İSTANBUL (Medyascope, ANKA) – İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi “12. Yargı Paketi” ile TBMM gündemine getirilmesi planlanan değişikliklere ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada “Erkek egemen sistemde kadınların yaşam koşullarını belirleyen yapısal eşitsizlikler sabitken nafaka hakkının sınırlandırılmasına yönelik girişimler kadınları ekonomik şiddet karşısında daha da güvencesiz bırakma tehlikesi taşıyor” denildi.
Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi, 12. Yargı Paketi’ndeki değişikliklere karşı çıkarak kadınların ekonomik güvencesini tehdit eden uygulamalara dikkat çekti.
- Açıklamada, anayasanın eşitlik ilkesine ve uluslararası insan hakları yükümlülüklerine vurgu yapıldı.
- Kadınların yaşamını doğrudan etkileyen LGBTİ+’ları hedef alan yasaların reddedilmesi gerektiği vurgulandı.
- Aile arabuluculuğu uygulamasının, İstanbul Sözleşmesi ile yasaklanan bir durum olduğu belirtildi.
- Kadın haklarının korunması için nefret yasalarına karşı mücadeleye devam edileceği ifade edildi.
İlgili haberler:
- İçişleri Bakanlığı çıplak arama iddialarıyla ilgili soruşturma başlattı
- Fatoş Güney ile anılarını anlattığı “Camları Kırın Kuşlar Kurtulsun” kitabı üzerine söyleşi: “Yılmaz Güney ile 16 yıllık yaşantımızın 10 yılı hapishanelerde, duvarlar arkasında geçti”
- İBB davasında 47. gün | Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, çıplak aramayı ve savcının çocuklarıyla tehdidini anlattı
- Tutuklu Medya A.Ş. Genel Müdürü’nden kızına mektup: “Nedenini bilmediğim tutukluluğum nedeniyle yanında olamayacağım”
- CHP İstanbul İl Başkanlığı ablukası sırasında tweet atan 20 kişiye dava açıldı
Türkiye’deki baroların kadın hakları merkezleri 12. Yargı Paketi’ne ilişkin açıklama yapmak için toplandı. İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi, anayasanın eşitlik ilkesine ve uluslararası insan hakları yükümlülüklerine karşı durduklarını vurgulayarak, AYM’nin yoksulluk nafakasına ilişkin ‘süresiz olarak’ ibaresini iptal eden karara dikkat çekildi.
“Fatoş Pınar Türker’in her zaman arkasındayız”
İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Av. Özlem Özkan, Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’ın maruz kaldığı çıplak aramaya değindi. Özkan, “Süreç boyunca kendisiyle arkadaşlarımız da görüşmüştü zaten. Ancak açıklamayı kendisinin yapmasını bekledik. Ardından yürütülecek süreçte de her zaman arkasında olduğumuzu bir kere daha dile getirmek istiyoruz” dedi ve Türker’in beyanlarına ilişkin soruşturma taleplerinin arkasında olduklarını belirtti.
“Tehlikenin bilincindeyiz”
Basın açıklamasını İstanbul Barosu’ndan Fatma Betül Eser okudu. Açıklamaya, 12. Yargı Paketi’nde yer alan LGBTİ+’ları suçlu ilan eden ve kadınların yaşamını doğrudan etkileyen konulara dikkat çekilerek başlandı. Açıklamada, “torba yasa” mantığının reddedildiği vurgulanarak, birden fazla kanun değişikliğinin aynı yargı paketine sıkıştırılmasının toplum için anlaşılmaz kılındığı, baroların ve tüm ilgililerin bu süreçten dışlandığı söylendi:
“Kadına yönelik erkek şiddetinin ve kadın cinayetlerinin önlenmediği, koruyucu tedbirlerin etkin uygulanmadığı, cinsiyetçi yargı uygulamalarının rutinleştiği, kadın yoksulluğunun derinleştiği, kadınların istihdama, sosyal güvenceye ve ekonomik kaynaklara erişimde hâlâ ciddi eşitsizliklerle karşı karşıya kaldığı bir ülkede bu torba yasaların yarattığı tehlikenin bilincindeyiz. Medeni Kanun’dan ve 6284 sayılı Kanun’dan doğan hakların sürekli biçimde tartışma konusu hâline getirilmesinin erkek egemen sistemi güçlendirdiğini, şiddete karşı kadınları seçeneksiz hissettirdiğini ve çaresizliğe sürüklediğini biliyoruz.
Yıllardır nafaka hakkı üzerinden yürütülen tartışmalarda kadınların evlilik içinde üstlendiği görünmeyen emek, bakım yükü, ekonomik şiddet ve boşanma sonrasında karşı karşıya kaldıkları yoksullaşma gerçeği göz ardı ediliyor. Nafakanın bir ayrıcalık değil; boşanma sonrasında yoksulluğa düşecek eş için öngörülmüş temel bir hukuki güvence olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin ‘süresiz olarak’ ibaresini iptal eden son hukuka aykırı kararının ardından, kadınların ekonomik güvencelerine yönelik tartışmalar yeni bir aşamaya taşındı. Erkek egemen sistemde kadınların yaşam koşullarını belirleyen yapısal eşitsizlikler sabitken nafaka hakkının sınırlandırılmasına yönelik girişimler kadınları ekonomik şiddet karşısında daha da güvencesiz bırakma tehlikesi taşıyor.”
“Aile arabuluculuğu ofislerinin yolunun gösterilmesi kabul edilemez”
İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Kanunu’nun kadınların şiddet failleriyle müzakereye zorlanmasını açıkça yasakladığı hâlde bugün torba yasalarla “aile arabuluculuğu”nun gündeme getirildiğinin vurgulandığı açıklamanın devamı şöyle:
“Boşanmanın hızlandırılması bahanesiyle bu düzenlemeye meşruiyet zemini arayan yetkililer, bugüne dek yapısal çözüm önerilerini hiçbir biçimde dikkate almamıştır. Kadınlar boşanmak istediği için ölümle tehdit edilirken, medeni haklarını talep ettiği için erkek şiddetine maruz kalırken, şiddet sarmalı içinde tüm alacaklarından vazgeçmeye zorlanırken ve adliye önlerinde bile devlet yaşam hakkını koruyamazken kadınlara mahkemelerin değil arabuluculuk ofislerinin yolunun gösterilmesi kabul edilemez niteliktedir. Taraflar arasındaki güç ilişkisinin eşit olmadığı, ekonomik, psikolojik ve fiziksel şiddetin çoğu zaman görünmez biçimlerde sürdüğü evlilikler söz konusuyken kadınların adalete erişimini güçlendirmeyen, aksine onları baskı altında uzlaşmaya zorlayabilecek hiçbir mekanizmanın çözüm olarak sunulmasını kabul etmiyoruz. Esas mesele salt ‘boşanmanın hızlandırılması’ değil; kadınların boşandıktan sonra eşit, güvenli ve insan onuruna yaraşır bir yaşam kurabilmeleri için gerekli sosyal politikaların hayata geçirilmesidir.

“Nefret yasalarına karşı mücadeleye devam edeceğiz“
Açıklamada 12. Yargı Paketi’nin yalnızca kadınların haklarını değil LGBTİ+’ların varoluşunu da hedef aldığı vurgulandı. Pakette cinsiyet uyum sürecine başlama yaşının 25’e çıkarıldığı, çocuk sahibi olan transların sürece başlamasının engellediği, daha önce Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği “üreme yeteneğinden yoksun olma” koşulunun yeniden getirildiği ve sürecin sağlık kurumları nezdindeki şartlarının zorlaştırıldığı belirtildi.
Açıklama şu sözlerle sonlandı:
“Bizler, Türkiye’nin dört bir yanındaki baroların Kadın Hakları Merkezleri olarak; kadınların kazanılmış haklarını geriye götürecek, LGBTİ+lara karşı nefreti yasalaştıracak, Medeni Kanun’un eşitlikçi hükümlerini zayıflatacak, nafaka hakkını sınırlandıracak, aile arabuluculuğu adı altında kadınları şiddet failleriyle müzakereye zorlayacak hiçbir düzenlemeyi kabul etmeyeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz. 12. Yargı Paketi kapsamında gündeme getirilen tüm düzenlemeleri yakından takip ediyor; Anayasa’nın eşitlik ilkesine ve uluslararası insan hakları yükümlülüklerine aykırı her girişimin karşısında duracağımızı bir kez daha ilan ediyoruz.
Torba yasalarla kadınların ve LGBTİ+ların yaşamları, hakları ve özgürlükleri üzerinde pazarlık yapılmasına asla izin vermeyeceğiz! Kadın mücadelesiyle kazandığımız medeni haklarımızı tartışmaya açtırmayacağız! Eşitlikten asla geri adım atmayacağız! Nefret yasalarına karşı durmaya devam edeceğiz! Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz!”








