Uzmanlara göre koronavirüse ikinci kez yakalanma ihtimali çok düşük

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Koronavirüse yeniden yakalanma ihtimali sorusuna uzmanlar “Muhtemelen hayır” yanıtını veriyor. Aynı kişide yeniden görülen hastalık belirtileri bulaşan ilk virüsün tekrar ortaya çıkması olabilir. Antikor seviyeleri neden düşüyor ve insanı virüsten sadece antikorlar mı korur?

The New York Times’dan Apoorva Mandavilli, 22 Temmuz günü kaleme aldığı yazıda, koronavirüse yakalanan kişilerin tekrar aynı hastalığa yakalanma ihtimaline dair uzmanların görüşlerine yer verdi. Haberi sizler için derledik.

Koronavirüs bulaşan kişilerin hastalığa yeniden yakalandığına dair endişe verici haberler geliyor. Los Angeles’da yaşayan bir kadın virüse yakalandıktan sonra iyileşti ancak haftalar sonra durumu tekrar kötüleşti ve virüs testi pozitif çıktı. New Jersey’den bir doktor kimi koronavirüs hastalarının iyileştikten sonra yeniden hastalığa yakalandıklarını söylerken başka bir doktorun aktardığına göre hastalığın ikinci seyri kimi hastalarında daha şiddetli geçti.

Anlatılan hikayeler endişe yaratıyor, insanlarda salgına karşı çaresiz oldukları hissini uyandırıyor ve virüse karşı bir sürü bağışıklığının meydana gelmeyeceği ve öldürücü virüsün herkese bulaşacağı korkusuna sebep oluyor.

Ancak virüs üzerine çalışma yürüten pek çok uzmana göre, anlatılan bu hikayeler yeniden bulaşmaya dair hiçbir kanıt sunmuyor. Harvard Halk Sağlığı TH Chan Okulu’nda görev yapan salgın hastalıklar uzmanı Marc Lipsitch, anlatılanları açıkça ispatlayan bir vaka duymadığını söyledi. Ayrıca koronavirüsün bir aşı ile sürü bağışıklığını sağlayabilecek bir virüs türü olduğuna inanan kimi uzmanlar daha da rahatlatıcı açıklamalarda bulunuyor.

Uzmanlar koronavirüsün bulaştığı kişiyi yeniden hasta etme ihtimalinin olduğunu ancak bunun ilk vakadan çok kısa bir süre sonra meydana gelmesine ve kişiyi ilk seferinden daha hasta edebileceğine pek ihtimal vermediklerini belirtiyor. Uzmanlara göre, anlatılan bu hikayelerdeki vakaların aslında etkisi yavaşlamış ilk enfeksiyonun bir devamı olabileceği ihtimali çok daha kuvvetli.

Koronavirüs bulaşan kişiler genellikle antikor denilen bağışıklık molekülleri üretiyor. Sözkonusu virüs üzerinde çalışan kimi uzman ekipler bu antikorların seviyesinin iki ila üç ayda düşüş gösterdiğini rapor etti. Şaşkınlık yaratan bu duruma karşı kimi klinikçiler “Öyle tuhaf bir virüs ki güçlü bir bağışıklığa izin vermiyor” derken, Harvard Üniversitesi’nden bağışıklık uzmanı Doktor Michael Mina bunu söyleyenlerin yanıldığıı, hastalık sırasında akut enfeksiyon oluşumu durduktan sonra antikor derecesindeki düşüşün gayet normal olduğunu söyledi.

Ayrıca antikorlar, hastalığa karşı tek engelleyici savunma şekli değil. Bellek T hücreleri adı verilen bağışıklık sağlayıcı hücreler de koronavirüse benzer virüslere karşı harekete geçiriyorlar ve virüsü yok edebilen ve daha ilerideki vakalara hızla karşı koyabilen bir savunma mekanizması geliştiriyor. Bu Bellek T hücrelerinin ne kadar süre virüse karşı koyabildikleri bilinmiyor ancak koronavirüse karşı vücudun oluşturduğu karşı savunmada destekleyici görevi görebilirler.

Yale Üniversitesi’de görev yapan bağışıklık uzmanı Akiko Iwasaki “Eğer bu hücrelerin ortaya çıkardığı savunma sistemi özellikle akciğer ve solunum yollarında işlemeye devam ederse enfeksiyonun yayılmasını güzel bir şekilde engelleyebilirler” dedi.

Boston’da yaşayan 37 yaşındaki konuşma patolojisi uzmanı Megan Kent’in 30 Mart’ta yaptırdığı ilk koronavirüs testi pozitif çıktı. Hastalık süresince koku ve tat alma duyularını kaybetmesi dışında bir belirti göstermedi. Ancak 14 günlük bir karantina sürecinden sonra çalıştığı hastaneye geri döndü ve ayrıca bir bakımevinde görev aldı. Ancak 8 Mayıs’ta Kent, aniden fenalaştı. Yaptırdığı koronavirüs testi tekrar pozitif çıktı. Rahatsızlığı bir ay boyunca sürdü ve sonrasında vücudunun antikor üretmiş olduğunu öğrendi. Bu ikinci seferde yakalandığı hastalığı “Kamyon çarpmış gibi oldum” diyerek tarif eden Kent, belirtilerin ilk seferden yüz katı daha kötü olduğunu söyledi ve yeniden virüs kapmış olabileceğini belirtti.

Ancak uzmanlar Kent’in yaşadığı tecrübeye daha makul bir açıklama getiriyor. Baylor Tıp Fakültesi Ulusal Tropikal Tıp Okulu Dekanı Dr. Peter Hotez, “Böyle bir şey olmaz demiyorum ancak gördüğüm kadarıyla bu yaygın bir durum değil” diyor.

Kent’in durumuna daha muhtemel bir açıklama getiren Dr. Mina’ya göre ise Kent, koronavirüsü aldığı ilk seferde tam olarak iyileşmemiş olabilir ve virüs, Ebola virüsünün yaptığı gibi vücudun belli bir yerinde saklanmış ve sonrasında tekrar ortaya çıkmış olabilir. Dr. Mina ayrıca virüsün aynı kişiyi hasta ettiğine dair kimi doktorların verdiği raporların paniğe yol açtığını ileri sürerek insanların aklını kaçırmış olduğunu, anlatılan hikayelerin sadece ilgi çekmek için yapılmış olduğunu söyledi.

Salgının ilk çıktığı haftalarda Çin, Japonya ve Güney Kore’de de bazı kişilerin koronavirüs testinin iki defa pozitif çıkması buna benzer bir korku yaratmıştı.

Güney Kore Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, bu tür vakaların 285’i üzerinde inceleme yaptı ve kimi vakalarda ikinci hastalığın birincisinden iki ay sonra, bir vakada ise 82 gün sonra nüksettiğini buldu. Ayrıca vakaların neredeyse yarısında hastalık belirtileri görülmüştü ancak enfekte olan hastalar bir başkasına virüs bulaştırmamıştı.

New York’taki Columbia Üniversitesi’nde görev yapan virolog Angela Rasmussen, oldukça sağlam epidemiyolojik ve virüssel verilerin, sözkonusu hastalara virüsün ikinci kez bulaşmamış olduğunu kanıtladığını belirtti.

Pek çok koronavirüs hastası virüsü öldüren antikorlar üretiyor ve hastalık belirtileri ne kadar şiddetli olursa antikorlar da buna daha güçlü cevap veriyor. Bazı insanlar antikor üretmiyor ancak bu durum zaten her virüs için geçerli.

Haziran ayında yayımlanan bir çalışma, hastalık belirtisi göstermeyen kişilerin yüzde 40’ında, üç ay içinde virüsün bir kısmına karşı hastaların ürettiği antikorların fark edilemez bir seviyeye düşmüş olduğunu ortaya koydu.

King’s College Londra Okulu’nda görev yapan virolog Michael Malim, antikorlar seviyesinin düşmesine yönelik olarak “Bu inanılmaz iç karartıcı bir durum, seviyelerin bu düşüşü çok fazla” dedi.

Başka bir çalışma ise antikor seviyesinin düştüğünü ve sonra sabitlendiğini savunuyor. 17 Temmuz’da MedRxiv adlı internet kaynağından yayımlanan yaklaşık 20 bin kişi üzerinde yapılmış bir çalışmada, deneye katılan kişilerin çoğunun virüse karşı bolca antikor üretmiş olduğu ve düşük antikorlu kişilerin yarısının ise virüsü öldürebilecek derecede antikora sahip olduğu görüldüğü belirtildi.

Sözkonusu çalışmayı yürüten Icahn Mount Sinai Tıp Okulu’da görev yapan bağışıklık uzmanı Florian Krammer, çalışma sonuçlarının hiçbirinin şaşırtıcı olmadığını söyledi.

Dr. Mina da bu görüşe katılarak durumun enfeksiyon sonrası gelişen antikorların tipik bir özelliği olduğunu ve öncesinde çok hızla yükselen seviyenin sonradan düşüşe geçtiğini belirtti.

Çocukların sürekli maruz kaldıkları virüslere ve yapılan aşılara karşı bağışıklıkları kuvvetlenir ve yetişkinliğe kadar oluşmuş antikorları sabit ve dirençli hale gelir. Ancak Dr. Mina’ın belirtiğine göre koronavirüsü farklı kılan şey, virüse karşı savunma mekanizmasının yetişkinlerde nasıl işlediği. Çünkü yetişkinler koronavirüs gibi bir virüse ilk defa maruz kalıyor.

Virüse karşı gelişmiş ilk bağışıklığın etkisi düşse bile geriye vücutta bir miktar savunma etkisinin sürmesi muhtemel. Üstelik antikorlar, görülmesi kolay olmasından dolayı virüsün dikkatini üzerine çekerken, Bellek T ve B hücreleri herhangi bir hastalıkla mücadele edebilecek seviyede güçlü bağışıklık savaşçıları olarak görev yapıyor.

Örneğin 15 Temmuz’da yayımlanmış bir çalışma üç farklı grup üzerinde inceleme yaptı. Koronavirüs alan 36 kişilik bir grupta, tüm koronavirüs tiplerinde benzer görülen bir proteini tanımlayabilen T hücreleri saptandı. 2003 yılındaki SARS virüsü alan 23 kişilik diğer grupta ve hiç koronavirüs veya SARS virüsü almamış 37 kişilik üçüncü grupta da aynı T hücreleri bulundu.

Singapur’da Duke NUS Tıp Okulu’da görev yapan virolog Dr. Antonio Bertoletti, “Nüfusun genelinde koronavirüse karşı bir miktar bağışıklığın zaten var olduğunu” söyledi. Dr. Bertoletti ayrıca sözkonusu bağışıklığın normal soğuk algınlığına sebep olan diğer koronavirüs benzeri virüslerden dolayı oluşmuş olabileceğini ve T hücrelerinin virüsü tamamen etkisizleştirmese bile hastalığa engel olabileceğini belirtti.

Koronavirüsü alan bazı insanların hastalık belirtisi göstermemesinin bu yüzden olabileceğini belirten Bertoletti, hücresel ve antikor bağışıklıklarının eşit seviyedeki önemine işaret etti.  

Gönüllülerde yapılan aşı denemeleri bağışıklığa yönelik daha fazla bilgi verebilir. Maymunlar üzerinde yapılan bir çalışmada ise deneklerde, virüsün yeniden bir hastalığa neden olmasını engelleyecek güçlü bir bağışıklık oluştu.

Boston’daki Beth Israil Deaconess Merkezi’de görev yapan virolog Dr. Dan Barouch ve başka uzmanlar, sürü bağışıklığının asla oluşmayacağına dair duyulan korkuları yanlış buluyor. Yale Dünya Sağlığı Enstitüsü (YIGH) başkanı Dr. Saad Omer, sürü bağışıklığının sürekli olarak meydana geldiğine, oysa yüzde 100 etkili bir aşının çok daha nadir bulunduğuna dikkat çekiyor.

Uzmanlar influenza dahil diğer hastalıklarda aynı virüsün yeniden hasta etmesi durumunun görüldüğünün ancak bu vakaların istisna olduğunun altını çiziyor. Dr. Rasmussen koronavirüsle ilgili olarak “Hastalığa yeniden yakalanmak mümkün, ancak düşük bir olasılık” diyor. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 
  • Medyascope
  • Medyascope Plus