Işın Eliçin ile Dünyanın Gidişi (86): Libya’da Trablus yönetimi içinde iktidar kavgası

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Merhaba. Bu yayında, Libya’da Türkiye’nin desteklediği Ulusal Mutabakat Hükümeti içinde ortaya çıkan bir çatlağın, bir iktidar çekişmesinin arka planına ve Türkiye açısından ne anlama geldiğine bakmaya çalışacağım.

Biliyorsunuz Libya’da iki yönetim var: Biri Birleşmiş Milletler, Türkiye, Katar, İtalya ve Malta tarafından desteklenen Trablus merkezli yönetim. Diğeri Birleşik Arap Emirlikleri, Rusya, Mısır, Fransa tarafından desteklenen Tobruk merkezli yönetim.

10 gün önce Türkiye’de Karadeniz’de doğalgaz bulunduğu müjdesinin verildiği gün, yani 21 Ağustos’ta, Trablus merkezli yönetim adına Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin Başbakanı sıfatıyla Fayiz el-Serrac, Tobruk merkezli yönetim adına da Temsilciler Meclisi’nin başkanı Akile Salih belli prensipler doğrultusunda siyasi müzakerelere başlamak üzere ateşke ilan ettiklerini duyurdular.

Türkiye bir Mısır gibi örneğin büyük sevinçle karşılamadı haberi. Birazdan değineceğim, siyasi müzakereler için mutabık kalındığı açıklanan prensipler Türkiye’nin Libya planları açısından olumsuz sonuçlanabilecek hususlar içeriyor gibi. En azından deniz yetki alanlarını sınırlandırma anlaşması, askeri üs ve ekonomik nüfuz gibi kazanımlarını garanti etmediği açık.

Serrac ve Salih’in müzakereye başlayabilmesi için cepheye tam hâkim olmaları gerek. Her ikisi de farklı kesimleri, aşiretleri, çıkarları temsil eden çok sayıda milis gücü ve yabancı savaşçılardan oluşan grupların oluşturduğu askeri koalisyonların siyasi temsilcileri konumundalar. Bu bağlamda Salih’in arkasında General Halife Hafter’in komuta ettiği, ona bağlı savaşan, Hafter’in Libya Ulusal Ordusu adını verdiği toplama bir askeri güç var. Önceleri zaten hem askeri hem de siyasi olarak muhatap alınan kişi Hafter’di destekçileri tarafından. Akile Salih geri plandaydı epeyce bir süre. Ama Türkiye’nin karşı taraf lehine savaşa müdahil olmasından sonra cephede pat durumu hasıl olunca, Hafter kendisine destek veren ülkelerin beklediği siyasi ve diplomatik kıvraklığı gösteremedi. Hatta geri plana itilmeyi yediremeyip nisan ayında Salih’e karşı bayrak açmayı, tek temsilci benim iddiası ile “darbe yapmayı” da denedi. Ama Rusya, Mısır , BAE ağırlıklarını Salih’ten yana koydular ve kendisine de komutanlık ile yetinmesi telkininde bulundular. Salih artık cephedeki güçlere tam hâkim diyebilir miyiz? Belki Hafter yine başına buyruk çıkışlar yapabilir -mesela BAE siyasi süreç başlar da gidişattan hoşnut olmaz ise, o zaman, onun cesaretlendirmesi ile- ama destekçisi güçlere bağlı adımları.

Trablus’a Serrac cephesine dönersek; ateşkesin hemen ertesinde başkent Trablus’ta elektrik-su kesintileri, yolsuzluklar ve koronavirüs salgınına karşı yeterince önlem alınmadığı gerekçesiyle protesto gösterileri düzenlenmeye başladı. Bu gösterilere Serrac’a yakın diye nitelenen bir milis grubu müdahale etti. Kamu güvenliğinden sorumlu İçişleri Bakanı Fethi Başağa ise göstericilere arka çıktı. Türkiye’de bile görmediğimiz demokratlıkla göstericilerin barışçıl protesto hakkını savunması -Körfez sermayesinin desteklediği karşı kamptan medyanın da yangına körükle giden tutumu ile- Başağa’nın göstericileri cesaretlendirerek Serrac’ı devirmeye çalıştığı iddiasına kaynak oldu. Nitekim Türkiye’de de, Serrac’ın geçen cuma Başağa’yı soruşturma açarak tedbiren açığa alması üzerine, ilgili haberi “Türkiye destekli Serrac’a suikast, UMH’ye darbe girişimi” başlığıyla verenler oldu.

Serrac açığa alma kararını, Başağa tam da Türkiye’deyken, sürpriz bir şekilde duyurdu. Serrac ayrıca Başağa’nın aslında epeydir yetkilerini kullanmakta olduğu Savunma Bakanlığı’na, Savunma Bakan Yardımcısı Salah el Namruş’u asaleten atadı. Yine görevi vekaleten yürütmekte olan Muhammed el Haddad’ı da, asaleten Genelkurmay Başkanı yaptı. Ayrıca Serrac, Trablus’un güvenliğini de Başağa’nın darbesini savuşturduğu öne sürülen Usame Cuveyli komutanlığındaki Batı Bölgesi Ortak Harekât Gücü’ne bıraktı. Gazeteci Fehim Taştekin, Gazete Duvar’daki yazısında, Serrac’ın bu adımlarla “Başağa’nın etkin olduğu güvenlik alanında elini güçlendirmeye çalıştığını” söylüyor. Makul, çünkü dediğim gibi, siyasi müzakere öncesinde cepheyi de kontrol edebilir olması önemli. Bu arada ateşkes sonrası Trablus’ta sokak karışmışken Başağa’nın soluğu Türkiye’de alması, darbe örgütlemese bile, Serrac’tan bağımsız davrandığının, Serrac’ı pek de takmadığının göstergesi sayılabilir pekâlâ.

Fethi Başağa’nın profiline de bakalım. Misratalı. 1993’te Libya hava kuvvetlerinden istifa edip ticarete atılmış. Sonra 2011’de Muammer Kaddafi’ye karşı ayaklanmada öne çıkan Misrata Askeri Konseyi’nin istihbarat ve NATO ile koordinasyondan sorumlu üyesi olarak çıkıyor karşımıza. Yani arkasında sıkı bir milis gücü desteği var. Başağa, Serrac gibi 2014’teki seçimlerle temsilciler meclisine seçiliyor, hemen ertesinde ise bugünkü Trablus-Tobruk bölünmüşlüğünün miladı olan, Trablus’taki yeni meclisi devirmeye yönelik islamcıların ve Misratalı milislerin başını çektiği Libya Şafağı operasyonuna katılıyor.

Başağa, 2016’da ise Sirte’nin IŞİD’den temizlenmesi sürecinde hem Serrac ile işbirliği yapan hem de ABD ile koordinasyonu yürüten isim. 2018’de İçişleri Bakanı olarak göreve geldiğinde ise kendisinden istenen, birbirleriyle sık sık çatışan çok sayıdaki milis gücünü zapturapt altına almak, bu güçleri düzenli bir polis gücü ve ordu haline getirmek oluyor. Başağa’nın işte bunu yapamadığı, yapmadığı, milis grupları arasında kayırdıkları olduğu söyleniyor. Nitekim açığa alındıktan sonra Trablus’ta kutlama yapan milis grupları vardı.

Buna karşılık “Serrac Başağa’yı görevden alırsa hükümeti artık bizi temsil etmez” diyen Misratalı milis gruplarının gösterileri de oldu. Misratalı milislerin Başağa için, Türkiye’den dönüşünde Trablus’a konvoylarla giderek yaptıkları karşılama, Libya Şafağı günlerini hatırlattı pek çok Libyalı’ya.

Başağa Türkiye ile ilişkiler konusunda da en başından beri kilit isim. Fehim Taştekin diyor ki: “Başağa, Türk hükümetinin Libya’da güvendiği beş kişi sayılsa liste başı olabilecek birisi. Kanaatimce Başağa’yı Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Halid el Mışri ve Ankara’daki Libya Büyükelçisi Abdurrezzak Muhtar Abdulkadir gibi isimler izler. Hepsi Müslüman Kardeşler’le bağlantılı. 27 Kasım 2019’da imzalanan askeri güvenlik işbirliği anlaşmasına Savunma Bakanı Hulusi Akar ile birlikte Libya adına imza koyan kişi idi. Bu imza da Başağa’nın Savunma Bakanlığı’na ait yetkileri fiilen kullandığını göstergesi. ”

Fethi Başağa, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile.

Serrac, bu çokuluslu denklemde, hele de siyasi müzakere süreci başlayacak ise, kendi iktidarının geleceğini garantiye almak için Başağa ve onun üzerinden Türkiye’nin nüfuzunu bir miktar törpülemekten fayda ummuş olabilir. Türkiye’yi karşısına almak istemez elbette ama şu aşamada Türkiye de Serrac’ı doğrudan hedef almayı tercih etmez. Taştekin’in haberine göre, birkaç hafta önce hükümet kaynakları, Serrac’ın Türkiye ile anlaşmaları imzalamak istemediği ama ortaklarının baskısı ve Trablus’un Halife Hafter’in eline düşme riski karşısında buna razı olduğunu basına sızdırdı. “Bu da Ankara ile ortaklığın ‘mecburiyet ilişkisi’ olduğu çıkarımına yol açtı” diyor Taştekin. Ayrıca Serrac’ın Paris’in davetine icabet edeceği haberi Ankara’da rahatsızlık uyandırmış olmalı.  

Özetle söylemek istediğim, Serrac-Başağa çekişmesinin büyüyüp bölünmeye yol açmasını Türkiye de, Serrac ve Başağa’da, müzakereler için BM de şu aşamada istemez, “çünkü Serrac düşerse Süheyrat Anlaşması’na dayanan Ulusal Mutabakat Hükümeti de çökmüş olur. Trablus güçlerinin dayandığı ‘meşruiyet’ kartı elden gider.” Ama böyle bir iç çekişme, Serrac ve Başağa’nın birbirlerine gözdağı vermeleri Türkiye’nin işine şu bakımdan gelebilir: Müzakere başlangıcı uzadıkça cephede de işler değişebilir, Türkiye’nin lehine dönebilecek gelişmeler olabilir. Ayrıca Başağa’nın yarattığı durum sayesinde Ankara Serrac’ı gönülsüz olduğu adımlarda daha istekli davranmaya ikna edebilir. Her halükarda ABD’nin “durun çekişmetyin işbirliği yapın çıkışı” tarafları uzlaşmaya mecbur edecektir kanaatindeyim. Başaağa “TV’lerden canlı yayınlanması halinde soruşturmada işbirliği yaparım” demişti. Başağa’nın canlı yayın performansı kavga büyüyecek mi, yatışacak mı anlamamızı sağlayacak.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus