Der Spiegel dergisi, halk sağlığı uzmanlarına ve eyalet yöneticilerine, Almanya’nın koronavirüsle mücadelesinden öğrenebileceklerimizi sordu

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Alman Der Spiegel dergisi, halk sağlığı uzmanlarıyla birlikte eyalet başbakanları ve yöneticilerinin görüşlerine yer verdiği makalede, koronavirüse karşı sistemli mücadelesiyle tüm dünyaya örnek olan Almanya’da yapılan yanlış uygulamaları, eksiklikleri ve federal devlet anlayışı içinde eyaletlerin farklı yaklaşımlarını mercek altına aldı. Makalede öne çıkan kısımları paylaşıyoruz.

Mart ayında dünyayı etkisi altına almaya başlayan koronavirüs salgını ekim ayı itibarıyla hâlâ devam ediyor. Virüse karşı gösterdiği sistematik mücadele ve yakaladığı düşük ölüm oranlarıyla tüm dünya tarafından takdir edilen Almanya’da Başbakan Angela Merkel, ilkbahar aylarında alınan sıkı önlemler sonrasında yaz aylarını daha rahat geçiren ülkede vaka sayılarının artışa geçtiğini ve Noel dönemine kadar günlük 20 bin vakayla karşılaşabileceklerini söyledi. 

Frankfurt Halk Sağlığı Departmanı Başkanı ve Enfeksiyon Uzmanı Rene Gottschalk

Şüpheciler

Frankfurt Halk Sağlığı Departmanı Başkanı ve Enfeksiyon Uzmanı Rene Gottschalk’a göre, Almanya’nın virüse karşı gösterdiği mücadelenin şimdiye kadar başarılı olmasının sebebi şans değil son derece etkili bir şekilde tasarlanmış olan halk sağlığı sistemiydi. Ülke çapındaki bütün hastanelerde yatak sayılarının ve tedavi imkanlarının son derece gelişmiş olduğunu vurgulayan Gottschalk, bahar aylarının başlarında virüsten enfekte olmuş kişilerin sistemli bir şekilde takip edilmesinin de virüsle mücadeledeki başarıda önemli rol oynadığını söyledi.  

Ancak Gottschalk, sıkıntılı zamanların hâlâ devam ettiğini, virüsü tamamen ortadan kaldırabilecek en etkili çözüm yolunun düzenli maske kullanımı olduğunu belirtti. 2003’te ortaya çıkan SARS virüsünün yayılmaya başladığı dönemde virüsün merkez noktası olan Hong Kong’a gittiğini hatırlatan Gottschalk, düzenli maske kullanımı ve halk sağlığı uzmanları tarafından alınan sıkı önlemlerle birlikte SARS virüsünün yok olmaya başladığını belirterek “Havadan yayılabilen bütün virüslere karşı en etkili çözüm maske. Eğer insanlar düzenli olarak maske taksaydı koronavirüs kabusu birkaç hafta içinde biterdi” diye konuştu.  

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Almanya Başbakanlık Ofisi Başkanı Helge Braun ise bahar aylarının başında düzenli maske kullanımına karşı çıkarak, virüsün yayılımını daha da artırabileceğini öne sürmüşlerdi. İkili, maske kullanımını teşvik etmek yerine ılımlı bir karantina politikası izlemeyi tercih etti.

Maske kullanımının yanında en önemli yaklaşımın risk grubundakileri ve özellikle yaşlıları korumak olduğunu belirten Gottschalk, salgın sürecinde hükümetin aldığı önlemlere verilen desteğin sürekli bir artış içinde olmasına karşın iyi eğitimli ve zeki insanların bile maske kullanımı ve alınan diğer önlemler konusunda eleştirel yaklaşabildiğine dikkat çekti.  

Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Başbakanı Armin Laschet (solda) ve Bavyera Eyalet Başbakanı Markus Söder

Karar vericiler

Almanya’nın koronavirüse karşı mücadelesinde ön plana çıkan isimlerden ikisi, Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Başbakanı Armin Laschet ve Bavyera Eyalet Başbakanı Markus Söder oldu. Salgın döneminde yataktan kalktıkları her sabahı “devam eden bir kâbusa” benzeten Laschet ve Söder, aslında birbirlerinden oldukça farklı siyasetçiler. Laschet Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) üyesiyken Söder, CDU’nun kardeş partisi olan Hıristiyan Sosyal Birliği’nden (CSU). İkilinin virüse karşı yaklaşımlarının ayrıştığı pek çok nokta var.

Bavyera Eyalet Başbakanı Söder, Der Spiegel ile gerçekleştirdiği röportaj sırasında salgın döneminde her şeyin yolunda gitmediğini kabul etmesine karşın oldukça rahat ve kendinden emin gözüküyordu. Dergi adına röportajı gerçekleştiren Dirk Kurbjuweit ve Lydia Rosenfelder, Söder’e Bavyera eyaletinde tatilden dönen vatandaşlara yapılan testlerin sonuçlarının gecikmeli olarak belli olmasından dolayı eyalet yönetimine yöneltilen eleştirileri sorduklarında Söder, eleştirileri görmezden gelircesine “Hangi problem?” diye sordu.

Kuzey Ren-Vestfalya Eyalet Başbakanı Armin Laschet ise Söder’e kıyasla bambaşka bir profil ortaya koydu. Düşünceli, tedirgin ve şüpheci gözüken Laschet, Söder’in aksine salgınla mücadele konusundaki hatalarını konuşmaktan çekiniyor gibi gözükmüyordu. 

Koronavirüs mart ayında dünyayı etkisi altına almaya başladığında Almanya genelindeki birçok farklı eyalette alınan ilk ve en somut önlemlerden biri, koronavirüsle mücadelede Berlin hükümetinin en önemli danışmanı olan virolog Christian Drosten’in tavsiyesiyle kreşleri ve okulları kapatmak olmuştu. Laschet, Drosten ve federal hükümetten gelen okulları ve kreşleri kapama tavsiyesine kısa süre içinde uyarak eyalet genelindeki okulları ve kreşleri kapatmayı kabul ettiğini söyledi. Ancak durumun giderek kötüleşmesi ve tavsiyeler karşısında ilk başta ne yapacağını bilemediğini belirten Laschet, “Bugün olsa aynı kararı vermezdim” dedi ve bunu itiraf etmekten hiçbir çekince duymadığını aktardı.

Laschet’in aksine, virüse karşı uyguladığı politikalar geniş çevrelerce takdir edilen ve halk arasındaki popülerliği daha fazla olan Söder ise hiçbir pişmanlık duymadığını söyleyerek kendinden emin bir tavır sergiledi.

İkilinin yönettiği eyaletlerde Münih ve Ruhr bölgesi gibi büyük ve kalabalık şehirlerin İtalya, Belçika ve Fransa gibi salgından sert biçimde etkilenen diğer Avrupa ülkelerine yakın oluşu, hem Bavyera’da hem de Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde vaka sayılarının bir hayli yüksek olmasını da beraberinde getirdi. Ancak bu eyaletlerdeki vaka sayılarının yüksek oluşu yalnızca ikilinin yönettikleri bölgelerin konumu ile açıklanabilecek bir gerçeklik değil. Söder yönetimindeki Bavyera’da test sonuçlarının gecikmeli bir şekilde belli olması yoğun bir şekilde eleştirilirken Laschet’in bu süreçte kırdığı en büyük pot temmuz ayında 650’den fazla işçinin koronavirüs testlerinin pozitif çıktığı Gütersloh’taki bir mezbahada görüntülenmesi olmuştu. 

Ancak Söder tereddütsüz bir biçimde eyalet genelinde hemen sıkı tedbirlerin uygulanmasını kararlaştırmış ve bu yaklaşımı ülke çapında takdir görmüştü. Bu süreçte “kararsız” bir yaklaşım sergileyen, otoriter görünmemek için vatandaşların demokratik özgürlüklerini kısıtlama konusunda ikilem yaşadığını itiraf eden Laschet’in kamuoyu nezdindeki güvenoyunda önemli bir düşüş yaşanmıştı.

Söder ise bu süreçte yetkililer tarafından alınan herhangi bir karar için “otoriter” kelimesinin uygun olmadığını belirterek “Ne kadar özgürlük varsa o kadar koruma da şart” dedi. Söder’e göre bu tip durumlarda “gereklilik ilkesi” başta gelirken vatandaşların özgürlükleri ikinci sırada geliyor.

İkiliye röportaj sırasında Almanya’daki federal sistemin koronavirüsle mücadeleyi nasıl etkilediği de soruldu. Laschet “Federalizm devlet anlayışı değerini kanıtladı” derken bu tarz koşullarda merkeziyetçi anlayışın faydalı bir şekilde işlemeyeceğini savundu. Söder ise bu konuda çok emin olmadığını ve salgın süresince federal hükümetten daha fazla destek görebileceği bazı konuların olduğunu belirtti.

Almanya Sağlık Bakanlığı’nda dijitalizasyon uzmanı olarak çalışan Gottfried Ludewig

Sayıların adamı

Almanya’da salgın yönetiminde öne çıkan isimlerden biri de Almanya Sağlık Bakanlığı’nda dijitalizasyon uzmanı olarak çalışan Gottfried Ludewig oldu. 

Salgının başladığı mart ayında vatandaşların çoğu ve hatta gazeteciler ve politikacılar bile “vaka sayısı, enfeksiyon oranı, R katsayısı” gibi kavramlara oldukça uzaktı. Virüsle mücadelede en önemli etmenlerden biri olan “istatistik” konusunda yalnızca sınırlı bilgi birikimi vardı. 

“Hastanelerimizdeki yatak kapasiteleri konusunda belirsizlikler vardı ancak sayıları bir an önce görebilmeliydik ve böylece sağlık sistemimizin kapasitesinin nereye kadar gidebileceğini anlayabilirdik” diyen Ludewig, nisan ayına doğru ülkedeki bütün hastanelerdeki yoğun bakım ünitelerinin sayısına anında ulaşılabilen bir veritabanı oluşturarak yetkililere önemli bir zaman kazandırdı. 

Dijitalleşmenin bütün diplomatik işleyişten bir adım öne çıktığı zamanlar yaşadığımızı belirten Ludewig, Almanya’da akıllı telefonlara yüklenebilen koronavirüs uygulamasını referans göstererek uygulamanın “her derde deva olan çığır açıcı bir uygulama” olmadığını ancak virüsle birlikte yaşayabilme konusunda önemli bir yardımcı ekipman olduğunu ve bu doğrultudaki küçük adımların bile virüsle mücadelede etkili olabileceğini söyledi.

Yaptığı bütün katkılara rağmen Ludewig, istatistik ve verilerin koronavirüsle mücadelede baz almamız gereken tek nokta olmadığını vurguladı: “Kamuoyunda koronavirüsü spesifik sayılara indirgemeye çalışan bir anlayış var. Ancak ortada tek bir sayı yok, bu kendini tekrarlayan bir süreç. Gerçekçi bir bakış açısı için çeşitli bakış açılarını bir arada göstermelisiniz. Uygun durumdaki yoğun bakım ünitesi yatakları sayısı, vaka sayıları, ölüm oranı ve bunun gibi yüzlerce sayı birbirine bağlı sayılar.”

İsim vermeden Başbakan Angela Merkel’i eleştiren Ludewig, (Merkel tarafından) sık sık paylaşılan istatistiklerin ve sayıların büyük resmi göstermediğini ve oldukça yüzeysel olduğunu düşündüğünü söyledi. 

Saksonya Eyaleti Eğitim Bakanı Christian Piwarz

Eleştirel

Yazının önceki kısımlarında da belirtildiği gibi koronavirüse karşı Almanya genelindeki birçok farklı eyalette alınan ilk ve en somut önlemlerden biri kreşleri ve okulları kapatmak olmuştu. CDU üyesi ve aynı zamanda Saksonya Eyaleti Eğitim Bakanı olan Christian Piwarz’a göre, okulları kapamak kolay bir karardı ancak eyalet yönetimlerini zorlayan kritik karar okulları düzgün bir şekilde tekrar açmaktı.

Görece erken bir zaman diliminde, mayıs ayında kapatılan okulları tekrar açan Saksonya eyaleti, bu konuda diğer eyaletlere göre daha farklı bir yaklaşım sergiledi. Piwarz’a göre bu süreçte Almanya’nın diğer ülkelerden farkı, virologlardan bağımsız kararlar alabilme özgürlüğü oldu. Piwarz, virologların hayati konularda uzman olduklarını ancak diğer tüm bilimsel perspektifleri görmezden geldiklerini belirterek “Christian Drosten gibi virologlar okulların tekrar açılmasına karşıydı ancak içlerinde çocuk doktorlarının da olduğu birçok farklı uzman kesimi okulların açılması gerektiğini söylüyordu” dedi.

Armin Laschet tarafından yönetilen Kuzey Ren Vestfalya eyaletindeki bir mezbahada temmuz ayında 650 işçinin koronavirüs testlerinin pozitif çıkmasından sonra eyalet yönetiminin aldığı ilk kararın okulları ve kreşleri kapatmak olduğunu hatırlatan Piwarz, “Mezbahanın bulunduğu Gütersloh‘taki okullarda tek bir vakaya rastlanmadı. Bu gibi durumlarda okulları kapatmak hiçbir şeyi çözmeyen basit bir refleks” diye konuştu. 

Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde okulların geri açılmasından sonra artan koronavirüs vakalarını değerlendiren Piwarz, “Okulların açılmasına dair yapılan eleştiriler medya kaynaklı. Ancak hiçbir medya kanalı Mecklenburg-Vorpommern’de geri açılan 560 okulda tek bir vakaya rastlanmadığı bilgisini paylaşmıyor” dedi.

Türingen Eyaleti Başbakanı Bodo Ramelow

Reformcu

Orta Almanya’da bulunan Türingen eyaletinin başbakanı Bodo Ramelow ise eyalet genelinde koronavirüse karşı verilen mücadeledeki en önemli referans noktalarının klima, jakuzili havuz, havalandırma gibi sistemlerden solunum yoluyla akciğere bulaşan “lejyoner hastalığı” olduğunu aktardı. 

2013 yılında Alman Parlamentosu’nda paylaşılan bir makalede SARS benzeri virüslere karşı dikkatli olmalarının istendiğini belirten Ramelow, o dönem kimsenin virüs tehdidini ciddiye almadığını ve bunun ülkenin siyasi liderliğinin, kurumlarının, toplumun ve medyanın en büyük hatası olduğunu belirtti.

Lejyoner hastalığının koronavirüsle mücade konusunda yetkiliere sağlam ipuçlar verdiğini aktaran Ramelow’a göre, havada yayılabilen koronavirüsü durdurmanın en olası yollarından biri binalarda HEPA adı verilen koruyucu filtre sistemlerinin kullanılmasıydı.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus