New York Times’tan Trump’ın dış ilişkileri hakkında dosya: “Hem yurtiçinde hem de yurtdışında yalnız kalmış bir adam”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

New York Times gazetesinin Avrupa Diplomasi Muhabiri olan Steven Erlanger, son olaylar ışığında ABD Başkanı Donald Trump’ın kurduğu dış ilişkilerin incelendiği kapsamlı bir dosya hazırladı. Çevirisini sizin için paylaşıyoruz.

Amerika’da şehirlerin yanmasının ve koronavirüsün devam ederek diğer ülkelerden daha fazla insanı öldürmesinin dışında, Başkan Donald Trump’ın yurtdışında da büyüyen sorunları var. Trump, daha önce hiç bu kadar izole olup görmezden gelinmemişti, hiç bu kadar alay konusu olmamıştı.

Merkel, Trump’ın G7 davetini reddetti

Yıllarca süren küçümsemeler ve tek taraflılık sonrası, Amerika’nın Avrupa’daki geleneksel müttefikleri, artık ABD’den liderlik göstermesini beklemiyor. Trump’ın onlara verebileceği bir şey olduğuna inanmıyorlar ve ona sırtlarını dönmüş durumdalar.

Bu durum, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in, Trump’ın virüsün kontrol altına alındığını ve dünyanın normalleşebileceğini kamuoyuyla paylaşmak için düzenlemeyi çok istediği G7 Liderler Zirvesi’ne katılmayacağını açıklamasıyla bariz şekilde kanıtlanmış oldu.

Merkel, toplantıya katılmayacak olmasının nedenini “virüs tehdidinin hâlâ devam etmesi” olarak açıkladı. 

Ancak isminin açıklanmasını istemeyen bir Alman yetkilisine göre, Merkel’in bu daveti reddetmesinin arkasında başka nedenler var. Yetkiliye göre, Merkel, diplomatik hazırlıkların uygun bir şekilde yapılmadığına inanıyordu. Bir anlamda, Çin karşıtı bir gösterinin parçası olmak istemedi. Bunun yanında, Merkel, Trump’ın toplantıya Rusya lideri Vladimir Putin’i de davet etme fikrine karşı çıktı, Amerikan iç politikasına müdahil olmak istemedi. Yetkili ayrıca, Merkel’in, Trump’ın Dünya Sağlık Örgütü’yle (DSÖ) ilişkileri sonlandırmaya dair ani ve tek taraflı kararı karşısında şok olduğunu da belirtti.

AB’den Trump’a “aşırı güç” tepkisi

Trump ve Avrupalı müttefiklerinin arası, ABD’ye yayılan protesto gösterilerinden önce de kötüydü. Ancak Avrupalı liderler, Amerikan sokaklarındaki kaosu, Trump’ın ektiği tohumların büyüyüşü olarak değerlendirdi ve Trump’la ilgili fikirleri daha da pekişti.

Trump, kendi vatandaşlarını “orduyu çağırmakla” tehdit ederken Amerika’nın bazı yakın müttefikleri, Trump’ı bir sonraki adımda ne yapacağından emin olmadıkları ve yeniden seçilmek için düzenleyeceği kampanyasına katılmak istemedikleri biri olarak görmeye başladı.

Eski Avrupa Parlamentosu üyesi olan Hollandalı siyasetçi Marietje Schaake, Amerikan şehirlerindeki protestoların yarattığı huzursuzluğu ve Avrupa şehirlerinde Amerikalı göstericilerle dayanışma için düzenlenen protestoları işaret ederek “Müttefik ülkelerdeki liderler, artık Trump’ı eleştirmenin kendi yararlarına olacağını düşünüyorlar” dedi.

Avrupa Birliği (AB) Dış Politika Sorumlusu Josep Borrell Fontelles bile, salı günü yaptığı açıklamada, George Floyd’un öldürülmesinin Avrupa’da şok etkisi yarattığını söyleyerek ABD’yi gücün kötüye kullanımı konusunda açıkça eleştirebilecek kadar cesur davrandı. Fontelles, göstericiler karşısında “aşırı güç kullanımını” da kınayarak ABD hükümetini yasalara ve insan haklarına uygun hareket etmeye çağırdı.

Putin belirsizliği

Pazartesi günü Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamada, Trump’ın Putin’i telefonla aradığı ve iki liderin koronavirüs, ticari ilişkiler ve G7 zirvesiyle ilgili detayları konuştukları belirtildi. 

Kremlin’e göre Trump, Putin’i misafir olarak ABD’ye davet etti. Ancak Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesi ve Ukrayna’nın doğusundaki ayaklanmalara destek verdiği için uluslararası camiada dışlanan Putin’in, bu teklife nasıl yaklaşacağı bilinmiyor.

Trump, pazartesi günü Brezilya’nın aşırı sağcı Devlet Başkanı Jair Bolsonaro’yu da aradı.

Obama döneminin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın danışmanlarından olan ve şu sıralar Vaşington’daki Alman Marshall Fonu’nda çalışan Julianne Smith, Trump hakkında önemli yorumlarda bulundu. 

Smith’e göre, Trump’ın yurtdışındaki müttefikleriyle ilişkileri iyice bozulmuş durumda. “Trump, hem yurtiçinde hem de yurtdışında yalnız kalmış bir adam. Geleneksel müttefikleriyle arasının kötü olduğunu biliyor ve başka yerlerde dost kazanmaya çalışıyor” diyen Smith, Trump’ın Şi Cinping ve Putin gibi otoriter liderlerle de ciddi bir gerginlik yaşadığını öne sürdü.

Trump’ın müttefiklerine uzun bir süredir kötü davrandığını belirten Smith, “Müttefiklerine karşı gösterdiği kötü yaklaşımlardan sonra bile, kendi etrafında toplanacaklarına inanmaya devam ediyor. Ancak anlamadığı şey şu, ABD her ne kadar güçlü bir ülke olsa da hiçbir şeyi kendi başına yaratmıyor” diye konuştu.

Merkel’in Vaşington’a gelmeyi reddetmesi hakkında da konuşan Smith, “Merkel’in kararı, dünya çapındaki liderlerin Trump’a karşı nasıl bir bakış açısına sahip olduklarını ve iyi ilişkiler kurmak için yaptıkları yatırımlara ne kadar az bir dönüş aldıklarını özetliyor” dedi. 

Son olarak ABD’deki koronavirüs tablosu ve şehirlere yayılan protestolar hakkında görüşlerini belirten Smith, “Amerika’nın zayıflıkları ortaya çıktı, kral çıplak” yorumunda bulundu.

DSÖ ile ilişkileri sonlandırma kararı kritik

Sistem çabuk çöktü. Geçen perşembe gününe kadar, Avrupalı ve Amerikalı yetkililer, Trump’ın Vaşington’da düzenlenemeyi planladığı G7 zirvesi için müzakerelerin sürdüğünü ve zirvenin gerçekleşeceğini belirtiyorlardı. Ancak cuma günü, Trump aniden ABD’nin DSÖ ile ilişkilerini sonlandırdığını açıkladı. 

Trump, DSÖ ile ilgili kararını beklenenden iki hafta önce açıkladı. Tıpkı geçmişte İran’la yapılan nükleer anlaşmasında ya da Paris İklim Anlaşması’nda ya da silahsız keşif uçuşları hakkında olan “Açık Semalar Anlaşması’nda olduğu gibi, tek taraflı hareket etti. Müttefiklerinin fikirlerini görmezden geldi ya da onlara danışmadı bile. Trump’ın DSÖ kararı müttefikler için tam bir sürpriz oldu. Merkel, bu karara hızlı bir şekilde cevap vererek zirveye katılmayacağını duyurdu.

İngiltere ve Kanada bile Trump’a sırtını döndü

Hem İngiltere Başbakanı Boris Johnson hem de Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Rusya’nın G7’ye tekrar çağrılmasına kamuoyu önünde karşı çıktı.

Eski İsveç Başbakanı Carl Bildt, İngiltere ve Kanada yöneticilerinin kamuoyu önünde ABD’ye “hayır” demelerinin oldukça sıradışı olduğunu söyledi. “Özel görüşmelerde anlaşamasalar bile Trump’ın bu kadar önemsediği bir konu hakkında kamuoyu önünde olumsuz görüş belirtmeleri bekleyeceğim son şeydi” diye konuşan Bildt, Merkel’in zirveye katılmayı reddetmesi hakkında ise zirve için yeterince hazırlık yapılmadığına işaret ederek “Almanlar, Trump’ın amacının Beyaz Saray’da toplu bir fotoğraf vermek olduğundan şüphelendi” dedi.

Merkel’in tutumuna rağmen zirve gerçekleşecek mi?

Brookings Enstitüsü’nden Thomas Wright, kaygılarına rağmen Hong Kong konusunda pozisyon almak ve Vaşington’un koronavirüs politikalarını etkilemek için G7’nin müttefikler tarafından önemsendiğini ve zirvenin gerçekleşeceğini öne sürdü.

Ancak Wright’a göre, Trump’ın DSÖ kararından sonra, Merkel, “Tek taraflı hareket edecekseniz sizi desteklemek için orada olmayacağım” mesajını verdi. Wright, zirvede müttefiklerin Trump’la detaylı bir görüşmeden kaçınacağına büyük ihtimal olarak bakıyor.

Almanya’dan siyasi analist Ulrich Speck, Merkel’in bu tutumunun, “Almanya’nın herhangi bir Amerikan başkanıyla ortak çalışmak gibi bir zorunluluğu olduğu” düşüncesini sarstığını söyledi. 

Speck’e göre Merkel, Pekin’le olan Avrupa angajmanına sadık kalıyor. Şansölye, gelecek ay Almanya’nın liderliğinde Çin ile görüşerek Çin-AB arasında bir yatırım anlaşması yapmaya çalışıyor ve sonbaharda Almanya’nın Leipzig kentinde düzenlenecek AB-Çin zirvesini tehlikeye atmak istemiyor. 

“Müzakereler olmazsa G7 zirvesi bir Trump gösterisine döner” diye konuşan Speck, Trump’ın zirveyi toplama amacının çok yönlü olmadığını, zirvenin kendisinin kasım ayında yeniden ABD başkanı olarak seçilmesine yardım etmesini umduğunu söyledi.

“Macron Trump’la anlaşmaya çalışmaktan vazgeçti”

Fransa Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Müdürü Thomas Gomart, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un AB’ye yakınlığı göz önüne alındığında, Kırım olayına rağmen Rusya’yla ilişkileri geliştirmek yönünde bir görüşe sahip olduğunu söylerken Macron’un tutumunu “Geleneksel bir Fransız bakış açısı” olarak yorumladı.

“Fransa’da Trump’a karşı bakış açısı üzüntü ve öfkeyle karışık” diyen Gomart, Fransa’nın baş müttefiklerinden olan ABD’nin koronavirüs krizi sırasında dünyada liderlik yapmayı reddettiğini ve gittikçe müttefiklerine karşı daha kışkırtıcı bir tavır takınarak gündemde Çin tarafından kötüye kullanılan tartışmalar yarattığını söyledi.

ABD’nin Kuzey Kore’yle birlikte Ortadoğu’daki politikalarını ve Çin-Rusya gibi ülkelerle artan gerilimini işaret eden Gomart, “Trump’ın başkanlıktaki dört yılında herhangi bir diplomatik başarısı yok” diye konuştu. Gomart’a göre Macron, Trump’ın İran ile olan nükleer anlaşmayı tek taraflı olarak feshedip Rusya’yla gerçekleştirdiği “silah kontrol görüşmeleriyle” Avrupa topraklarının güvenliğine zarar verdiğine inanıyor. 

Brookings Enstitüsü’nde çalışan ve yakın tarihte Macron hakkında bir kitap yazan William Drozdiak’a göre ise Macron, geçmişte Trump’la anlaşabilme konusunda çabalayan sayılı liderlerden olmasına karşın şu an bu çabasını sürdürmekten vazgeçmiş durumda. “Merkel ve Macron gibi çok taraflı hareket eden liderler için, Amerikalı bir liderin bütün uluslararası kurumları ve anlaşmaları reddetmesi çok çirkin” diye konuşan Drozdiak, Merkel’in ise uzun bir süredir Trump’la görüşmek için Amerika’ya gitmekten kaçındığını, bunun arkasındaki nedenin Trump’ın bunu ABD iç siyasetine yönelik bir malzeme olarak kullanabileceğinden kaçınmak istemesi olarak yorumladı. Drozdiak, Merkel’in bu durumdan epey rahatsız olduğunu ve Macron’a “Görüşmelerdeki muhatabım sen ol, bu adamla aynı odada olmak istemiyorum” dediğini öne sürdü.  

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus