Kazım Koyuncu’suz 15 yıl – Koyuncu’nun mücadeleyle dolu hayat hikâyesi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye’de yetişen en ilham verici sanatçılardan biri olan Kazım Koyuncu, bundan tam 15 sene önce hayatını kaybetti. Hayatı boyunca çok sayıda farklı dilde şarkı yaparak kaybolmaya yüz tutmuş kültürleri ve dilleri canlandırmaya çalışan Koyuncu’nun mücadelelerle geçen hayat hikâyesi hayli ilgi çekici.

Kazım Koyuncu 7 Kasım 1971 tarihinde Artvin’in Hopa ilçesinin Pançol (Yeşilköy) köyünde dünyaya geldi. Altı çocuklu bir ailenin beşinci çocuğu olan Koyuncu, üniversite yıllarına kadar Hopa’da yaşadı. “İnsanların okuduğu şeylerden bir vicdan oluşur” diyen Koyuncu, ilkokul yıllarından beri okumaya meraklıydı. Müzikle ve kitaplarla iç içe bir çocukluk geçiren Koyuncu için oldukça zorlu geçen yıllar da oldu. Belki de en büyük zorluk Kazım Koyuncu’nun babası Cavit Koyuncu’nun 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi sonrası Erzurum’da altı ay boyunca hapis yatmasıydı.

Müziğe, ortaokul yıllarında mandolin çalarak başlayan, ortaokul ve liseyi Hopa’da okuyan Kazım Koyuncu, üniversite sınavında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazanınca İstanbul’a taşındı. Kazım Koyuncu üniversitede sadece bir sene okuduktan sonra okuldan ayrıldı. Koyuncu, bu dönemde 1989 senesindeki 1 Mayıs yürüyüşü için bildiri dağıtırken gözaltına alındı ve altı ay boyunca hapis yattı.

Müzik kariyeri

Kazım Koyuncu’nun profesyonel müzik kariyeri 1992 yılında Ali Enver ile Grup Dinmeyen’i kurmasıyla başladı. Ancak çok geçmeden başka bir grup kurma fikrini hayata geçiren Koyuncu, Mehmedali Barış Beşli ile birlikte Zuğaşi Berepe (Denizin Çocukları) isimli grubu kurdu.

Lazca rock müzik yapan grup, protest şarkılar söylüyordu. İki albüm çıkartan grubun şarkıları siyasî mesajlar da içeriyordu. Bunlardan biri de 1995 çıkışlı “Va Mişkunan” albümünde yer alan, devrimci lider Ernesto Che Guevara için yazılan “Ernesto” isimli şarkıydı. Aynı zamanda çevre sorunlarıyla ilgili de şarkılar yapan grup Va Mişkunan’ın ardından 1998’de “İgzas” adında bir albüm daha çıkardı. Zuğaşi Berepe, 1998 yılının sonunda Kazım Koyuncu’nun gruptan ayrılmasıyla dağıldı.

Grubun dağılmasının ardından Kazım Koyuncu solo kariyerine başladı. 2001’de ilk solo albümü “Viya” yayımlandı. Albümde Lazca‘nın yanı sıra Megrelce, Hemşince, Gürcüce ve Türkçe şarkılar da yer aldı. Albümün adının bir tepki sonucu ortaya çıktığını ifade eden Kazım Koyuncu, albümün adını Karadeniz sahil yolu projesine tepki göstermek amacıyla Viya koyduğunu söyledi.

Gülbeyaz dizisi için yaptığı müziklerle daha geniş kitlelere ulaşmaya başlayan Kazım Koyuncu, Karadeniz turnelerinin ardından ülkenin pek çok farklı yerinde de konser vermeye başladı. 2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Irak’ı işgaline tepki gösteren Koyuncu, “Irak’taki, Filistin’deki insanları bazen öz kardeşlerimden daha çok kardeşim gibi hissediyorum” demişti. Koyuncu aynı yıl Diyarbakır’daki Nevruz kutlamalarına da katılarak bir konser vermişti.

Koyuncu aynı zamanda koyu bir Trabzonspor taraftarıydı. Trabzonspor’a olan tutkusunu şu ifadelerle anlatıyordu: “Genetik yapısı itibarıyla iktidardan nefret eden bir kişinin tutacağı futbol takımının da iktidar karşıtı olması gerekiyordu.” Trabzonspor’un İstanbul kulüplerine karşı başkaldırdığını ve halkın takımı olduğunu belirten Kazım Koyuncu, maçları takip etmesinin yanı sıra, kulüp için marşlar da yaptı. Bestelediği “Uy Aha” isimli şarkı, Trabzonspor’un attığı gollerden sonra hâlâ stadyumda çalınıyor.

Kazım Koyuncu, 2004 senesinde çıkan ikinci albümü “Hayde” ile daha geniş kitlelere ulaşmayı da başardı. Pek çok şehirde konser vermeye başlayan Koyuncu için 2004 senesi oldukça üzüntü verici bir haberle sonlandı. 2004 yılının aralık ayında Kazım Koyuncu’ya akciğer kanseri teşhisi kondu. Koyuncu hastalığına rağmen üniversite şenliklerine katılmaya ve konserler vermeye devam etti. Özellikle 4 Şubat 2005’te Taksim’de verdiği konser hafızalarda yer etmişti. Bu dönemde saçlarını da kesen Kazım Koyuncu, bere ile dolaşmaya başladı. Hastalık ise kısa sürede ilerledi ve kanser hücreleri testislere kadar ulaştı. 30 Nisan 2005 tarihinde Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nin ödülünü alan Kazım Koyuncu, kısa süre sonra, 25 Haziran 2005 günü tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Kazım Koyuncu için 26 Haziran 2005 günü Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda bir cenaze töreni düzenlendi. Törene ailesinin yanı sıra, Volkan Konak, Şevval Sam, Sunay Akın gibi sanatçı dostları ve hayranları da katıldı. Törenin ardından Hopa’ya gönderilen cenaze, Koyuncu’nun doğum yeri olan Pançol’da toprağa verildi.

Ailesi, Kazım Koyuncu’nun daha önce kayda aldığı ancak ilerideki albümlerinde kullanmak istediği için henüz gün yüzüne çıkmayan şarkıların yayınlanması için Halkevleri ile anlaştı. Bu sayede “Dünyada Bir Yerdeyim” adlı albüm Halkevleri’nin desteğiyle 2006 yılında çıkartıldı.

Kazım Koyuncu’nun ölümü ve Çernobil faciası

Kazım Koyuncu’nun kansere yakalanmasının nedeni ise 26 Nisan 1986 yılında Ukrayna’nın Kiev kentinin yakınlarındaki Pripyat bölgesindeki Çernobil Nükleer Santralinde meydana gelen nükleer patlamaydı. Pek çok Karadeniz ve Doğu Avrupa ülkesi gibi, Türkiye’nin Karadeniz bölgesi de patlamanın ardından yayılan radyasyondan fazlasıyla etkilenmişti. İlk anda patlama sonucu santralde görev yapan 31 kişi hayatını kaybetmişti. Olaya müdahale eden ekiplerin ve askerlerin büyük kısmı da kısa süre sonra hayatını kaybetti. Facianın ardından Ukrayna’ya yakın ülkelerdeki kanser vakaları hızla artmaya başladı.

Radyoaktif bulutlar çok geçmeden Türkiye’ye de geldi. Ancak yetkililer bu durumu yeterince önemsemedi. Örneğin, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral, Karadeniz’de yetişen çayların radyasyondan etkilenmediğini kanıtlamak için bir basın toplantısı düzenleyerek kameralar önünde çay içti. Dönemin Başbakanı Turgut Özal ise, “Korkmadan çay içilebilir, radyasyonlu çay lezzetli oluyor” demişti.

“O çayı içen bir geri zekâlıdır”

Kazım Koyuncu ilerleyen yıllarda dönemin yetkililerinin Çernobil faciası ile ilgili takındıkları tutum hakkında şöyle konuşmuştu: “O çayı içen biri geri zekâlıdır… Ben kendi zekâmla ve felsefemle ölümü, hayatı uzatabilirim, kısaltabilirim, her şeyi yapabilirim. Peki benim köyümdekiler, anasının kuzusu çocuklar, 16 yaşındaki kız; o neyi düşünsün, hangi felsefeyi düşünsün? Onun annesi hangi felsefeyle acısını yumuşatsın? Sen kimsin, o acıları onlara tattırabiliyorsun? Bu ülkenin politikacılara, yalancılara ihtiyacı yok. Kendi onuruna sahip çıkmış, kendi kişiliğine sahip çıkmış haline ihtiyacı var.”

“Beni radyasyon değil, Türkiye’deki sistem kanser etti”

Koyuncu’nun cenazesine katılanlar da Çernobil faciasının sonuçlarına karşı yeterince önlem alınmadığı gerekçesiyle sloganlar atarak tepki göstermişti. Kazım Koyuncu ise hastalığının başka bir sebebi daha olduğunu şu sözlerle vurgulamıştı: “Beni radyasyon değil, Türkiye’deki sistem kanser etti.”

Kazım Koyuncu, 33 yaşında hayata gözlerini yummadan önce “En azından şarkılar söyleyebildik, teşekkürler dünya” demişti. Geriye ise 33 yıla sığdırdığı hayatı; devrim, yoksulluk, aşk ve doğa hakkında söylediği şarkılar kaldı. “Bütün dünyanın bütün toprakları hepimizindir. Bütün şarkılar, dünyadaki tüm insanlarındır. Tüm topraklar da memleketimizdir” diyen Koyuncu, hayatı boyunca azınlık dillerinde şarkılar söyleyerek kendi deyimiyle “kenarda kalan insanları” Türkiye’ye tanıtmaya çalıştı. Bunları yaparken siyasî meselelere değinmekten ve çevre sorunları ile ilgili protestolarda yer almaktan da hiçbir zaman geri durmadı.

“Hepsinin ötesinde ben bir devrimciyim”

Kazım Koyuncu kısa sayılabilecek ömründe oldukça büyük izler bıraktı. “Ben bir müzisyenim, ondan sonra biraz Karadenizliyim; ama hepsinin ötesinde ben bir devrimciyim” diyen Koyuncu’nun hayatı da büyük mücadelelerle geçti. Belki de bu yüzden Koyuncu’nun hayranları bugün onu anarken şu slogan dillerinden düşmüyor: “İnsan ölür, isyan yaşar; Kazım isyandır.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus