Derelerin Kardeşliği Platformu Başkanı Ömer Şan: “Giresun’da yaşananların sorumlusu, doğal yaşam alanlarını katleden projelere izin verenlerdir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Giresun’da 22 Ağustos Cumartesi akşamı yaşanan ve sekiz kişinin hayatını kaybettiği, dokuz kişi için de arama-kurtarma çalışmalarının sürdürüldüğü sel felaketini, Derelerin Kardeşliği Platformu (DEKAP) Başkanı Ömer Şan ile konuştuk.

DEKAP, Karadeniz’de derelerin satılmasına ve pazarlanmasına, hidroelektrik santrallere (HES) karşı çıkan yerel platformların birleşerek oluşturduğu bir platform.

Medyascope‘a konuşan DEKAP Başkanı Ömer Şan, Giresun’da yaşananların sorumlarının siyasetçiler olduğunu söyledi:

“Bir afet yaşandı. Burada ölen insanlara rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Yaralılara acil şifalar diliyoruz ancak buradaki bu ölümlerin, yaralanmaların, hasarların sorumlusu doğal yaşam alanlarına geri dönüşümsüz hasarlar veren, oraları katleden projelere izin verenlerdir.”

Giresun’da yaşananlarda sizce bir ihmal sözkonusu mu? Dere yataklarındaki yapıların, yaşananlara etkisi nedir?

Giresun ile birlikte bölgeye baktığımız zaman sadece Giresun değil, bölgedeki tüm vadilerde, yaşanan bu tür olaylara doğal afet deniyor ama Derelerin Kardeşliği Platformu olarak biz buna, “doğa hakkı olanı alıyor” diyoruz. Çünkü orası doğanın hakkı. Bu yaşananlara da doğal afet değil, siyasi felaket diyoruz çünkü bölgeye baktığımız zaman o bölgede derelerin önlerinin nasıl moloz yığınlarıyla tıkandığını görüyoruz. Derenin yani doğanın böyle bir özelliği var. Bulunduğu yeri, kendisi genişletiyor. Yani doğa intikam almıyor, “Burası benim” diyor, “siz buraya niye geldiniz” diyor. Biz, bu tür afetlerin olduğu noktaların tamamında insan eliyle yapılan çalışmalar var. Bunlara proje, yatırım diyorlar. İnsan eliyle o doğal alanı bozdular. O vadiyi bozmuşlar, o vadideki akan suyun önünü kesmişler. Bir de ”Biz dereyi ıslah edeceğiz” dediler. Tanrının yaratmış olduğu o doğa parçasını beğenmiyorlar  ve değiştiriyorlar. Doğu Karadeniz bölgesine ve o bölgede yaşanan afetlere baktığımız zaman, yaşanan tüm felaketlerin arkasında, siyasilerin veya bürokratların o bölgelere yatırım yapacağız bahanesi ile getirmiş oldukları projeler, HES’ler, HES’lerden önce yollar, yollardan önce maden aramaları, yol yaparken deniz dolgusu ile kazanılan alanlar, açılan taşocakları, patlatılan dinamitler var. Bütün hepsini üst üste koyduğumuz zaman afetler ve felaketler karşımıza çıkıyor. O bölgede bir risk raporları oluşturmuş devletin ilgili ve yetkilileri. Bakanlıkların birimleri, farklı bakanlıkların oluşturmuş olduğu bu kararlara dikkat etmiyor. Kendi içinde bile siyasiler ve bürokratlar birbirleriyle bağlantılı değil. İnsanların ve canlı yaşamın bağlantısını kesmişler. Kendileriyle de bağlantıyı kesmişler. Orada bir ekosistem var. Ekosistemin bir parçası olan insan, o ekosisteme hükmetmek istiyor. Giresun’da ve diğer bölgelerde yaşanan durumun esas sorumlusu budur. Evet normalde de lokal yağışlar meydana geliyor ama bugüne kadar son 15-20 yıldır görülmeyen şekilde lokal yağışlar meydana geliyor. Niye meydana geliyor? Çünkü ekosistemin dengesini, suyun yatağında akmasını önünü kesmişler. Samsun’dan Sarp’a kadar giden bir duble yol yaptılar. Karadeniz sahil yolu yaptılar. ama bu Karadeniz sahil yolundaki geçiş noktalarındaki, akarsuları, su depolarını, oradaki balık yuvalarını hesap etmedikleri gibi, yukarıdan gelen suyun denize nasıl kavuşacağını hesap bile etmemişler. O denizin beslenmesi için gerekli olan suyu hiç önemsememişler. Önüne bentler kurdular. Yetmemiş, o bentlerin arkasına yani suyun çıkış noktasına kentler oluşturuldu. Vadiler boyunca tesisler yapıldı. Devletin spor kompleksleri, okullar, sağlık ocakları bir sürü yapılaşma sözkonusu. 

Dereli bir vadinin ortasına, bir derenin etrafına kurulmuş bir ilçe. Bu can yaşanan felaketin boyutunu nasıl etkiledi?

Yalnız Giresun’da değil Doğu Karadeniz’de yurt genelinde ve dünyadaki küçük yerleşim yerlerine baktığımız zaman tamamı suyun etrafına kurulmuştur. Dereli bir beldeydi, şimdi ilçe oldu ve bir derenin etrafında kurulmuş. Güneysu dediğimiz ilçe, Güneysu’nun etrafına kurulmuş. İkizdere dediğimiz aynı, Yağlıdere dediğimiz aynı. 20 yıl öncesine baktığımızda oradaki insan, kurtla, kuşla, toprakla, ağaçla birlikte yaşamış. O yaşam alanını o şekilde kurmuş. Ama şimdiye baktığımız zaman iş insanları, siyasiler daha fazla rant sağlayabilmek için dereleri kapattılar. Derelerin yataklarını daralttılar. 

Rant elde etmek için bir doğa katliamı yapıldığını mı söylüyorsunuz?

Doğa katliamı politikasından da öte, doğayı katletme politikası izleniyor. Burada bir insan eli var ancak bu siyasi insan eli. Siyaset uğruna bu bölgelerde yaşatılan bir felaket sözkonusu. Aynı yağışlar Rize’de de bir bölgeye düştü. Pandemi dolayısıyla, devlet Rize’nin Güneysu vadisinde Gülgen Köyü’nü karantinaya almış ama oradaki HES çalışmaları, dere ıslah çalışmaları devam ediyor. Karantina köylüye uygulanıyor ancak buradaki rant çalışmaları hiçbir şekilde engellenmiyor. İşte buna birileri doğal afet diyor. Doğal afet olmaz. Doğa intikam almaz. Doğa hakkını alır. 

Siyasiler yapmış oldukları talana, sözde projelere yatırım diyorlar. Yetmedi, Karadeniz’in sahil yolu şimdi Karadeniz’in 2800 metre yüksekliğindeki yaylalarından adına yeşil dedikleri bir yol geçiriyorlar. Yeşil dendiği zaman, sanki oralarda yeşillik var, yol, yeşilliğin içinden geçen çevreci bir yol zannediliyor. Hayır, oradaki yolun adının yeşil olmasının sebebi harita üzerindeki çizmiş oldukları kalemin renginin yeşil olmasıdır. Bunun dışında, o Karadeniz yaylalarından geçen iki ayrı yol çalışması daha var. Bunların birisinin adı Mor Yol diğerinin ise Kahverengi Yol. Biri turistik tesislere giden, denize inişin sağlandığı yolun ismidir: Mor Yol. Kahverengi Yol da o yukarıdaki turistik tesislere, yapılacak olan otellere, kaplıcalar ve benzeri yerlere ulaşacakları yoldur.

Bir afet yaşandı. Burada ölen insanlara rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Yaralılara acil şifalar diliyoruz ancak buradaki bu ölümlerin, yaralanmaların, hasarların sorumlusu doğal yaşam alanlarına geri dönüşümsüz hasarlar veren oraları katleden projelere izin verenlerdir. Kimse oralara gidip de siyasi şov yapmasın. Aman dereye düşüyordu, suya düşüyordu, yok sele kapılıyordu, işte biz bu kadar ummuyorduk demesin. O siyasiler zaten o bölgede ne olduğunu çok iyi biliyorlar. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 
  • Medyascope
  • Medyascope Plus