Ekonomi Tıkırında (74): Tezgah

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında‘nın 74. programında Sedat Pişirici, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha bir yıl önce “Cami olsun” talebine “Bu oyunlara gelmeyelim, bunların hepsi tezgah” karşılığını verdiği Ayasofya Müzesi-Camii tartışmalarının perdelediği güncel ekonomik verileri değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Fazıl Alp Akiş

İyi günler, bugün tezgahı konuşacağız. Tezgah, Farsça kökenli bir kelime. Geniş anlamı ile “iş yapılan, iş görülen yer” demek. Bir de argo anlamı var, en hafif tabiri ile “kandırmak”.

Türkiye’de uzun zamandır, çalışmak isteyen milyonlarca vatandaşımız için iş yapabilecekleri bir tezgah yok. Ama aynı vatandaşın görüneni görmemesi, sesini çıkarmaması, cebindeki son kuruşun da cebellezi edilmesi için kurulan pek çok tezgah var.

Şu sıralara tartışmamız, çare bulmamız gereken şey koronavirüs salgınının daha derinleştirdiği ekonomik kriz nedeniyle altından kalkılmaz hale gelen, issizlik, hayat pahalılığı ve giderek artan ve yoksulluk iken, tartıştırıldığımız şeyler çoklu baro, sosyal medyaya sansür, Ayasofya’nın yeniden tamamiyle cami olarak ibadete açılması.

Ayasofya, Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’da yaptığı en büyük kilise. Aynı yerde üç kez inşa edildi. İlk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırıldı. 5’inci yüzyıldan İstanbul’un fethine kadar Hagia Sophia (Kutsal Bilgelik) olarak isimlendirildi. İmparator Konstantios tarafından 360 yılında yaptırılan Megale Ekklesia ve İmparator II. Theodosis’in 415 yılında yeniden inşa ettirdiği kilise halk ayaklanmalarında yıkılmıştı. Günümüz Ayasofya’sı, İmparator Justinianos tarafından, dönemin iki önemli mimarı Aydınlı Anthemios ile Balatlı İsidoros’a yaptırıldı. 916 yıl kilise olarak ibadete açık olan yapı, Fatih Sultan Mehmed’in 1453’te İstanbul’u fethetmesiyle camiye çevrildi. Atatürk’ün cumhurbaşkanlığı sırasında bakanlar kurulunun 24 Kasım 1934 tarihindeki kararı ile de 1935 yılında da müzeye dönüştürüldü.

Şimdiki hükümet tekrar cami yapmak istiyordu. Danıştay’ın 1934 yılındaki bakanlar kurulu kararını iptal etmesi ile birlikte bu isteğin önünde engel kalmadı. Ayasofya Müzesi, Ayasofya Camisi olarak Diyanet İşleri Başkanlığına devredildi. Erdoğan’ın bizzat söylediğine göre de Lozan Anlaşması’nın yıldönümü olan 24 Temmuz’da da ilk kez bir cuma namazı ile kitlesel ibadete açılmış olacak.

Memleketin tek ve en büyük derdi Ayasofya mıydı? Değildi tabii… Ortada bir “tezgah” var.

Ve bunun tezgah olduğunu bizzat AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan söylüyor. İzleyelim:

Erdoğan bunları, 31 Mart yerel seçimleri öncesi 16 Mart 2019’da düzenlenen Tekirdağ mitinginde konuşurken “Ayasofya cami olarak açılsın” diye seslenen vatandaşa tepki göstererek söylüyor. Ne diyor? “Bu oyunlara gelmeyelim. Bunların hepsi tezgah.”

Tezgah tabii…

Tüketici fiyatları enflasyonu haziranda %12,62 olmuş. Aynı ayda gıda ve alkolsüz içecek fiyatları enflasyonu %12,93. Nisan, mayıs, haziran, üç aydır yükseliyor bunlar. Hayat pahalılığı tavan yapmış, Milletin derdi Ayasofya mı?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçen cuma Nisan 2020’ye ilişkin işgücü istatistiklerini yayınladı. 

Nisan ayında 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre 427 bin kişi azalarak 3 milyon 775 bin kişi olmuş.İşsizlik oranı 0,2 puanlık azalış ile %12,8’e gerilemiş.

Sadece buna bakarsan işsizlik azalmış. Ama aynı istatistiklerde şu veriler de var:

Nisan 2020’de, istihdam edilenlerin yani kayıtlı, ücretli, sigortalı olarak resmen bir yerde çalışanların sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre 2 milyon 585 bin kişi azalarak 25 milyon 614 bin kişi olmuş.

Bu dönemde istihdam edilenlerin sayısı hizmet sektöründe 1 milyon 524 bin kişi, tarım sektöründe 491 bin kişi, inşaat sektöründe 361 bin kişi, sanayi sektöründe 209 bin kişi azalmış.

Hizmet sektörü çökmüş… Hani işsizlik azalmıştı?

Nisan 2020’de, işgücüne katılım da azalmış. Bir önceki yılın aynı dönemine göre 3 milyon 13 bin kişi azalarak 29 milyon 388 bin kişiye gerilemiş. Hani işsizlik azalmıştı?

Nisan 2020’de, 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,2 puanlık artışla %24,4 olmuş. Aynı dönemde genç nüfusun işgücüne katılma oranı 8,6 puanlık azalmış %34,5 seviyesine gerilemiş. Hani işsizlik azalmıştı? Nerde bu işe girenler?

İşe giren filan yok. İş bulmaktan ümidini kesenler var. Nisan 2020 istatistiklerinde “bir iş bulma ümidi olmayan” diye kayıt altına alınan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sayısı 1 milyon 310 bin. Bu sayı, Mart 2020’de 1 milyon 174 bin, Şubat 2020’de 1 milyon 107 bindi. Ay be ay artıyor. İşe giren filan yok. 

“İş aramayıp çalışmaya hazır” olanlar var. Nisan 2020 istatistiklerinde “iş aramayıp çalışmaya hazır” diye kayıt altına alınan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sayısı 4 milyon 460 bin. Bu sayı martta 3 milyon 728 bin, şubatta 3 milyon 207 bin, ocakta 2 milyon 786 bindi. Ay be ay artıyor.

İşe giren filan yok. “Ücretsiz aile işçisi” olanlar var. Nisan 2020 istatistiklerinde “ücretsiz aile işçisi” diye kayıt altına alınan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sayısı 2 milyon 292 bin. Bu sayı martta 2 milyon 192 bin, şubatta 2 milyon 224 bindi. İşe giren filan yok. “Ev işleri ile meşgul” olanlar var. Nisan 2020 istatistiklerinde “ev işleri ile meşgul” diye  kayıt altına alınan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sayısı 10 milyon 597 bin.

TÜİK’e göre memleketteki işsiz sayısı 3 milyon 775 bin. Ama ona iş bulmaktan ümidini kesenleri, iş aramayıp çalışmaya hazır olanları, ücretsiz aile işçisini ve ev işleri ile meşgul olanları da eklerseniz issiz sayısı 20 milyona yaklaşıyor. “Abarttın” diyorsanız “ücretsiz aile işçisini” çıkaralım… Yine de işsiz sayısı 10 milyonun üzerinde. Nerede kaldı 3 milyon 775 bin? Memlekette çalışacak tezgah yok ama istatistikte tezgah çok.

Hatırlayalım… 4 Mart 2019’da Ekonomi Tıkırında’nın dokuzuncu programında şunları söylemişim:  “Ekonomideki daralma ve işten çıkarmalar devam ederken, bu gelişmeyi aslında geçen yılın başında sezen ve bu nedenle bu yıl yapılması gereken genel seçimi ve cumhurbaşkanlığı seçimini erkene alıp geçen yıl 24 Haziran’da yapan AKP-MHP ittifakı, seçmenin işsizlik ve hayat pahalılığına tepkisini sandıkta göstermesini engellemek için yerel seçimi bir beka meselesi haline çevirmeye çalışıyor ama bir taraftan da istihdam seferberliği başlatıyor. Seferberliğin kamuoyunda görünen partnerleri Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB). Seferberlik 25 Şubat Pazartesi günü Ankara’da TOBB binasında yapılan bir törenle ilan edildi. Neyi öngörüyor bu seferberlik: 30 Nisan’a kadar ilave olarak işe alınacak her çalışanın hem maaşını hemde vergi ve SGK primini üç ay boyunca devlet ödeyecek. Mayıs ayını takip eden dokuz ay boyunca prim ve vergileri yine devlet karşılamaya devam edecek. Kısa çalışma yönetmeliği uyarınca ekonomik sebeple çalışma sürelerini azaltan ya da durduran işyerlerinde, azaltılan süreye ilişkin çalışan ücreti üç ay boyunca işsizlik fonundan karşılanacak. Bu açıklamanın hemen ertesi günü 26 Şubat Salı günü Cumhurbaşkanı ve AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan NTV Canlı yayınındaydı. Sunucu, ‘Ortaya konan hedef bir hayli iddialı, bir yıl içinde 2,5 milyon istihdam yaratılması hedefleniyor peki ama nasıl olacak’ diye sordu, Erdoğan cevap verdi: ‘Bu aslında yeni değil. Ekonomiyle ilgili bakan arkadaşlarımızla bundan yaklaşık iki, üç hafta önce TOBB’da bir toplantı yaptık. Bu toplantıya TOBB, Türkiye’deki odalar ve borsaların hepsinin başkanlarını davet etti. Oradaki toplantıda konuşmamı yaptıktan sonra bütün illerde tek tek kendi ilinizde ne kadar varsa bize bize istihdam sağlayacaksınız dedim. O gün yaptığımız çalışmada yaklaşık 2,5 milyon gibi bir rakam çıktı. Söz verildi, kayıtlara girildi ama bir hareketlenme olmayınca bu defa Berat bey bu son yapılan buluşmayı düzenledi, yine bir araya geldiler, işin detayına girdiler.’

(Yani o tarihte, 2019 yılında, oda ve borsa başkanları toplantıda 2,5 milyon kişilik istihdam sözü vermişler ama harekete geçmemişler, sözlerini tutmamışlar. Hal böyle olunca Erdoğan’ın isteğiyle Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak toplantıyı tekrarlamış.) 

Erdoğan NTV’nin yayınında şöyle devam ediyor: “Biz devlet olarak ne yapacağız, bakanlıklarımız ne yapacak görüşmeleri vesaire yapıldı. Hemen bu işle ilgili olarak görev dağılımıyla birlikte hedef yıl sonuna kadar bu 2,5 milyonluk istihdamı bütün oda, borsa bunlarla beraber dayanışma içinde yapmak. Biz iktidar olarak üzerimize düşeni yapacağız. Burada tabi işsizlik fonundan yapılması gereken destekler vesaire var gibi bütün bunlarla beraber bu işi çözmüş olacağız.”

Çözüldü mü? TOBB ve başkanı, verdikleri sözü tuttular mı? Hayır. Ama Koronavirüs salgınına karşı “ekonomik İstikrar Kalkanı” ilan edilirken yüzü gülen fakat “2,5 milyon istihdam” denince kulağının üstüne yatan TOBB Başkanı, Ayasofya için çakıyor tiviti: “Fatih Sultan Mehmet Han’ın ruhu şâd olsun, vesile olanlardan Allah razı olsun, vasiyetinin yerine geldiğini görmemizi nasip eden Cenabı Hakk’a hamdolsun.”

2,5 milyon istihdam ne olacak? Bırakın şimdi onu. Önemli olan Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması.

O dönemde “istihdam seferberliği”nin diğer tarafı Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk da 15 mart 2019’daki “İstihdam Seferberliği 2019 İstanbul Buluşması”nda şöyle demiş: “2018’in İŞKUR verilerine baktığımız zaman, genel olarak tam net veri gelmeden açıklama taraftarı değilim ama umutla söyleyebiliriz ki geçen yılın ilk iki ayına göre İŞKUR yerleştirme oranlarımız %10 oranında daha iyi durumda. Trend çok güzel gidiyor. İnşallah Ocak 2019’da daha yüksek bir istihdamı tamamlayacağız. 2,5 milyon istihdam sözümüzü de gerçekleştireceğimize inanıyoruz.”

Bakan sözünü tutmuş mu? Hayır. Ama o da Ayasofya için çakmış tiviti: “Fatih Sultan Mehmed’in mührü, ecdadımızın emaneti Ayasofya Camii yeniden ibadete açılışı ülkemize ve tüm İslam alemine hayırlı olsun. Ezanlarımız ebediyen eksilmesin.”

Sayın bakanım hani söz verdiğiniz 2,5 milyon istihdam? Bırakın şimdi onu. Önemli olan ecdadımızın emaneti.

Memleket işsizlikten kırılırken aslında iş ve istihdam yaratacak alanlar da sorunlu. TÜİK bugün hem sanayi üretimi hem toplam ciro, hem de perakende verilerini açıkladı. Mayıs 2020 verilerine göre sanayi üretimi yıllık %19,9 oranında azalmış, aylık yüzde%17,4 oranında artmış. Sanayi üretimi Nisan 2020’de yıllık %31,4 aylık %30,4 oranında azalmıştı. Sanayinin alt sektörlerine bakıyoruz. En önemlisi imalat sanayii. Mayıs 2020’de bir önceki yılın aynı ayına göre imalat sanayi sektörü endeksi %20,6 gerilemiş. Aylık olarak ise %19,3 artmış. Sanayici ancak kaybettiğini bulmaya, dağılanı toparlamaya çalışıyor

Ciro endekslerine bakıyorsunuz, toplam ciro yıllık %12,1 oranında azalmış, aylık %12,5 oranında artmış. Perakende ciro yıllık %11,6 oranında azalmış, aylık %4,7 oranında artmış. Perakende satış hacmi (yani belirli bir dönemde satılan ürünlerin toplam birim sayısı) yıllık %16,7 oranında azalmış, aylık %3,8 oranında artmış. Ticarette de işler sıkıntılı. tüccar da kaybettiğini bulmaya, dağılanı toparlamaya çalışıyor.

Şimdi diyebilirsiniz ki TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ne yapsın? Ne yapacak, boş sözler vereceğine gerçekleri söyleyecek. Ekonominin gerçekleri ortada. Bu gerçekleri bilmek icin bilge olmaya, hele hele kutsal bilge olmaya, hele hele kutsal bilge olmaya gerek yok, ihtiyac yok. Enflasyon almış başını gitmiş. Hayat pahalılığı milleti canından bezdirmiş. Memlekette işsiz sayısı, iyi kötü bir iş bulup da çalışabilenlerin sayısından fazla. Kişi başı milli gelir 8 bin dolara gerilemiş

Dış borç 430 milyar dolar. Borcu döndürebilmek için bono ve tahvil satıyorsun ama ülkenin risk primi 477.

Risk primi yüksek ülkeler ve o ülkelerin kurumları, borçlanma ihtiyaçlarını karşılamak için 

daha yüksek maliyetlere katlanmak durumunda kalırlar. Yani içerde “faiz haram” filan derken 

döviz bulabilmek için yüksek faiz ödersiniz. 

Merkez Bankası açıklıyor işte: Ödemeler dengesi mayısta 3 milyar 764 milyon dolar açık verdi.

Beş aylık cari açık 16,72 milyar dolar. Neden?

Çünkü aldığımız sattığımızdan fazla, sattığımız aldığımızın parasını karşılamıyor

Hal böyleyken, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu 09 Temmuz 2020’de şöyle bir karar aldığını duyuruyor: “5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun (Kanun) 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası ile Banka Kartları ve Kredi Kartları Hakkında Yönetmeliğin (Yönetmelik) 22 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkrasında yer alan ve 06.09.2016 tarihli ve 7004 sayılı Kurul Kararı ile 1.300 Türk Lirası olarak belirlenen sınırın Kanunun 47 nci maddesi uyarınca 2.000 Türk Lirası olarak artırılmasına…” Yani diyor ki “Garibanın kredi kartı harcama sınırını 2000 liraya çıkardım, harca babam harca…” 

Sonra devam ediyor: “COVID-19 salgını nedeniyle içinde bulunduğumuz koşullar ve alacaklı taraf olan kart çıkaran kuruluşları koruyucu bir düzenleme olduğu dikkate alınarak, Yönetmeliğin 22 nci maddesinin “Bir takvim yılı içinde asgari ödeme tutarı; toplam üç kez ödenmeyen kredi kartları nakit kullanımına, üst üste üç kez ödenmeyen kredi kartları nakit kullanımı ile mal ve hizmet alımına kapatılır. Söz konusu kredi kartlarının limitleri dönem borcunun tamamının ödenmesine kadar arttırılamaz ve bu tür kartlar nakit kullanımına veya kullanıma kapalı tutulur.” hükmünü amir altıncı fıkrasının, asgari ödeme tutarı ödenmeyen kredi kartlarının nakit kullanımına veya nakit kullanımı ile mal ve hizmet alımına kapatılmasına ilişkin hükümlerinin, 31.12.2020 tarihine kadar kart çıkaran kuruluşlarca uygulanmayabileceğine karar verilmiştir.”

Yani diyor ki “Gariban bu 2000 liranın asgari tutarının ödeyemezse ses etme, yıl sonuna kadar idare et.” 

Öte taraftan da veriyorlar gazı, “Kamu bankasından şu kadar düşük faizli bu kadar uzun vadeli borç al. onunla da git ev al, araba al, tatile çık.” Peki bu krediler hibe mi? Değil. Bildiğiniz borç. Bir gün ödetirler. Bir gün mutlaka ödeyeceksiniz

Sonuç… Dikkat edin! Ayasofya mayasofya derken, tezgaha gelmeyin.

İyi günler efendim.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus