Muharrem İnce’nin “Bin günde memleket hareketi”: Yepyeni Türkiye’ye epeski bir hareket

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
İktidar yanlısı kanalların hemen hemen hepsi Muharrem İnce’nin basın açıklamasını canlı yayınladı (Kaynak: İlhan Taşçı)

Yayına hazırlayan: Cemre Su Arvas

Merhaba, iyi günler. Muharrem İnce, beklendiği gibi yeni bir hareket başlattığını, başlatacağını açıkladı. Basın toplantısı dendi, ama basın açıklaması yaptı, çünkü soru almadı. Yaptığı açıklamada, “Bin Günde Memleket Hareketi”ni, 4 Eylül Sivas Kongresi’nin yıldönümünde Sivas’tan başlatacağını söyledi ve yaptığı açıklamada büyük ölçüde CHP içi tartışmalarla; iki yıl önce 24 Haziran’da yaşananlara yönelik, şu âna kadar açık bir şekilde dile getirmediği, CHP Genel Merkezi’ne ve tabii Kılıçdaroğu’na yönelik birtakım eleştirilerle bir çıkış yaptı. Bu şaşırtıcı değil. Bu yaptığı açıklamaya baktığımız zaman, söyledikleri, son birkaç gündür, “Muharrem İnce’nin bir yakını diyor ki…” diye aktarılan şeylerin aslında doğrudan Muharrem İnce tarafından söylenmiş olduğu, bazı gazetecilere bu yaptığı açıklamayla ortaya çıktı. Bazı şeylerin kelime kelime aynı olduğunu gördük. Örneğin, “31 Mart seçimleri Kürtler sayesinde kazanıldı, ama Kürtler’e bir teşekkür bile edemedi CHP” demişti daha önce bir yakını üzerinden, şimdi kendisinden de gördük. Ve bu çıkışı başlattı; “Bin Günde Türkiye Hareketi”, bu 4 Eylül’de başlayacak olan hareketin bin gün sonrası hesaplandığı zaman 1 Haziran 2023’e denk geliyor; başlangıcın bir anlamı var, ama bitiş tarihinin herhalde bir anlamı yok. Bin gün üzerinden kuru bir şey. 

Ne yapıyor Muharrem İnce? Neden yapıyor? Bu konuda değişik vesilelerle, hem tek yaptığım yayında hem de başkalarıyla, en son Levent Gültekin ve Burak Bilgehan Özpek’le yaptığımız yayında da ve Kemal Can’la yaptığımız yayında da bunları çok konuştuk; ama tekrar bazı şeylerin üzerinden geçmek lâzım. Öncelikle şunu söyleyeyim: Aradan geçen, bir yakına atfedilen haberlerden sonra, kamuoyundaki tepkilere baktıktan sonra, Muharrem İnce’nin kalkıp bugünkü bu basın açıklamasını yapmasını ve bir hareket başlatacağını ilan etmesini açıkçası yadırgadım; çünkü o geçen süre içerisinde eğer bir nabız tutmak istediyse, benim gördüğüm kadarıyla çok büyük bir heyecan, büyük bir hareketlilik ve “Beklenen an geliyor, beklenen lider geliyor, beklenen hareketin startı veriliyor” gibi bir şey görmedim ben. Demek ki o görmüş. Ayrı yerlerden ayrı şeylere bakıyoruz herhalde; ama bundan en çok heyecanlananın siyasî iktidar ve onun ortaklarıyla destekleyicileri olduğu ortada. Zaten ilk andan itibaren, önce Devlet Bahçeli, ardından Erdoğan ve AKP’nin bazı üst düzey sözcüleri Muharrem İnce’nin çıkışına destek verdiler ve tabii ki bugün bütün iktidar yanlısı kanallar canlı yayınladı Muharrem İnce’nin açıklamalarını.

Bugün meslektaşım Caner Tuna bir fotoğraf paylaşmıştı: Aynı anda televizyonlar ve ayrı ayrı kanallarda hepsinden birden Muharrem İnce çıkıyor. Buna biz nerede tanık oluyorduk? Erdoğan konuştuğu zaman tanık oluyorduk. Muhalefetten birisine yönelik bu sevginin anlamı çok basit tabii: Buradan CHP’nin, dolayısıyla Millet İttifakı’nın yara alması umuluyor ve buraya bir yatırım yapılıyor. Muharrem İnce bu oyunun bilinçli bir parçası herhalde değildir; ama istese de istemese de kendisinin bu çıkışının iktidar tarafından destekleneceği ve bir anlamda nasıl yapacaklarsa önünün açılacağı muhakkak. Şöyle düşünelim: İktidar yanlısı kanalların aynı anda Muharrem İnce’yi veriyor olması Muharrem İnce’nin lehine mi? Bence değil. Çünkü bu kanallara itibar edenler zaten iktidar yanlıları. En fazla iktidar yanlılarına şu deniyordur, “Merak etmeyin. Bakın karşı taraf bölünüyor.” Yoksa o kanallarda izleyip Muharrem İnce’nin peşinden gidecek olan –CHP içerisinden mesela– çok fazla kişi olduğunu sanmıyorum. Söylediklerine bakılıp da gidecek olan var mı? Bugün söylediklerini söylemeye devam ederse buradan bir hareketin çıkmasının mümkün olduğu kanısında değilim. Bugün söyledikleri, yakında yapılan CHP kurultayının öncesinde, eğer Muharrem İnce bir kez daha adaylığını ilan etmiş olsaydı ve bugün söylediklerini o süreçte söylemiş olsaydı anlaşılabilir olabilirdi, belki. O da belki; ama bugün Türkiye çapında, “Bin Günde Memleket Hareketi” diye bir şey başlattığını söyleyen bir siyasetçinin bütün söylediklerinin, üç aşağı beş yukarı hemen hemen hepsinin CHP içi tartışmalar ve hesaplaşmalardan ibaret olduğunu görüyoruz. Halbuki Türkiye’deki beklenti, Türkiye’nin yaşanan sorunlarını aşabilecek, bunları çözebilecek siyasetçiler ve hareketler ya da oluşumlar. Böyle bir beklenti var. Örneğin, bir akşam önce iktidar yanlısı bir kanalda, iktidar yanlısı bir gazetecinin karşısına, iktidarın en önde gelen isimlerinden, ekonomiden sorumlu bakan çıkıyor ve milletin yaşadığı krizle ve özellikle de kurdaki hareketlerin, Türk parasının, Türk Lirasının değer kaybetmesi üzerine hiç inandırıcı olmayan, gayri ciddi açıklamalar yapıyor ve Türkiye sıcağı sıcağına bunu yaşıyor ve Türkiye sıcağı sıcağına kurdan etkileniyor. Bütün vatandaşlar paralarının değer kaybetmesinden etkileniyor. İşlerini kaybetme endişeleri var. Geçim sıkıntısı var. Bir yığın husus var. Öte yanda Doğu Akdeniz’de –en güncel olduğu için söylüyorum– peş peşe birçok devlet Türkiye aleyhine pozisyonlar alıyor. En son Fransa eklendi, Mısır yaptı, İsrail yaptı, Fransa eklendi. Bir yığın sorun var, kriz var ve biz Türkiye’de muhalefetten iktidara yürüyecek bir hareket iddiasıyla ortaya çıkan Muharrem İnce’den, iki yıl öncenin meselelerini dinliyoruz — ki onların da çok fazla tatmin edici olduğu söylenemez, orada Genel Merkez’e yönelik birtakım suçlamalar yaptı, “Benim kazanmamı istemediler” dedi ve sonuçta Muharrem İnce ikinci tura bırakacakken ne oldu? Genel Merkez’in ona yönelik sabotajları nedeniyle ikinci tura kalmadı. Anlatısı bu. Ben buna inanmıyorum. Buna inanmadığımı da –daha seçimin öncesinde yaptığım yorumlar izleyenler bilir– seçimin öncesinde Muharrem İnce’nin bunu ikinci tura taşıyamayacağı belliydi. Çok yanlış bir stratejiyle gitti ve kamuoyundaki, muhalefetin içerisindeki iktidardan kurtulma arayışının yarattığı hareketliliği –mitinglerde bu gözükmüştü– kendisinin yaptığını düşündü. Çok büyük bir yanılsamaydı bu. Onun yapabileceği, hayata geçirebileceği bir hareketlilik değildi. O zaten var olan bir hareketlilikti ve sonunda “Ben ikinci tura bırakacaktım, ama Genel Merkez yüzünden kalmadı” dedi. Diyelim ki haklı. Niye bunu o tarihten bu tarihe söylemedi? Ve diyelim ki bunu sakladı. Niye tüm Türkiye’yi kurtarmaya yönelik bir çıkış, bir iktidar hareketi başlatma iddiasında, o beklenen konuşmasını, açıklamasını yaptığında, neden Türkiye’nin meselelerini ele almak yerine bu tür meseleler üzerinden lâf yetiştiriyor?

Buradan Muharrem İnce’nin siyaseten kişisel meselesi üzerinden bir siyasî hareket geliştirme çabası içerisinde olduğunu görüyoruz. Bunun tutma ihtimalinin hiçbir şekilde olacağını sanmıyorum. Daha önce de seçimin ardından ertesi gün yaptığı açıklamada, Türkiye’yi gezeceğini söylemişti; bir iki ile gittikten sonra yapmadı. Belki bu sefer bin günlük programını hayata geçirir. Türkiye’yi dolaşır. En çok merak ettiğim –geçen seçim öncesinde göremedik– kimlerle beraber hareket edeceği. “Siyasete hiç bulaşmamış uzmanlar” diyor. Daha önceki dönemde bunu göremedik. Onları ikinci turda bize tanıtacağını söylemişti, ama ikinci tur olmadığı için görememiştik. Burada yine tek başına çıktı, yani yanında bir ekiple beraber, “Biz arkadaşlarımla bin günde memleket hareketi başlatıyoruz” da demedi. Yani birinci tekil şahıs üzerinden giden, kişi üzerinden giden bir hareket. Şöyle bir yaklaşım var: Parti kurması bekleniyordu, parti yerine harekete döndü. Bazıları sanıyor ki parti kurmak daha zor, hareket başlatmak daha kolay. Bunu Burak Bilgehan Özpek ve Levent Gültekin’le yaptığımız yayında da söylemiştim, tekrar söyleyeyim: Tam tersi aslında. Hareket daha başka bir şey, daha sosyal bir olay. Daha kültürel bir olay. Çok geniş, birçok ayağı olan bir olay. Partiyi siz eninde sonunda birkaç kişi bir araya gelip, kanunun gerektirdiği sayıda insanla kurabilirsiniz. Kuranlar da var, Türkiye’de çok sayıda parti var, adını duymadık ya da duyduktan sonra kapandığı haberini duyduk. Yani parti kurmak, bir yerden sonra çok da sorun değil. Ama hareket başlatmak daha iddialı bir şey. Harekette sizin bir iddianız olacak. Türkiye’ye bir vizyon sunacaksınız. Bir ara Yeni Demokrasi Hareketi vardı Cem Boyner’in başlattığı. Tutmadı, partiye dönüştü ve sonra başarısız olup tarihe karıştı. Ama orada bir iddia vardı. Orada liberal bir söylem vardı. Türkiye’yi demokratikleştirme, daha özgürleştirme iddiası vardı. Bir perspektifi vardı. Başarılı olamadı. Nedenini bir kenara bırakalım; bir lideri vardı: Cem Boyner; ama bir söylemi de vardı, bir perspektifi vardı, bir anlatısı vardı. 

Muharrem İnce ne söylüyor? Atatürk’ün lâfı geçiyor, onun dışında çok fazla bir şey yok. Yani siyaseten söylediği aslında, cumhurbaşkanlığı seçimi öncesindeki yaptığı kampanyaya bakın, orada da öyleydi. Aslında Türkiye’nin son sorunlarına, yapısal sorunlarına çözüm üretme perspektifinde bir söylem değil. Genellikle şöyle bir hava var: “Ben iyi bir insanım, ben başarırım” –kim olduğunu bilmediğimiz– “ekibim var. Ekibimle gelirim ve bunları çözerim.” Bunları yapabilir birtakım insanlar, birtakım siyasetçiler. Dünyanın da değişik yerlerinde, Türkiye’de de bunu deneyen ve başarılı olanlar da oldu. En son kendisini Fatih Altaylı’yla yaptığı –söyleşi demeyeceğim– telefon konuşmasında, Fatih’in hatırlatmasıyla, Fransa’daki Emmanuel Macron’a benzetilebileceğini söylemiş; ama biraz Fransa’da olanları, Macron’un çıkışını görmüş, gözlemiş birisi olarak, benzerlik bence hiç ama hiç yok. Macron bambaşka bir şeydi, Macron bir siyasî partiyle özdeşleşmemiş biriydi. Merkez partilerin hem sağda hem solda çok ciddi bir çöküş içerisinde olduğu ve aşırı sağın, Le Pen’in Ulusal Cephe’sinin çok ciddi bir meydan okuyuşunda, yeniden inşa bekleyen insanlara bir umut olarak çıktı. Seçildikten sonra partileşti. Burada Muharrem İnce’nin benzer bir şey olduğunu açıkçası hiç sanmıyorum. Zaten Macron’un şöyle bir kötülüğü oldu dünyaya: Fransa gibi önemli bir ülkede sıfırdan bir siyasetçi olarak birdenbire iktidara gelerek dünyanın birçok yerindeki birçok hareketi –Türkiye dahil– hep Macron’a benzetmeye başladık. Kaldı ki Macron’un da seçildikten bu yana iktidarının azaldığını, eski desteğine sahip olmadığını görüyoruz. O kadar da kolay bir şey değil. 

Muharrem İnce gibi CHP ile özdeşleşmiş, CHP içerisindeki iktidar kavgaları ile özdeşleşmiş bir ismin, Macron’un öyküsüyle benzer bir öyküsü olacağını sanmıyorum. Bir de şu husus tabii ki çok önemli: Muharrem İnce şu anda –bugünkü basın açıklamasında da gördük– CHP’ye sesleniyor, CHP’lilere sesleniyor. CHP’nin en geniş seçmen tabanına sesleniyor olabilir, ama esas olarak CHP kadrolarına sesleniyor. Tekrar olacak ama söyleyeyim: CHP Genel Başkanlığı’na adaymış gibi konuşuyor. Anladığım kadarıyla buradan kendisi yeniden cumhurbaşkanlığına aday gösterilmek, yani muhalefetin adayı olarak gösterilmek istiyor ve bu çıkışını da parti olarak tanımlamayıp hareket olarak tanımlanması da bir anlamda bunu daha kolaylaştırmak için olabilir. 

Parti, bir anlamda “kopmak” olacak. Kopmuş birisi olarak, yani CHP’den kopmuş birisi olarak, onun adayı olmak, onun da onay verdiği cumhurbaşkanı adayı olmak zor olacak. Onun yerine bir hareket başlatıp o hareketle belli bir ivme yakalayıp –yakalayabilirse tabii– o ivmeyle beraber kendisini Millet İttifakı’nın ilk seçimde cumhurbaşkanı adayı olarak sunmak istiyor. Bu mümkün mü? Bence değil. Burada yayının başlığına gelebiliriz: 31 Mart günü gösterdi, yepyeni bir Türkiye’ye girdik. Yeni Türkiye, AKP’nin sloganıydı. 31 Mart’tan sonra “Yepyeni bir Türkiye’ye” girdik ve yepyeni bir Türkiye’nin dilini, kadrolarını, söylemlerini, stratejilerini inşa edebilenler kazanacak. Muharrem İnce’nin yaptığı “epeski” diyorum. “Epeski” diye bir laf var mı, arkadaşlarla baktık. Yani “yepyeni”nin en zıddı olarak “epeski” dedik. Sanıyorum böyle bir kelime yok diyenler olacaktır, ama yoksa da armağan etmiş olurum. Muharrem İnce’nin hareketinin yepyeni Türkiye’ye denk gelen bir hareket olduğu kanısında değilim. Eski bir hareket. Çoktan eskimiş bir hareket. Dolayısıyla onun bu çıkışının yepyeni Türkiye isteyen, onun için çalışan, onu kurmaya niyetlenenlere çok fazla katkısı olacağı kanısında değilim. Tam tersine, onların aleyhine de olabilir ve Türkiye’yi bu haliyle tutmak isteyenlerin tercih edeceği bir şey olacaktır — ki şu anda gördüğümüz: Onu tercih etmiş durumdalar. 

Evet, Muharrem İnce’yle ilgili değişik dönemlerde yaptığım yayınların çok eleştirel olduğunu biliyorum; ama nasıl söyleyeyim, biz gazetecilerin boynumuzun borcu olsun. Bir dönem, eleştirilerimin yarattığı rahatsızlık ve ortaya çıkarttığı mahalle baskısı nedeniyle bir dönem sessiz kalıp, ama sonrasında tekrar sessizliğimi bozmuştum. Gördüğüm kadarıyla Muharrem İnce, benim bakışıma göre yanlış yollarda siyaset yapma ısrarını sürdürüyor ve buradan yepyeni Türkiye’ye yeni bir siyasî hareket, yeni bir siyasî lider, hele iktidarı hedefleyen bir hareket ve iktidarı hedefleyen bir lider çıkmasının kesinlikle imkânsız olduğu kanısındayım. Beni yanıltırsa da çıkar yanıldığımı söylerim. 

Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus