Radikal İslamcılığı bırakanlar anlatıyor (4): “Çocukluğumdan beri, Hizbullahçı bir aileden olmanın baskısını yaşadım”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Elif (*) 22 yaşında genç bir kadın. Ailesi Hizbullah örgütüne bağlı. Dedesi 90’lı yıllarda PKK tarafından öldürülen bir Hizbullahçı din adamı. Elif, üniversiteyi kazanana kadar kendini Müslüman olarak tanımlıyor. Müslümanlığı ve radikalliği lisenin son yıllarında sorgulamaya başlıyor. Elif içine doğduğu çevreden kopuşunu ve yaşadığı değişimi Medyascope’tan Sema Kızılarslan’a anlattı. 

Elif ile ilk görüşmemiz e-posta üzerinden oldu. Koronavirüs salgını dolayısıyla yüz yüze görüşemedik. Birkaç sefer telefonlaştıktan sonra hikayesinin tamamını dinlemek üzere telefonda dört saat görüştük. Elif, Hizbullah cemaatine bağlı bir ailenin en büyük çocuğu. İki kardeşi var. Üniversite öğrencisi ve birçok radikal İslamcı ailenin çocuğu gibi değişim yaşarken birtakım zorluklar da yaşıyor. Hikayesini Elif’in kendisinden dinleyelim:

“Allah’ı ve dedemi düşünüp ağlayarak uyurdum”

Elif çocukluğundan beri dedesinin konumu sebebiyle hep sorumluluk hissettiğini ve bu duygunun ona ağır geldiğini söylüyor. Hatırladığı ilk anısı bu düşüncelerle ağlayarak uyuyakaldığı:

“Hatırladığım ilk an, ilkokul üçüncü sınıfta bile dedemi ve Allah’ı sevdiğim. Dedemin hayatını dinleyerek büyüdüm. İkisini de birlikte düşünerek sorumluluk hissettiğimi hatırlıyorum. Bu gerçekten üzerimde çok büyük bir ağırlıktı. Şimdi o duygunun, korku duygusu olduğunu düşünüyorum. Her gece bu hislerle uyurdum. Bazen ağlardım. ”

Elif’e dindar olduğu zamanlardaki yaşantısını soruyorum. Lise yıllarında ferace giymeye başlamış. İlkokulda din kültürü derslerinde en çok kendisinin konuştuğunu, öğretmeninin anlattığı her konu ile alakalı daha çocuk yaşta olmasına rağmen ayet ve hadisler bildiğini anlatıyor:

“İnancımın yavaş yavaş kaybolduğunu hissettiğimde, artık ılımlı olan İslami görüşlere bakmayı da bıraktım”

“Feraceyi dokuzuncu sınıfta giymeye başladım. Giyerken mutluydum ama namazlarımı kaçırıyordum. Namaz kılmaya hiçbir zaman çok istekli olmadım. Altıncı sınıfta başlamıştım namaza. Dokuzuncu sınıfta soğumaya başladım. Tembellik de olabilir. Öğle namazının sonuna kadar bekleyip ikindi ile birlikte kılıyordum. Bir şey olmadığını gördükçe artık hep son dakikaya bırakmaya başladım. Vicdanım böyle rahat ediyordu. Bir süre sonra hiç kılmamaya başladım. Erkeklerin eline bile değmekten aşırı korkardım. İçimdeki hisler körelmeye başladı. Korkmayı bırakmaya ve dini sorgulamaya başladım. Üç yıl boyunca araştırdım. Bunun iki yılında yine Müslüman olarak yaşadım. Sadece daha ılımlı Müslüman olanları, Sözler Köşkü gibi grupları takip ediyordum. İnancımın yavaş yavaş gittiğini hissettiğimde, artık farklı İslami görüşlere de bakmayı bıraktım. Deizm, ateizm gibi inançları araştırmaya başladım ve çok kısa bir süre içinde ateist oldum.”

Elif, ilk sorgulamalarını lisenin başlarında yaşamaya başlıyor. Kuranıkerim’i okurken eskisi gibi huzur bulmadığını farketmeye başladığında, namaz ibadetiyle de arasına mesafe girdiğini şöyle anlatıyor:

“Kuran okumak sadece korku hissettiriyordu”

“Mealleri okumaya ve çelişkileri düşünmeye başladım. Daha fazla buna inanmak istemiyorum dedim bu noktada. Felsefi olarak da doğru gelmemeye başladı eski inancım. Bir tanrının var olması ve yanlışlarımızı izleme fikri bana doğru gelmedi. Ben bir insan olarak bile içimde o kadar kin ve nefret güdemezken, bizi yaratan Tanrı nasıl sonsuz yakmayı ceza olarak verebilir. ‘En büyük günah şirktir’ diye öğrendim. Tanrının asla affetmeyeceği ve cezası sonsuz bir zaman ateşte yanmak olan bu günah sadece ona eş koşulması fikrine dayanmak istemiyordum. Artık çok saçma gelmeye başlamıştı. Mesela bizlere öğretilen günahlardan biri de şu: Resim çizmek Allah’a şirk koşmak. Çünkü bir obje çizerken aslında yaratma iddiasında bulunuyormuşuz. Böyle bir günah var İslam’da. Şirke kadar götüren ve cezasının yanmak olduğu. Allah’ın asla ama asla affetmediği şey, bir şeyi, herhangi bir şeyi onunla eşit görmek. Bu kadar egoist bir tanrı var İslam’da. Kuran okuyarak huzur bulmaya çok çalıştım bu süreçte. Gerçekten kendimi çok fazla zorladım ama asla olmadı. Kuran’ın aşırı eril bir dili var. Bu beni rahatsız etmeye başladı ve iyice soğumaya başladım. Kuran okumak sadece korku hissettiriyordu. Sürekli tehditler ve cezalar var.”

Hizbullah cemaatine bağlı bir ailenin çocuğu olarak doğmanın baskısını daha çocukluğundan beri hissetmeye başlamış Elif. Yaşıtlarından daha fazla İslami bilgiye sahip olduğunu anlaması ve dış görünüş olarak onlardan daha farklı olması hep düşündürmüş Elif’i. Çocukluğunda, hem kendisini ve hem de ailesini diğer Müslümanlar’dan daha iyi Müslümanlar olarak görüyormuş:

“Çocukken, ailemin İslami görüşlerinden dolayı kendimi ezik hissediyordum”

“Çocukken ailemin İslami görüşlerinden dolayı -açıkça söylemek gerekirse- ezikçe hissediyordum. Herkesten farklı olduğumuzu o zamanlar bile anlıyordum. Herkesten daha fazla Müslüman olmak bana ezikçe hissettiriyordu. Ama yine de arkadaşlarımın arasında İslami bilgisi en iyi olan bendim. O zamanlar ismini koyamıyordum bunun. Herkes nasıl olur da benim bildiğim bu kadar basit İslami şeyleri bilmezler diye düşünüyordum. Sınıfımda her zaman en Müslüman olan ben oluyordum. Hem dış görünüşüm hem de fikirlerimden dolayı. Sınıfta tek kapalı bendim. Ya da okuldaki diğer kapalılar benim kadar uzun giyinmiyordu. O zamanlar dini çok sevdiğim için din ile ilgili konuşmayı çok seviyordum. Babamla Kuran okuyup üzerine sohbet ederdik. O gecelerde asla uyumuyordum.”

Elif’in değişimi hem ailesi hem de cemaat etrafında fark edilmeye başlandığında üzerindeki baskılar artmış. Oje sürmeye başladığı dönemde herkes onu sık sık uyarmış, hem yüzüne karşı hem de arkasından sürekli olumsuz konuşulmuş. Bunun, özellikle dedesinin “şehit bir molla” olmasından kaynaklandığını düşünüyor genç kadın:

“Ojem gündem konusu olurken namazlarımı kimse görmediği için çok fazla dert etmiyorlardı”

“Ailem değiştiğimi fark etmeye başladı. Dini sorgulayan sorular soruyordum babama. ‘Sen ne demek istiyorsun’ diye bana çıkışıyordu. Kapalıydım ama oje sürmeye başlamıştım. Ailemin ve çevresinin de yanında oje sürmeye başladım. Sadece benim tırnaklarıma sürdüğüm o renkli şeyler konuşuluyordu. Herkesin tek derdi ve gündemi buydu. Dedemin torunu olarak böyle giyinmem çok fazla etkiliydi. Hizbullahçı bir ailenin çocuğu olmanın baskını hep üzerimde hissettim böyle zamanlarda. Dedemin ve babamın konumu ayrıca bir baskı olarak geri dönüyordu. Çünkü hem ailenin hem de çevrenin içinde makyaj yapan, hatta renkli giyinen bile yok. Sadece özel günlerde kadınlar arasında birkaç kere gelinlerinin makyaj yaptığını gördüm. Benim ojemden çok rahatsız oluyorlardı ama ben dinlemiyordum. Umursamıyordum. İlk başlarda ‘Regl olduğumda sürüyorum’ diyordum. Silmek istemediğim için reglim uzamış gibi davranıyordum. Bir kere annemin karşısında ojeyle namaz kıldım. Namazlarımı sorgulamıyorlardı. Bunun sebebi gösterişçi Müslümanlar olmaları. Cemaatin ya da tanıdıkların fark ettikleri oje gündem konusu olurken, namazlarımı kimse görmediği için çok fazla dert etmiyorlardı. Bu da beni soğuttu. Hepsinin gösterişçi Müslümanlar olduğunu düşünmeye başladım. Ahlakçı ve gösterişçiler. Başı açmam da sorun. Ama namaz kılmamam umurlarında değil. Ki İslam’da namaz dinin direği, en önemli ibadetidir. Namaz kılmamam ojem kadar konuşulmadı, sorun olmadı.”

Siyasi olarak hem Elif’in hem de ailenin görüşlerinin nasıl olduğunu soruyorum. Bu konuda da radikal olduklarını söylüyor:

“Annem, babamdan daha radikal ve katı”

“Siyasi olarak da aşırı radikaller. Hiç oy verdiklerini ya da bir siyasetçiyi beğendiklerini görmedim. Onlara kalsa şeriatla yönetilmemiz lazım. Kadınla erkeği eşit görmezler. ‘Kadın çalışınca erkekleşir’ diyorlar. Kadınlığı azalır olarak görüyorlar. Annem hep şöyle der, ‘Her yerin bir yöneticisi vardır. Devletin başkanı, okulun müdürü, sınıfın öğretmeni, bizim evinde babandır yöneticisi’. Her zaman bunu söyler. Ben de hep şöyle derim, ‘Neden sen değil de o yönetici anne?’ Cevap hep şu, ‘Erkeklerin fıtratı bu, onlar bizi yönetmek için varlar’. Annem bunların doğru olduğunu düşünüyor. Sorarsanız ezilmediğini söyler. Annemi daha iyi sanırdım. Ama babamdan daha radikal ve daha katı.”

Elif, değişim sürecinin ardından istediği gibi yaşamaya her gün daha çok yaklaşıyor. Kendisi gibi kadınların, erkeklerin sayısının bilinenden fazla olduğunu anlatıyor:

“İnsanın hem onu yarattığını düşündüğü varlığa hem de ailesine arkasını dönmesi kolay bir iş değil”

“Kendimi feminist olarak görüyorum. Benim değişimim nadir olan, tek tük bir dönüşüm de değil. Bizlerden çok var. Benim düşüncemde insanların çok olduğunu biliyorum. Bir dönem benim gibi ailesi radikal İslamcı olan veya sadece İslamcı olan gençlerin olduğu bir topluluğa girmiştim. Çok bilinmemesine rağmen dört yüz elli, beş yüz genç vardı o platformda. Neden az görüyorlar bizi bilmiyorum. Biz çok fazlayız. Bunlar kolay şeyler değil. İnsanın hem onu yarattığını düşündüğü varlığa hem de ailesine arkasını dönmesi kolay bir iş değil. Ama ben hayatım boyunca neysem o olmaya çalıştım. Gizlenmekten nefret ettim. Gizlenmek zorunda kalanlar da var. Bilmediğimiz, konuşmayan ve sessiz kalan binlerce insan var. Onlara da sessiz kaldıkları için kızmıyorum, gücenmiyorum. Çok haklılar. Korkuyorlar.”

(*) Röportaj yaptığımız kişinin ismi güvenlik sebebiyle değiştirilmiştir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus