Diego Armando Maradona: Bir kehanetin gerçeklemesine şahit olmak

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Dünyanın en iyi futbolcularından biri olarak kabul edilen Arjantinli Diego Armando Maradona, 60 yaşında geçirdiği kalp krizi sonucunda dün (25 Kasım) hayatını kaybetti. Medyascope, Maradona’nın hayatını, futbol kariyerini ve öne çıkan başarılarını sizin için derledi.

Buenos Aires’te ne elektriği olan ne de çeşmelerinden temiz su akan bir mahallede büyüyen Maradona, sokakta futbol oynamanın yanında taksi müşterilerinin kapılarını açarak, hurda satarak, sigara ambalajları toplayarak ailesine yardım etmeye çalışıyordu.

Henüz 10 yaşındayken sokakta arkadaşlarıyla maç yaptığı sırada yerel bir futbol gözlemcisi tarafından keşfedilen Maradona, büyüdüğü mahallenin yakınlarındaki Estrella Roja kulübünde futbol hayatına başladı. Burada yaşıtlarına göre oldukça üstün bir performans gösterdi ve kısa bir süre sonra daha büyük bir takım olan Los Cebollitas‘a geçti. 

Maradona, Buenos Aires ekiplerinden Argentinos Juniors‘un alt takımı olan Los Cebollitas’a ilk adım attığında, 13 yaşında olduğuna kimse inanmadı. İddia ettiğinden daha büyük yaşta olduğunu ancak yetersiz beslendiğini düşündüler. Tıpkı Arjantin futbolunun (şu an) yaşayan en büyük ismi Lionel Messi’ye gençlik yıllarında uygulanan hormon tedavisi gibi, Cebollitas’ın kulüp yetkilileri de Maradona’nın vücudunun gelişmesi için onu bir doktora gönderdi. 

Maradona, çok kısa süre içinde Los Cebolitas’ta neredeyse bir fenomen haline geldi. Lig maçlarında takımına verdiği büyük katkıyla birlikte topla yapabildikleri herkesi büyülüyordu. Hızı, kuvveti, oyun zekâsı ve jenerasyonunun çok üzerindeki eşsiz yeteneği ile sahadaki diğer çocukların yanında adeta bir yıldız gibi parlıyordu.

Kendi yaş grubundaki rakipleri tarafından durdurulamayan Maradona, 16 yaşına geldiğinde Cebollitas’tan Argentinos Juniors’a transfer oldu. Buenos Aires’in ortalama ekiplerinden olan Argentinos Juniors’ta kısa sürede yaptıklarıyla birlikte ismi ülke çapında da yayılmaya başladı. Tüm yaşadıkları onu şımartmaya yönelikti, sanki kurallar kendisi için geçerli değil gibiydi. Örneğin, okuduğu lisenin müdürü, genç Maradona’yı girmediği sınavlardan geçiriyordu.

16 yaşında Argentinos Juniors forması giyerken Macaristan karşısında ilk kez Arjantin Milli Takımı’nın formasını giyen Maradona, yalnızca büyük bir yıldız adayı olarak anılmıyordu. Arjantinliler, onu sanki bir kehanetin gerçekleşmesini izliyor gibi takip ediyorlardı.

Argentinos Juniors’ta futbol oynarken Arjantin Milli Takımı’nın formasını giyen Maradona için artık daha büyük bir takıma transfer olma vakti gelmişti. Futbolun beşiği İngiltere’den ve kökenlerinin olduğu İtalya’dan gözlemciler, yalnızca Maradona’yı takip etmek için Buenos Aires’in yolunu tutuyordu. Arjantin basını Maradona’nın rekor bir transfer ücretiyle Avrupa’da bir takıma transfer olacağına kesin gözüyle bakıyordu. Ancak o, büyüdüğü şehirde çocuk yaşlarda kalbini kaptırdığı takıma, Boca Juniors’a transfer oldu.

River Plate ile birlikte Buenos Aires’in ve Arjantin futbolunun iki büyük takımından biri olan Boca Juniors’ta muhteşem bir sezon geçirerek sarı-lacivertlileri Arjantin Ligi’nde şampiyonluğa taşıyan Maradona, artık Arjantin’e sığmıyordu.

“Genç yetenek” olarak dönemin en pahalı transfer ücreti (şu anki para birimiyle 7 milyon euro) karşılığında transfer edildiği Barcelona’da geçirdiği iki sezonda teknik ekip ve kulüp başkanıyla yaşadığı sorunlara rağmen dünya futbolunda isminden daha fazla söz ettirecek bir performansla çıktığı 58 maçta 38 gole imzasını atmıştı. Fakat Maradona’nın Avrupa yaşamına bir türlü uyum sağlayamaması ve Barcelona’da yaşadığı sorunlar iyice etkisini artırmış ve kulüp onu satmaya karar vermişti.

İtalya’nın güneyinde bulunan Napoli kentinin takımı SSC Napoli’nin o dönemki başkanı Corrado Ferlaino, kulübün istikrarsız performansının ardından şehrin havasını değiştirmek için gözünü Maradona’yı Napoli’ye getirmeye dikmişti. Ancak Barcelona ile yapılan transfer pazarlıklarında Katalanlar’ın Maradona için yüksek bir bonservis ücreti istemesi nedeniyle transfer yavaş yavaş rafa kalkma noktasına geliyordu. Napoli halkının Maradona’ya olan isteğinin her geçen gün artmasının karşısında Ferlaino, taraftarlara Maradona’yı transfer etmek istediklerini ancak bunun için yeterli parayı bulamadıklarını söylüyordu. Napoli yönetimi, uzun süren kaynak arayışlarından sonra Maradona’yı transfer etmek için çalışmalara başlayıp Barcelona ile anlaştı ve Maradona, bir kez daha dönemin en pahalı bonservis ücretiyle (7,5 milyon euro) 1984 yazında, efsaneleşeceği ve onun izlerini yıllar boyu üzerinden atamayacak olan Napoli’nin yolunu tutuyordu.

Napoli’nin stadyumu San Paolo‘da düzenlenen imza töreninde 85 bin taraftarın karşıladığı Maradona, Güney İtalya’daki ilk iki sezonunda iyi bir performans ortaya koyup şehre ve İtalyanlar’a kendini sevdirmeye başladı. 10 numaralı formasıyla, saha içinde adeta bir maestro gibi takımını yönetmekle kalmıyor oyunu da sırtlıyordu.

1986 yazı ise hem Maradona hem de dünya futbol tarihi açısından çok önemli bir tarih oldu. Maradona’nın 1986’da Meksika’da düzenlenen Dünya Kupası‘ndaki çeyrek final maçında İngiltere’ye attığı ve daha sonra “tanrının eli” olarak anılacak gol ile birlikte gösterdiği beş gol beş asistlik muhteşem performans, Arjantin’e Dünya Kupası’nı getirdi.

Maradona, Arjantin ve İngiltere arasında 1982 yılında Falkland Adası için çıkan savaşta Arjantin halkının yaşadığı acıların intikamını almak için dünya futbol tarihine geçen bu golü eliyle attığını itiraf ederek “Evet golü elimle attım ancak o el benim değil, Tanrı’nın eliydi” açıklamasını yaptı.

Meksika’da gösterdiği müthiş performansın ardından Napoli kariyerine devam eden Maradona, 1986-87 sezonunda dönemin en iyi futbolcuları arasında gösterilen Platini ve Van Basten’in de boy gösterdiği İtalya Ligi’nde, Napoli’yi 61 yıllık tarihinde ilk kez şampiyonluğa taşıdı.

Bu şampiyonluk yalnızca futbol tarihi için değil, İtalya tarihi için de önemliydi. Dönemin İtalya’sındaki kuzey-güney mücadelesinde Kuzey İtalya, her alanda hegemonya kurmuş durumdaydı. Bu, futbolda da aynen böyleydi. Kuzey İtalya’nın Inter, Milan ve Juventus gibi büyük takımları seneler boyu Serie A’ya ve İtalyan futboluna hükmetmişlerdi, güneyliler ise hem ekonomik hem sosyal hem de sportif anlamda kuzeylilerin gerisinde kalmıştı. İşte Maradona’lı Napoli’nin bu başarısı kuzeyin hegemonyasına adeta bir başkaldırıydı. Napoli halkıyla yekvücut olan ve bugün bile Napoli şehrinin insanları tarafından unutulmayan Maradona, adeta tek başına kuzeye karşı güneyi temsil ediyordu.

Napoli’de oynadığı yedi sezona iki lig şampiyonluğu, bir UEFA Kupası, bir İtalya Kupası, bir İtalya Süper Kupası ve bir gol krallığı sığdıran Maradona, 1990 yılından sonra ise kokain kullanımı, düzenlediği çılgın partiler ve Napoli mafyası Camorra ile ayyuka çıkan ilişkileri hakkındaki söylentiler sebebiyle büyüsünü kaybetti. Mart 1991’de Maradona’ya yapılan kokain testi pozitif çıktı. Arjantinli, bu nedenle İtalya Futbol Federasyonu tarafından 15 ay futbol oynama yasağı aldı. 1991 yılında İtalya’dan ayrılmak zorunda kalan Maradona, kısa bir toparlanma sürecinin ardından İspanya’nın Sevilla takımının yolunu tuttu ama Napoli’deki günlerini mumla aradı. Çok sevdiği ülkesine dönerek yaşadığı Newell’s Old Boys ve Boca Juniors maceralarının ardından ise 1997 yılında futbolu bıraktığını açıkladı.

Maradona’nın yalnızca Arjantin’de değil dünyadaki siyasi ve toplumsal olaylar hakkında yaptığı açıklamalar olağanüstü bir saygıyla karşılandı. Arjantinli, her zaman yoksulların ve ezilenlerin yanındaki duruşuyla hatırlandı. Arjantin’in her kesimiyle konuşabilme kapasitesi açısından, ülkenin efsane Devlet Başkanı Juan Perón ile kıyaslandı. Belki de bu nedenle, teknik direktörlüğünün ne kadar iyi olduğuna bakılmadan 2010 Dünya Kupası öncesinde Arjantin Milli Takımı’nın başına getirildi. Ve belki yine bu nedenle, Buenos Aires’te Maradona’nın adına bir kilise yaptırıldı.

Diego Armando Maradona, insanın çirkinliği ve güzelliği aynı anda barındırma çelişkisinin eşsiz bir temsiliydi. Buenos Aires’in kenar mahallelerinde büyüyen Maradona, 60 yıllık hayatında “futbolu tanımlayan her şey” oldu. Belki Maradona hakkında söylenebilecek milyonlarca şey var ancak Manchester City Teknik Direktörü Josep Guardiola’nın Maradona’nın ölümünün ardından yaptığı açıklamada, Arjantin’e yaptığı bir ziyaret sırasında bir sokakta gördüğü pankartta yazdığını belirttiği cümleler onu anlatmaya yetiyor: “Kendi hayatında ne yaptığın önemli değil, bizim hayatımıza ne kadar etki ettiğin önemli.”

Derleyen: Yusuf Said Akcakaya & Engin Deniz İpek

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus