Koronavirüs salgınını kontrol altına aldıklarını duyuran Çin ve Yeni Zelanda’da ikinci dalga endişesi: Yeniden başlatılan karantina uygulamaları sürdürülebilir değil

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Çin ve Yeni Zelanda, haziran ayı başında koronavirüs salgınını kontrol altına aldıklarını duyurmuştu. İkisi de koronavirüsle mücadelenin başarılı örnekleri arasında gösteriliyordu. Ancak bu başarı hikayesi fazla uzun sürmedi. Salı günü Çin’in başkenti Pekin’de yeni vakaların görülmesiyle ikinci dalga endişesi başladı. Öncesinde Çin’de 50 gündür yeni koronavirüs vakası tespit edilmemişti. Yeni Zelanda’da da benzer şekilde, vakasız geçen 24 günün sonuna gelindi. 

Yeni vakalarla birlikte, her iki ülke de çok zor bir karar almanın eşiğinde. Bugüne kadar sürdürdükleri performansı korumanın bedeli ağır olabilir. Koronavirüsün sınırları içinde yeniden yayılmasını engellemek, hem Çin hem de Yeni Zelanda için aylarca hatta belki yıllarca modern dünyanın bir parçası olmaktan vazgeçmek anlamına gelebilir.

Çin’de ikinci dalga endişesi yükseliyor, başkent Pekin yeniden karantina altında

Çin’in başkenti Pekin’de yaklaşık 50 gündür yeni koronavirüs vakası tespit edilmemişti. 16 Haziran Salı günü kentte şubat ayından bu yana en yüksek günlük vaka artışının gözlenmesi, ikinci dalga endişelerini de beraberinde getirdi. Salı günü tespit edilen koronavirüs vakalarına yenileri ekleniyor ve durum henüz kontrol altına alınmış değil. 

Pekin sakinlerinin çok geçerli bir nedenleri olmadıkça şehir dışına çıkmaları yasaklandı. Yüzlerce uçuş iptal edildi, okullarda eğitime yeniden ara verildi ve dönem sonuna kadar uzaktan eğitime devam edileceği açıklandı, kentteki bütün restoranlar kapatıldı. Çin’in dört aşamalı koronavirüsle mücadele alarm sistemine göre, Pekin’de salı akşamına kadar iki olarak belirlenen tehdit seviyesi üçe yükseltildi. Kentteki alarm seviyesi yalnızca iki hafta önce ikiye indirilmişti.

Yetkililer, işverenlerin normal mesailerini sürdürebileceklerini, ancak evden ya da vardiyalı çalışmayı teşvik etmelerinin faydalı olacağını belirtti. Yeterli elemanı bulunmayan kargo ve taşımacılık şirketlerinden ise geçici bir süre için operasyonlarını durdurmaları istendi.

Resmi açıklamalara göre başkentte şu ana kadar toplam 137 yeni koronavirüs vakası tespit edildi. Pekin Belediyesi’nden Chen Bei, “Pekin, yurtdışından gelen koronavirüs vakalarının tehdidi altında. Bu vakalar önümüzdeki günlerde şehrin hatta ülkenin tamamına yayılabilir” diye konuştu. 

İkinci dalga endişesi yaratan yeni vakalar, Çin’in normalleşme adımları attığı dönemde geldi. Neredeyse iki aydır yeni koronavirüs vakası görülmeyen Çin’de hükümet, salgının büyük ölçüde kontrol altına alındığından emindi. Hükümet yetkilileri, virüsün yurtdışından gelmiş olabileceğini dile getirdi. Öte yandan, kentin kuzeybatısındaki Haidian ilçesinde bulunan bir gıda pazarında kullanılan kesme tahtalarında koronavirüs izlerine rastlandığı da biliniyor. 

Koronavirüse rastlanan pazarda, başta somon balığı olmak üzere çeşitli deniz ürünleri satılıyordu. Çin Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nde acil durumlar müdür yardımcısı olarak görev yapan Shi Guoqing, somonun koronavirüs taşıyıcısı olabileceğine işaret eden kesin bir bulgu olmadığını belirtti. Hükümet yetkilileri, yeni vakaların insandan insana bulaştığını, dolayısıyla virüsün yurtdışından gelen yolcular aracılığıyla Çin’e yeniden giriş yaptığını düşünüyor. 

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern: “Kabul edilemez bir fiyasko”

Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern

Yeni Zelanda’da ise 24 gün sonra ilk kez iki yeni koronavirüs vakası tespit edildi. İngiltere’den Yeni Zelanda’ya seyahat eden iki kadının koronavirüs testleri pozitif çıktı. Üç haftadan uzun bir süredir yeni koronavirüs vakasının görülmediği Yeni Zelanda’da Başbakan Jacinda Ardern, virüsten tamamen arındıklarını duyurmuştu. 

Yeni Zelanda’ya 7 Haziran’da giriş yapan iki kadına ilk kez 15 Haziran’da koronavirüs testi uygulandı. Başbakan Ardern, İngiltere’den gelen iki kadının koronavirüs testi yapılmadan ülkeye girmelerine ve karantinadan erken ayrılmalarına izin verilmesini “kabul edilemez bir fiyasko” olarak nitelendirdi. 

“Bu hata asla yapılmamalıydı ve tekrarlanamaz” diyen Ardern, iki yeni vakanın da yurtdışından geldiğini vurguladı ve Yeni Zelanda’nın hâlâ koronavirüs salgınını kontrol altında tuttuğunu söyledi. Çarşamba gününden itibaren Yeni Zelanda’ya giriş yapanların 14 günlük karantina süreçleri, ordunun denetim ve gözetimi altında tamamlanacak. Şu an için Yeni Zelanda içinde bir şehirden diğerine seyahat etmeyi engelleyen herhangi bir sınırlama getirilmedi. Yurtdışından ise yalnızca Yeni Zelanda vatandaşı olanlar ve onların aile bireyleri ile çalışmayı sürdürmek zorunda olan işçilerin ülkeye girişine izin verilecek. Bu durumlar dışında, Yeni Zelanda’nın sınırları kapalı olmaya devam edecek.

The Guardian’a göre, Yeni Zelanda Sağlık Bakanlığı, koronavirüs testi pozitif çıkan iki kadınla birlikte yolculuk edenlerin ya da onlarla temas halinde bulunanların da teste tabi tutulup tutulmayacağı ile ilgili soruları yanıtlamayı reddetti. Yeni Zelanda’nın koronavirüsle mücadele sürecinde önemli rol oynayan halk sağlığı uzmanı Dr. Ashley Bloomfield, endişeleri azaltmaya çalışarak, İngiltere’den gelen iki kadına verilen özel izinle ilgili “çok dikkatli bir plan hazırladıklarını” söyledi. Ancak ülkedeki bilim insanlarına göre, yeni vakalar koronavirüs salgınında ikinci dalganın ne kadar kolay ortaya çıkabileceğini ve hızla yayılabileceğini gösteriyor.  

Sınırları kapatmak kalıcı bir çözüm getirmeyebilir

Sağlık hukuku ve politikaları alanında çalışan Profesör Lindsay Wiley, Çin ve Yeni Zelanda’nın virüsü kontrol altına tutmayı sürdürme çabasının mümkün ancak oldukça zor olduğunu belirtiyor. Wiley, “Havaalanlarında test uygulamaları yüzde yüz güvenilir sonuç vermeyebilir. Çünkü virüsün etkileri, 14 günlük kuluçka süresi boyunca da ortaya çıkabilir. Ancak seyahat eden herkesin karantinaya alınması, ayakta kalması turizme ve iş seyahatlerine bağlı sektörler için büyük sorunlar yaratacaktır” diye ekliyor. 

Mevcut seyahat kısıtlamaları devam ettiği sürece, gerek Çin gerek Yeni Zelanda vatandaşlarının dış dünyayla bağlantıları oldukça sınırlı olacak gibi görünüyor. Çünkü yurtdışına çıkmayı düşünenler, döndüklerinde ilk 14 günü karantina altında geçirmeyi göze almak zorunda. Wiley, koronavirüse karşı etkili aşının bulunması halinde bile her iki ülkenin de karşı karşıya kaldığı bu ikileme anında bir çözüm getirilmesinin zor olduğunu düşünüyor. 

Çin ekonomisi, zaten Aralık 2019’da başlayan koronavirüs salgınıyla büyük bir darbe almıştı. Yeniden karantina sürecine girmek Çin için ekonomik anlamda ikinci kez sarsılmak anlamına geliyor. Çin ekonomisi, komünist rejimin kuruluş dönemi, ülke çapındaki SARS salgını ve hatta 2008’de yaşanan küresel mali krize rağmen büyümeyi sürdürüyordu. Ancak yeni tip koronavirüs salgını, Çin ekonomisinin uzun süredir devam eden büyümesini ani bir darbe vurdu. 

Sınırların kapalı kalması, ekonomik faaliyetlerin de aksaması ve yabancı yatırımların önünün kesilmesi anlamına geliyor. Koronavirüsün sınırları içinde yeniden yayılmasını engellemek hem Çin hem de Yeni Zelanda için aylarca hatta belki yıllarca modern dünyanın ve küresel ekonominin bir parçası olmaktan vazgeçmek anlamına gelebilir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus