Işın Eliçin ile Dünyanın Gidişi (89): Trump’ın “kaybetmeme” stratejisi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

ABD’de başkanlık seçimine iki aydan kısa bir süre var. Yani yarışın son düzlüğü. Adet olduğu üzere son düzlükte sürprizler, skandallar beklenir. Yine bol maceralı ve gerilimli bir politik dramaya seyirci olacağımız kesin. Ancak bu kez Trump senaryoya yeni bir gerilim unsuru ekliyor: Hileli seçim iddiası. Amerikalı bir siyasetbilimcinin de söylediği gibi “Bugüne dek Amerikan tarihinde görevdeki hiçbir başkan, kişisel siyasi geleceği için seçim sonuçlarının meşruiyetini bu şekilde tartışmaya açmadı.”

Aslında Amerikan halkı şaibeli seçim tezlerine aşina. Ama bu kez bu iddia seçim kampanyasının önemli bir parçası: Trump galip ilan edilmediği her durum için şimdiden şaibe yaratıyor. Bunu da olası yenilgisine kılıf bulmak için yapmıyor. Kazanmadığı bir seçimin hileli olacağı iddiası, Trump’ın kazanma -ya da belki daha doğru bir deyişle “kaybetmeme” stratejisi. 

Öncelikle anketler ne diyor bir bakalım: Kamuoyu anketlerinde sonuçlar, ocak ayından bu yana Demokratlar’ın adayı Joe Biden lehine çıkıyor. Fakat yaz aylarında epeyce açılan puan farkı son birkaç haftadır azalmaya başladı. ABD’de başkanı federal düzeyde aldığı oyları değil, her eyaletteki seçmenlerin oylarıyla oluşan Seçmenler Koleji seçtiği için, hele de şimdiki gibi başabaş geçen yarışlarda, anketlerden yola çıkarak tahmin yapmak yanıltıcı oluyor. Nitekim 2016’da Hillary Clinton, bütün anketlerde önde görünmesine ve sandıkta da Trump’tan 3 milyon daha fazla oy almasına rağmen, seçimin kaybedeni olmuştu. Tabii bir de ünlü Nixon-Kennedy çekişmesinde olduğu gibi Amerikan kamuoyunun adayın sakal tıraşına göre oy vermek gibi anlaşılmaz hassasiyetlerle son dakika sürprizi yapması ihtimali de var. Dolayısıyla şu anda tahmin yürütmek için anketlere bakmak yerine yazı tura atmak aynı işi görür. Adaylar elbette işlerini yazı turaya bırakmak niyetinde değil. Trump’ın hileli seçim iddiasına dayalı kaybetmeme stratejisi ise sandıktan çıkan yenilgiyi kabul etmeyen otoriter ve popülist liderlerinkine benzerliği ile dikkat çekiyor.

Trump perşembe günü Twitter’dan paylaştığı mesajında seçimlerde posta yoluyla oy kullanılmasını bir kez daha hedef alarak, 2020 seçiminin sonucunun hiçbir zaman doğru şekilde tespit edilemeyeceğini iddia etti.

Aslında Trump önceki seçim kampanyası boyunca da sık sık Demokratlar’ın hile yapacağını ileri sürmüş, seçimi kazanıp Beyaz Saray’a yerleştikten sonra bile, posta yoluyla kullanılan 3 milyon civarında oyun şaibeli olduğu iddiasını sık sık yineleyip gündemde tutmuştu.

Koronavirüs salgını nedeniyle bu sene katbekat daha fazla kişinin sandık başına gitmekten imtina ederek, mektupla oy kullanmayı tercih etmesi bekleniyor. Bir araştırmaya göre seçmenlerin üçte biri, bu yolu tercih edebilir. Üçte biri ne demek? 50 milyondan fazla mektupla kullanılmış oy demek! Sandığa gitmek istemeyenler arasında ise Demokratlar yani Biden seçmeni çoğunlukta.

Trump geçen ay, ABD Posta Hizmetleri kurumuna güveni sarsacak açıklamalar yaptı; kurumun fonlarını kısmak istemesine gerekçe olarak posta yoluyla sahte seçmenlerin oy kullanmasına kapı aralanacağı endişesini gösterdi. Hizmetleri yavaşlatacak değişikliklerle oylar sayıma yetişecek mi tartışması yarattı. Kampanyası da bazı eyaletlerde posta yoluyla oy kullanması aleyhinde davalar açtı.

Trump’ın koronavirüs salgını gibi muazzam bir halk sağlığı sorununu siyasete alet etmesi, kutuplaşmayı derinleştirecek şekilde kullanması da stratejisinin parçası gibi görünüyor: Koronavirüsle ilgili komplo teorilerine göz kırparken, salgınla mücadele için en temel önlem olan fiziksel mesafeyi hiçe sayarak kapalı alanlarda mitingler düzenlemesi kendi seçmenini sandığa yönlendirmenin bir yolu. Hatta ay başındaki bir mitinginde posta yoluyla kullanacak seçmenlerinden de, ayrıca bir kez de sandığa gidip oy kullanmalarını istedi. İki kez oy kullanmak elbette yasadışı ama dedi ki, “Gidin bakın mektupla kullanmış görünmüyorsanız sandıkta kullanın.”

Ne âlâ hem sisteme güveni iyiden iyiye sarsmış oluyor hem de belki sandıklarda çıkacak olası kargaşayı seçimi kaybederse iptal tartışmaları için kullanmayı düşünüyor. Bir de posta oylarının sayımı zaman alacağı için, sandıkta kullanılan oylarda önde çıktığında zafer ilan etmesi, sonradan gelecek oylarla Biden kazansa dahi, Beyaz Saray’ı terk etmemesi olasılığına da kamuoyunu hazırlamak istiyor gibi görünüyor. Geçmişte de elbette, seçim sonucuyla ilgili tartışmalar, hile iddiaları olmuştu ABD’de. Ancak bu kez şaibe senaryoları, Amerikan halkı içindeki hemen hemen her konuda giderek keskinleşen kutuplaşmanın, Trump’ın tehlikeli oyunuyla, sokak şiddetine dönüşebileceği endişesini yaratıyor. 

Kamuoyu anketleri bu kutuplaşmayı net bir biçimde ortaya koyuyor: Trump ve Biden destekçileri adeta iki ayrı evrende yaşıyorlar; öncelikleri, değerleri tamamen farklı. Birkaç örnekle aktarayım: CNN’in yaptırdığı yeni bir ankete göre Demokrat seçmenlerin yüzde 70’i için koronavirüs salgını kritik öneme sahipken, Cumhuriyetçilerin sadece yüzde 24’ü aynı fikirde. Trump’ın seçmenlerinin üçte ikisi için en önemli mesele ekonomi. Biden seçmenlerinin ise ancak üçte biri onlarla hemfikir. 

Irk ayrımı, toplumsal cinsiyet, aile, göçmenler ve din gibi değerlerle ilgili ayrışma da çok keskin. PEW araştırma merkezinin yeni yayımlanan bir çalışmasına göre, örneğin, “ABD’de siyah olmak beyaz olmaktan zor” diye düşünen seçmenlerin oranı yüzde 44. Bu oran Biden destekçileri arasında yüzde 74’e yükselirken, Trump destekçileri arasında yüzde 9’a düşüyor. ABD’nin herkese eşit fırsatlar sunan bir ülke olduğu fikrini seçmenlerin yüzde 51’i destekliyor. Ama Biden destekçileri arasında bu görüşe katılanların oranı sadece yüzde 28, buna karşılık Trump destekçilerinin dörtte üçü, yüzde 76’sı başarılı olmak için fırsatların eşit olduğu kanısında. Şu örneği de paylaşayım: “İslam şiddeti diğer dinlere nazaran daha fazla teşvik etmez” şeklinde formüle edilmiş görüşe katılanların oranı tüm seçmenler genelinde yüzde 51. Ama Bidencılar arasında oran yüzde 74’e çıkıyor.. Trumpçılarda ise üçte iki azalıp yüzde 23’e geriliyor. “

Böyle belirgin bir kutuplaşma ortamında, üstelik Amerikan halkı hassasiyetleriyle oynandığında kolaylıkla sokağa çıkabildiğini ve yağmacıların da yardımıyla oldukça yıkıcı olabileceğini daha yeni, George Floyd protestolarıyla göstermişken, Trump seçim stratejisiyle kitlesel sokak şiddeti riskini göze almaktan çekinmiyor gibi görünüyor. Özellikle seçim sonucu Trump ve Biden arasında birbirine çok yakın çıkarsa, kaybeden tarafın hırsızlığa uğramış gibi hissederek sokağa çıkması ve kamplar arasında şiddet olayları yaşanması riski büyük. Geçen hafta Transatlantik’te Gönül Tol da anlatmıştı. Georgetown Üniversitesi’ndeki hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat temsilcilerin katıldığı seçim senaryoları çalışmasında da Biden’ın açık ara galip çıkmayacağı her türlü seçim sonucunda ABD’de kaotik bir ortam, sokakta şiddet olayları yaşanması ihtimali yüksek değerlendirilmiş. 

Özetle, Trump seçim kaybetmeme stratejisiyle zaferini garantiye almaya çalışırken son derece ince bir buz üzerinde paten yapıyor ve ne Amerikan halkının ne de Amerikanın temsil etme iddiasında olduğu demokrasiye olan inancın bundan alabileceği hasarı önemsemiyor gibi görünüyor. Hatta bu arada demokrasiyi gereksiz bulan üçüncü dünya liderleri için de şahane bir rehber, yol gösterici oluyor. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus