenebilir. Bu beş soruda siyasetçileri değil daha çok siyaseti, siyasetin neden bu kadar sıkıcılaştığını ama bu kadar sıkıcılaşan bir şeyin neden bu kadar çok konuşulmaya devam ettiğini konuşalım. Partilere girmeden; “ne olur”, “ne olacak” sorularına cevap aramaya çalışmadan, güncel gündemi takip etmeden biraz daha genel siyasetten bahsedelim istiyorum. 

Bu kadar sıkıcı bir konuyu neden bu kadar çok konuşuyoruz?

Siyasetin sıkıcı olduğu konusunda büyük bir mutabakat var. Siyasetçiler bile bu konuda iddialı. Daha ileri giderek; siyaset yapmak bir suçlama olarak kullanabiliyorlar. İktidar muhalefeti siyaset yapmakla suçluyor ya da muhalefet iktidarı bazı şeyleri siyasete alet etmekle suçluyor. ‘Nerede eski bayramlar’ hemen her bayramda gündeme gelir. Siyaset açısından da böyle nostaljik bir şey kurulabilir. Nerede eski siyasi aktörler, espri kaldıran, mizaha uzak olmayan ve belki daha kaliteli, renkli aktörlerin vitrinde olduğu ve daha canlı bir siyaset atmosferi anlamında, ‘nerede o eski günler’ denilebilir. Daha çok 80 öncesini kastediyorum: Reel politik yani partiler seviyesindeki siyasete, ‘particilik’ ismi verilirdi. Bir yandan da siyaset her yere giren aslında bir tür her yerden de çıkan bir şeye dönüşme eğilimindeydi. Belki 70’leri bu anlamda siyasetin bir kabuk kırdığı dönem olarak ben önemserim. Neyse bugüne dönelim; Neden siyaset bu kadar sıkıcı ve bu kadar çok konuşulan bir şey oluyor? Çünkü hemen herkes hayatını belirleyenin, -ekonomik koşullar dahil olmak üzere- hayat şartlarını belirleyenin siyaset olduğunu çok iyi biliyorlar. Sorunlarının çözümlerinin orada olduğu konusunda yüksek bir inanca sahipler. 

Ama siyaseti kendi belirledikleri bir şey olarak yaşamıyorlar. İşte bu yüzden çok konuşulan, üstüne çok düşünülen, çok fazla soru sorulan bir şey.  Müdahale alanları son derece zayıf.  Hayatınızı belirleyen, hayatınız için çok önemli olan bir şeyi, sürekli sahnede olanların üzerinden tekrar tekrar seyretmenin sıkıcı olmaması mümkün değil zaten. Hala çok konuşulan bir şey. Çünkü bir şey olacaksa orada olacağına ilişkin inanç değişmemiş durumda. Türkiye’de seçime katılım oranlarının yüksek olmasının temel nedenlerinden biri de bu. Aslında bugün siyaset dediğimiz ve üstüne çok konuştuğumuz şey, siyasetle ilişkiyi belirleme biçimi. Buna siyaset diyoruz. Bunu siyasetçiler belirliyor. Bir meslek gurubu olarak bizim önümüze koydukları bu sıkıcı gündemi sürekli konuşmaya mecbur kalıyor. Siyaset değimiz şey, aslında siyaseti yönetme biçimi ya da siyasetin insanlarla ilişkisini yönetme biçimi. Dolayısıyla siyasetin kendisine hiç gelemeyen sıkıcılık seviyesi asla aşılamıyor. 

Bu kadar çok konuşulan siyaset nasıl öldürülebiliyor?

Beni hem yazılarımdan hem de bu yayınlardan izleyenler bilecektir; “siyasi alan her geçen gün daha çok daraltılıyor ve siyasetin büyük ölçüde ölmekte olduğu boğulmakta olduğu bir süreci yaşıyoruz”. Bu aslında epey geriye gidilebilir. Ben Türkiye için çok önemli milat olduğu için 80’leri baz alıyorum. 80’lerin iktisadi projesinin -aslında bu küresel bir proje- siyasi mimarisi bu zihniyet cenderesini oluşturdu. İnsanlar siyasetin öznesi olmaktan çıkıp tek tek ve savunmasız nesneleri haline dönüştüler. Ancak yapışabildikleri kimlik kalabalıklarıyla var kalabilecekleri ve onun dışında kendi varlık alanlarından -örneğin sınıfsal pozisyonlarından- , benzerleriyle kurabildikleri ilişkilerinden değil sadece dahil oldukları büyük kimlik kalabalıklarıyla var olabilecekleri ya da siyasetle ilişki kurabilecekleri bir düzleme sürüklendiler. 

Bunun etkisi, yerleşik Avrupa demokrasilerinde reel siyasetten uzaklaşma, seçime katılma oranlarında düşme ve merkez siyasetin zayıflaması şeklinde görüldü. Türkiye gibi ülkelerde ise siyasetin içeriğinde boşalma yaşadık. Son yıllarda kimlik siyasetinin öne çıkması, popülizmin öne çıkmasıyla, yeni bağımlılık biçimlerine dönüştü ve aslında lafla boğulan ve nefessiz bırakılan bir alana dönüştü. Bütün dünyada ve Türkiye’de, daha renkli, daha eğlenceli gündem açmayan ve sürekli  konuşan liderlerin öne çıkıyor olması rastlantı değil. Çünkü lafla veya söze boğarak bir şeyin öldürülmesi mümkün oluyor. En azından boğmak kolaylaşıyor. Bir tür eylemek için değil meşgul etmek için konuşulan bir mevzuya dönüşüyor  siyaset ve bu içeriksizleşmeye yol açıyor.  

Siyaset üzerine mi siyasetçiler hakkında mı konuşuyoruz?

Asında özet olarak, biz verileni konuşmak zorunda kalıyoruz. Biz derken bütün vatandaşları kastediyorum. Verileni konuşmak zorunda olmaktan, gündemin baskısıyla onun içinde sürüklenen savunmasız insanlara dönüşmekten bahsediyorum. Artık gazetecilik faaliyetinin zorlanmasıyla, başka alanlara taşınabilen, başka içeriklerle açılabilen bir alan olmaktan uzaklaştığı için, insanlar kendilerine en tepeden sunulan gündeme mahkum kalıyorlar. En bozucu etkisi insanların özne olmaktan kopmaya başlaması. Karşı karşıya kaldığı ya da kendisi için çok önemli olduğu için konuşmak zorunda kaldığı siyasetteki etkisinin zayıfladığını görmek. 

Son bir kaç haftada yaşanan büyük gürültüye rağmen aslında sonunda hiç bir şey kalmayan gürültünün artarak devam etmesi en tipik gösterge. Siyaset, futbol ve diğer popüler kültür alanları gibi seyirlik hale geliyor. İnsanların sadece seyrederek ve bir de taraftar olarak dahil olabildikleri bir seyirlik meseleye dönüşüyor. Orada insanların olan şeylere müdahale imkanlarının hatta edebileceği fikrinin bile zayıfladığı bir süreç yaşıyoruz. Bu seyirlik alanda elbette siyasetçiler öne çıkıyor. Sahnede siyasetçileri seyrediyoruz. Ama bu sahnede, siyasetçilerin temsil kabiliyetleri düşüyor, gösteri kabiliyetleri yükseliyor. Temsil kabiliyetlerinin düşmesinden kast ettiğim şu: Bugün siyasi aktörlerin temsil ettikleri kesimlerin talep ve beklentilerini siyasi alana taşımakla değil, kendi yaptıkları gösterileri alkışlayanlar ve tepki gösterenlerin performanslarına göre bir faaliyet yürüttüklerini ve bunun da giderek merkezileştiğini görüyoruz. Bu da siyasete yeknesaklık getiriyor. 

Siyasi alan nasıl açılır, siyaset yeniden nasıl canlılık kazanır?

Temsili demokrasi, çıkar çevreleri ve belirli toplumsal kesimler kendilerini politika alanında temsil edecek temsilciler seçmesi ilkesine dayanıyor. Ama bu yeni oluşan siyaset mimarisinin içerisinde tekleşen liderleri seyrediyoruz. Onun altını dolduran bütün temsil kanallarının giderek güdükleştiğini, kanalların işlemediğini, oradaki alt aktörlerin tamamen etkisizleştiği bir süreç yaşıyoruz. Bir tür eksik vekalet ama tek taraflı mutlak vekalet. Yani birine vekaletinizi eriyorsunuz, bütün varınızı yoğunuzu satma alma yetkisini ona terk etmiş oluyorsunuz ve hesabını soramıyorsunuz. Bu, insanları geleceksiz bırakan ve mecburiyete sürükleyen bir süreç. Bir yandan da siyasete canlılık kazandıracak bütün alanları kurutan, hayat damarlarını da kesen bir şey. Şimdi bu ikili sıkıntıyı Türkiye ve bütün dünya yaşamakta. 

Bu durumu kırmanın yolu, gösteri sahnesindeki siyasetçileri konuşmaktan vazgeçmek ve siyaseti bundan ibaret algılamaktan çıkartıp ilgi çeşitliliğine taşımak veya çeşitli ilgi alanlarından siyaset çıkartmakla olabilir. Yani siyaseti tek konuşulan mevzu olmaktan çıkartıp, çok sayıda konunun içerisindeki siyaseti çıkartmak gibi bir yaklaşım, siyasete yeniden canlılık kazandırabilecek unsur. Yerelden yukarıya doğru yeniden canlanabilecek siyaset buradan kaynaklanıyor. Çevre, kadın, çalışma hayatı, haklar dünyası gibi pek çok alan ilgi alanlarından siyaset üreterek, böylece aşağıdan yukarıya bir canlılık yaratarak gerçekten siyasetin yeniden konuşulabilir olabilmesinin yolu açılabilir gibi görünüyor. Bugün bayram vesilesiyle Türkiye’deki siyasetçiler ne yapıyor ne ediyor ne olur konularına girmeden genel bir siyaset sohbeti yapmaya çalıştık. 

Tekrar hepinize iyi bayramlar diliyorum. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus