İnsan Hakları Derneği “Yaşamın Kıyısındaki Mülteciler Raporu”nu açıkladı- “Kardeşim okula gitmek istiyor ama kimliği olmadığı için okula gidemiyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 17 Ekim Göçmenlerin Ulusötesi Mücadele Günü’ne ilişkin hazırladığı “Yaşamın Kıyısındaki Mülteciler” başlıklı raporu açıkladı. Rapora göre, 23 Eylül 2020 tarihi itibarıyla Türkiye’de, geçici koruma altındaki 3 milyon 621 bin 968 kayıtlı Suriyeli dışında 400 bin dolayında diğer ülkelerden kayıtlı mülteci ve tahminlere göre 1 milyonun üzerinde düzensiz göçmen bulunuyor.

Raporu okuyan İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, “Geçici Koruma adı altında kimi pozitif ayrıcalıklar sunulduğu düşünülen Suriyeli nüfusun eğitim, sağlık, barınma, beslenme, yeterli gelir gibi temel haklara, temel ihtiyaçlara erişimlerinde dahi yaşanan ağır sorunlar özellikle düzensiz göçmenlerin taşıdıkları ağır riski gözler önüne sermektedir. Tüm bu olumsuzluklara eklenen nefret saldırılarındaki artış, pek çok saldırının ölümle sonuçlanması ve bu olaylarda her kademede failleri koruma davranışının izlenmesi endişeleri artırmaktadır” dedi. 

“Üniversitede okuyan mülteci kadınlar yok denecek kadar az”

Önemli orandaki mülteci nüfusun, kayıtlı olduğu il dışında ikamet ettiğini ve bu nedenle çocukların okula kayıt yaptırmalarının mümkün olmadığını belirten Yoleri, “Okullarda Suriyeliler için ayrı sınıflar açılarak çocukların diğerlerinden tecrit edilmesi, mültecilere ama özellikle Suriyeli öğrenci, öğretmen ve velilere yönelik ayrımcı uygulama ve söylemlerin giderek artması, ortaokuldan başlayarak okullaşma oranının hızla düşüş göstermesi, üniversitede okuyan mülteci kadınların neredeyse yok denecek noktada olması sorunun boyutunu gözler önüne sermektedir” diye konuştu.

Mültecilerin kayıtlı oldukları il dışında yaşamalarının sağlık hakkına erişimi de imkansız kıldığını belirten Yoleri, bu nedenle ciddi rahatsızlıkları olan mültecilerin hastanelere gitmek istemediklerine ve merdiven altı sağlık kuruluşlarına yöneldiklerine, niteliksiz sağlık hizmetine mecbur kaldıklarına dikkat çekti.

Mülteci kadınlar 6284 Sayılı Kanun’dan yararlanamıyor

Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde ayrım gözetmeksizin tüm kadınların 6284 Sayılı Kanun’dan ve İstanbul Sözleşmesi’nden yararlanması bir hak olarak tanınmış olsa da mülteci kadınların önlerindeki engelleri aşıp bu kanundan yararlanamadığının altını çizen Yoleri, “Kendi dillerinde ulaşılabilir danışma merkezlerinin yokluğu mültecileri kendi içlerine hapsetmekte savunmasız bırakmaktadır. Adalete erişim, avukata erişim, geri gönderme merkezlerinin durumu, kadına yönelik şiddet, çalışma hakkına yönelik sorunlar yaygın olarak yaşanmakta bugün” dedi.

2020’nin Ocak ayından Eylül ayına kadar İHD’ye ulaşan mültecilerin yaşadıkları hak ihlallerinin bazıları şöyle:

21.09.2020 tarihinde derneğimize gelerek yazılı başvuruda bulunan M. A. (Lübnan):

“Ben Lübnanlıyım ve eşcinselim. Lübnan ordusunda asker olan abim benim eşcinsel olduğumu öğrenince ‘Aile şerefimiz lekelendi’ diye beni öldürmek istedi. Abimin eşi yani yengem kaçmam için bana yardım etti. Bilet paramı verdi. Ben de kaçıp Türkiye’ye geldim. 3 Eylül’de, yani daha iki hafta önce geldim. İl Göç İdaresi’ne gittim. Neden ikamet istediğimi sordular, ‘LGBTİ olduğum için Lübnan’da hayati tehlikem var’ dedim. Ama ‘Böyle bir gerekçeyi kabul etmiyoruz’ diye başvurumu kabul etmediler. Bu yılın mart ayında diğer abimin eşi ve yeğenim Türkiye’ye turist vizesi ile gelmişti. Bu yengenim eşi yani büyük abim öldüğü için ikisi yalnız yaşıyor. Şimdi onların yanında kalıyorum. Ama ikametim olmadığı için çalışamıyorum ve her an yakalanıp deport edilebilirim. Lübnan’da beni öldürmek isteyen abim, Hizbullah’ı desteklediği için onlara haber vermiş. İstanbul’da da Hizbullahçı gençler beni bulmak için arıyorlar. Buraya geldikten sonra da ailemden tehdit mesajları almaya devam ettim. Çalışmak zorundayım, param yok, ikamet belgem yok. İstanbul İl Göç kabul etmeyince Sakarya’ya gittim. Oradakiler de pasaportu yüzüme fırlatıp beni kovdular, başvurumu kabul etmediler. Yanında kaldığım yengem eşcinsel olduğumu bilmiyor. İkamet almama yardın edin. Lübnan’a dönemem, beni öldürecekler. Uluslararası korumaya ihtiyacım var.”

21.09.2020 tarihinde derneğimize gelerek yazılı başvuruda bulunan A. Deirani (Suriye):

“Yedi yıl önce Türkiye’ye geldim. Üç yıl önce Suriye’ye geri gittim ve üç ay kaldım. Oturduğum eve bomba düşünce geri geldim. Kaçak yollarla geri geldim. Eşim ve üç çocuğum İstanbul’da, Fatih ilçesinde oturuyorlar. Üç çocuğum da okula gidiyor. 988 177 27 402 numaralı eski geçici koruma kimliğimi Beyazıt İl Göç İdaresi’ne verdim. Çünkü Türkiye’de durumumuz olmadığı için Suriye’ye dönmek zorunda kaldım. Suriye’de evimizi tamir edip geri dönecektik. Önce ben dönmeye karar verdim. Sonra ailemi yanıma alacaktım. Ama Esad’ın askerleri bana 10 gün süre verdiler evi terk etmem için. Terk ettim ve gidecek yerim olmadığı için Türkiye’ye dönmek zorunda kaldım. Ailemin yanına geldim. Kaçak olarak döndüm. Türkiye’de ikamet eden aileme bakıyorum. Kimliksiz hiçbir şey yapamıyorum, hastaneye gidemiyorum. Ekonomik olarak çok zor durumdayız. Ben kalp hastasıyım, eşim de hasta. Geçici koruma kimliğimin verilmesi için derneğinizden yardım talep ediyorum.”

14.09.2020 tarihinde derneğimize gelerek kendisi ve ailesi için yazılı başvuruda bulunan Ş. O. (Suriye):

“Yaklaşık üç yıldır Türkiye’deyiz. Annem, babam ve ben hariç üç kardeşim var. Tüm kimlik belgelerimiz Suriye’deki evde yandı, hiçbir belgemiz yok. Kimlik çıkarabilmek için Beyazıt’taki ve Tarlabaşı’ndaki göç bürolarına başvurduk. Ama hiçbir yerde bize belge vermediler. Kardeşim okula gitmek istiyor ama kimliği olmadığı için okula gidemiyor. Kimlik belgelerimizi nasıl çıkaracağımızı öğrenmek istiyoruz.”

Hak ihlallerine karşı öneriler

Raporun sonuç kısmında bu sorunların çözümüne ilişkin şu önerilere yer verildi:

  • Nefret dilinin yaygınlaşmasının önüne geçilmeli. Mülteciliği temel bir hak olarak tanımlayan uluslararası sözleşmelere uyulmalı.
  • Nefret saldırılarında karşımıza çıkan cezasızlık uygulamasına son verilmeli.
  • Göç İdaresi’nin uluslararası koruma ve ikamet başvuruları alınmalı.
  • Suriyeliler’e uluslararası koruma başvurusunda bulunma yolu açılmalı.
  • Eğitim, sağlık, barınma ve çalışma gibi temel haklar bakımından vatandaşlarla eşit haklar sağlanmalı.
  • Mültecilere kendi dillerinde hizmet sunacak merkezler kurulmalı.
  • Uzun süre Türkiye’de yaşayan ve geri dönmesi savaş etkilerinin neden olduğu koşullar çerçevesinde mümkün görünmeyen mültecilere vatandaşlık sağlanmalıdır.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus