Erdoğan’ı destekleyenler onun sözünü dinliyor mu?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün bir kez daha vatandaşların dövizlerini bozdurup tasarruflarını TL’ye çevirmelerini istedi, ancak bugün döviz kurlarında ciddi bir hareketlilik yaşanmadı. Aslında yıllardır benzer bir durum yaşanıyor ve vatandaşlar tercihlerini her geçen gün daha fazla dövizle tasarruftan yana yapıyor.

Yayına hazırlayan: Ali Macit

Merhaba, iyi günler. Bazı günler üzerinde konuşacak çok fazla şey bulmakta zorlanırken, bazı günlerde de çok sayıda malzemenin olduğunu ve bunlardan hangisini seçmenin daha isabetli olduğunu, olacağını düşünmüşlüğüm vardır. Bugün bu ikinci türde bir gün. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen yaptırım kararı bayağı ciddi bir gelişme, ne zamandır bekleniyordu. Onun üzerine belki ileride yaparım, ama şu anda bu konuda uzmanların konuşması daha isabetli. Örneğin, bugün Medyascope’ta Arda Mevlütoğlu, bu olayı bütün yönleriyle açıkladı. Yörük Işık, bunu yorumladı. 

Bir başka olay, Meclis’te yaşanan “açlık tartışması” tabii  ki. CHP’li milletvekilinin yaptığı konuşmada, “İnsanlar kuru ekmek yiyorlar, açlar” dediği zaman, AKP milletvekilinin oradan atılıp, “İşte, karınları tok demek ki” anlamında sözler söylemesi. Onu da bugün sabah bizim Ünsal Ünlü güzel yorumlamış, onu da ona bırakalım. Bir başka husus, dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklamalarda, esnafa verilen beş milyar lira –toplam beş milyar lira– tabii bunun karşısına hemen atılan Kılıçdaroğlu’nun “Beşli Çete” diye adlandırdığı Türkiye’nin beş büyük ihale kapıcısı. Bunların 9,5 milyar liralık vergi borcunun affedilmiş olmasının kıyaslamasını da bir kenara bırakalım. Ama dün akşam Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı konuşmada kalalım. Orada Erdoğan’ın söylediği cümleyi ele almak istiyorum bugün. Diyor ki “Ekonomi yönetimimize güvenin. Vatandaşlarımızdan, birikimlerini dövizden Türk Lirası’na çevirerek üretim ve istihdama katkı sağlayacak yatırımlarla mücadelemize destek vermelerini bekliyorum.” 

Erdoğan bu çağrıyı uzun zamandır yapıyor. Dün akşam da yaptı, önemli bir toplantıydı, açıklamaydı; çünkü insanlar salgınla mücadelede yeni açıklamaları bekliyorlardı. Erdoğan burada tabii ki birçok konuya –CHP’ye de– değinerek, bir yerde de bunu söyledi. En son da yılbaşındaki kısıtlamaya geldi. Şimdi burada Erdoğan’nın söylediği şu: “Dövize yatırmayın paranızı, Türk Lirası’na yatırın. Döviz mevduatlarınızı Türk Lirası’na çevirin ki bunlar yatırım olarak dönsün.” Bu sabah, Türk döviz kuruna baktığımız zaman, çok büyük bir kıpırdanma olmadığını gördük. Yayına girmeden hemen önce baktığım zaman, dolarda %0,4’lük bir düşüş vardı. Yani çok büyük bir düşüş yaşanmadı. Yani Erdoğan’ın bu çağrısının hemen bir karşılık bulmadığını gördük. Sonrası ne olur onu bilmiyorum. 

Ancak Erdoğan’ın bu sözünün bir karşılık bulmayacağını kesinlikle söylemek mümkün. Çünkü, değişik dönemlerde Erdoğan bu çağrıları yaptı. Mesela 2016 yılında yaptığı bir çağrı vardı, o tarihte dolar 3,5 TL civarındaydı. Döviz bozdurma çağrısı yaptığı tarihte bayaüı bir kamuoyu oluşturdular, kampanya yürüttüler —görüntüler vardı, hatırlayacaksınız. Ama o tarihte paralarını 3,5’ten bozduranlar büyük bir hayal kırıklığına uğradılar. Dört yıl içerisinde, şimdi geldiği nokta sekizin üzerinde. Zaten o bozdurmadan kısa bir süre sonra da yaptıklarının ne kadar isabetsiz olduklarını görmüşlerdi. 

Bir başka husus, yaptığım bir taramada geçen yıl, Dünya gazetesi yazarlarından Alaattin Aktaş’ın tam geçen yıl aralık ayında yine, bu konuyu yazmış olduğunu gördüm. “Vatandaş, dövizden Türk Lirası’na dönme konusunda kimseyi dinlemiyor” başlıklı bir yazı kaleme almış. Ve çok ilginç bir noktayı hatırlatıyor Alaattin Aktaş, diyor ki: “2012 yılında Türkiye’de yurt içi yerleşiklerin tasarruflarına baktığımız zaman 100 Türk Lirası’na karşılık, 43 Lira değerinde döviz mevduatı vardı.” Yani döviz tasarrufu, Türk Lirası tasarrufunun yarı bile değildi. “Ama” diyor, “2019 ile –geçen yıl itibariyle– baktığımızda, 100 Lira’ya karşılık 94 Lira döviz yatırımı var. Neredeyse arayı döviz tasarrufu kapatmış.” Şimdi ben baktım Merkez Bankası verilerine, bu hafta itibariyle –içinde bulunduğumuz– yani geçmiş, geçen hafta itibariyle Türkiye’deki yurt içi yerleşiklerin tasarruflarının %55’i yani yarıdan fazlası döviz. 231,2 milyar dolar karşılığı döviz tasarrufu var. Yurt içi yerleşiklerin %45’i Türk Lirası. Adım adım vatandaşlar, dövize yatırım yapıyorlar. Döviz tasarrufu yapıyorlar. Daha doğrusu tasarruflarını dövizde tutuyorlar. Ve bu Erdoğan’ın yaptığı, “Dövizden çıkın” çağrısı ile beraber gidiyor. 

Yani Erdoğan, ne zaman “Dövizden çıkın, Türk Lirası’na gelin” dese, dövizde bir artış oluyor. Bunu durduramıyor — ya da belki biraz azaltmıştır ama, ona da çok emin değilim. Çünkü baktığımız zaman, 2012’den bu yana aradaki fark çok bariz bir şekilde görülüyor. 

Bu noktada bir anımı anlatmak isterim –ki bunu bir yayında iki buçuk yıl önce anlatmıştım, ama hiç unutmadığım bir andır– 2007 seçimleriydi, o meşhur “özde değil, sözde laiklik” çıkışıyla, “sözde değil, özde laiklik” çıkışı, Yaşar Büyükanıt’ın ve ülkenin erken seçime gitmesi, Abdullah Gül’ün daha sonra Cumhurbaşkanı olduğu seçim; o seçimde ben yirmiden fazla, belki de otuzdan fazla AKP mitingi izlemiştim. Türkiye’nin dört bir tarafında Vatan gazetesi adına takip ediyordum. Ve Sakarya’ya da gittim. Sakarya’da şansıma ön sıralarda kendime bir yer buldum. Gazeteci olarak, ben genellikle mitingleri, gazetecilere ayrılan yerden ziyade, halkın arasında izlemeyi tercih ederim. Burada da öyle oldu, o tarihte bizim gazete, Vatan gazetesi Erdoğan’a manşetten bayağı bir yüklenmekteydi. Özellikle de Erdoğan’ın miting alanlarında, vatandaşı azarladığı oluyordu ve onları manşetten veriyordu. “Yine Erdoğan vatandaşa kızdı” vs. diye. 

O gün benim izlediğim mitingde şöyle bir olay oldu: Erdoğan, deprem sonrası yapılan TOKİ konutlarının fazla ilgi görmediğinden şikâyetçiydi Sakarya’da. Vatandaşa, seçmenlere, “Alın bunları, niye almıyorsunuz?” dedi. Bunun üzerine, tam bunu söylediği sırada, bir kadın –yaşı orta yaşın üstünde denilebilecek bir kadın– “Ama paramız yok Başbakanım” dedi. Ve öyle bir an oldu ki, sanki Erdoğan’ın da sesi kesildi. Ve bütün miting alanındakiler kadını duydular. İlginç bir andı, filmlerdeki gibi, Amerikan filmlerinde olur böyle şeyler; ama gerçekten gördüm, oldu. Bunun üzerine Erdoğan, kadına dedi ki: “Vardır vardır, hele siz o yastık altındaki –ki Erdoğan çok sever biliyorsunuz yastık altı meselesini– o paraları bir çıkartın bakalım” dedi. Ve sonra döndü bana, beni gördü –baştan beri görüyormuş belli ki– döndü ve bana –gazetemden dolayı ve belli ki de Vatan gazetesinin o manşetlerine çok kızıyormuş– bana döndü ve “Ruşen Çakır bunu da yaz” dedi. Ben de ne uğradığımı şaşırdım. Bütün Sakarya mitingindeki kafaların bir kısmı bana çevrilmişti. 

Ama yastık altından paralar çıkmak bilmiyor, tam tersine yastık altı paralar artıyor. Yurt dışından paralar… hep söylediği, “Yurt dışındaki paraları getirin.”  İllâki getirenler vardır, ama Erdoğan’ı tatmin edecek bir şekilde gelmiyor. Ve insanlar Erdoğan’a rağmen, dönem dönem yapılan kampanyalara rağmen ve en sonunda da ekonomi yönetiminde ne zamandır beklenen ve AKP tabanının aslında istediği yönetim değişikliğine rağmen, hâlâ bu iş değişmiyor. Buradan nasıl bir sonuca varılabilir? Bundan önce, güvendiğim bazı ekonomistlerle sohbet ettim. 

Hepsi, aynı şeyi söylüyor: “Bu olay bir güven meselesi”. Güven, hatta birisi çok güzel bir lâf etti, “Güven bedendeki ruh gibidir, çıktığı zaman geri dönmez” dedi. Ve bana 2016’da para bozdurulan, 3,50’den bozdurulan örneği bu kişi verdi. Evet, böyle bir şey var. Güven, ekonomide Erdoğan’ı söylediklerine rağmen, insanlar onun çağrılarına pek icabet etmiyorlar. Tabii ki şu denilebilir, biz mevduatı %55 TL mevduatı %45, yani bu %45’in büyük bir kısmı AKP seçmenidir diyebilir, hiç sanmıyorum tamamen spekülatif olur. Buna normal olarak Türkiye’deki seçmen eğilimlerine göre bakmak lâzım. Zaten değişik dönemlerde yapılan haberleri görüyoruz ki, AKP’nin yüksek oy aldığı birçok il de –Anadolu’da– döviz mevduatı ve döviz tasarrufu bayağı yüksek. Dolayısıyla “AKP’liler TL yatırım yapıyor, karşı taraftakiler dövize yatırım yapıyor” gibi açıklamaların hiçbir mâkul yanı yok. 

Bu olay bize şunu gösteriyor. Ekonomide insanlar, siyaseten ne kadar beğenseler de, Erdoğan’ı “reis” gibi görseler de, kendilerini “reisçi” olarak adlandırsalar da, iş ekonomiye geldiği zaman, kendilerine göre en mâkul olanı seçiyorlar. Bu birçok durumda Erdoğan’ın önerileriyle çok ciddi bir şekilde farklılık arz ediyor. Aslında bunu özellikle vurgulamak lâzım. Hep yapılan bir -özellikle muhalefet kanadında- yapılan bir “Erdoğan’a kayıtsız şartsız tâbi” olan seçmen saptamaları var. Bunlar büyük ölçüde şehir efsanesi. Bu, Erdoğan’ın sadık seçmeni vs. rakamları hakkında söylenenlerin hepsi konjonktürel. 

İlk baştan itibaren düşünecek olursak, Refah Partisi ve Fazilet Partisi itibaren bu hareketin aldığı olaylar belli. 2002 seçimlerinde çok büyük bir ekonomik krizin ardından tek başına iktidara geldi. Birçok partinin baraj altında kalmasının sayesinde, bir ekonomik krize tepki olarak geldi. Ve Kemal Derviş’in programını uygulayarak, Türkiye’ye sıcak para girişini önünü açarak, bir büyüme ile birlikte AKP’nin ve Erdoğan’ın tabanı büyüdü. Para geldikçe bu parayı dağıtma imkânı vardı. Bununla beraber büyüdü ve bu yükselen oy grafiği, onun yükselişini engelleyemeyen insanlarda –ideolojik ve politik karşı çıkışlarıyla– engelleyemeyen insanlarda, o Erdoğan’a oy verenleri aşağılama –sözüm ona aşağılama– tepkisine yol açtı, reflekslerine yol açtı; ama sonra bakıyoruz ki, ekonomide işler iyi gitmediği andan itibaren, bu destek azalıyor. 

Hâlâ Erdoğan’a destek veren çok ciddi sayıda bir kitle olduğunu biliyoruz. Anketler de bunu gösteriyor. Fakat dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, Türkiye’de de seçmen tercihlerinin en önemli belirleyeninin ekonomi olduğunu düşünürsek, Erdoğan’ın iktidarının kaderi de esas olarak ekonomiye bağlı. Ve Erdoğan ekonomi konusunda bu tür çağrılar yaparak, aslında ekonomik sorunları çözmedeki çaresizliğini gösteriyor. Ve ilk başlarda bu yaptığı çağrılara uyan vatandaşların, seçmenlerin, takipçilerinin yaşadıkları hayal kırıklıkları –2016 örneğini tekrar hatırlayalım: bozduruyorlar dövizlerini ve ondan sonra bir bakıyorlar ki Türk Lirası erimeye devam ediyor– ve orada o güveni bir daha tesis etmesi kolay olmuyor. Dolayısıyla Erdoğan, ekonomi konusunda yaptığı bu çağrılar ile kendi tabanındaki insanların kendisine bağlılığını ve güvenini de çok ciddi bir şekilde riske atıyor. Fakat –bunu herhalde o da görüyordur–, fakat dün gördüğümüz örnekte de olduğu gibi, bunu yapmaktan başka bir çare de bulamıyor. Söylemekten, çağırmaktan, insanlara “Dövizlerinizi bozdurun” demekten başka bir çare bulamıyor. İnsanlara o güveni, ekonomide işlerin yerinde gittiği güvenini veremiyor; Türk Lirası’na dönmesi durumunda hem kendisi hem Türkiye’nin kazanacağına insanları ikna edemiyor. 

Burada tren kaçmış durumda; son birkaç yılda yaşananlar bunu çok bariz bir şekilde gösteriyor. İnsanların tasarruflarındaki tercihleri, bu gösterge, Erdoğan’ın ekonomik konularda kendi tabanına bile güven vermekte çok ciddi bir şekilde zorlandığını gösteriyor. Burada şu hususun altını özellikle çizmek lâzım: Ülkede ekonomik bir sorun var, tamam, ülke kriz içerisinde, tamam, eğer birlikte bir fedakarlık söz konusu olsaydı, Erdoğan, bu güveni muhafaza edebilirdi. Ancak, hem birtakım kayırılan iş adamlarının, müteahhitlerin vs. her türlü imtiyazlarının artarak sürmesi, hem her yerde karşımıza çıkan ve itibar adı altında meşrulaştırılmaya çalışılan israf –herkesin gözü önünde yaşanıyor–, böyle bir durumda herkesin birlikte fedakârlık ettiği, edeceği ve etmesi gerektiği yolundaki çıkışlar da hiçbir şekilde ikna edici olmuyor. 

Bunu AKP tabanındaki insanlar da bir şekilde görüyorlar. Açık açık bunu dile getirmiyor olabilirler, ancak başta söylediğim, o milletvekilinin, kuru ekmek yiyen vatandaşların karnının doyduğu yolundaki çıkışını bu milletin hafızası bir yerlere kaydediyor. Bunlar öyle kolay kolay unutulacak şeyler değil. Buradaki küstahlık, buradaki kibir hep bir şekilde kaydediliyor. Belki bugün onun cevabı verilmiyor, ama özellikle sandıkta bunların hepsinin birleşiminin cevabının olması kuvvetle muhtemel. Dolayısıyla üstünkörü, alelacele yapılan, biraz da kibirle ve üstten bakmayla yapılan, “Ne olursa olsun Erdoğan’ın sadık takipçileri var, onlar onunla her yere gözü kapalı bir şekilde giderler” şeklindeki yorumun hiçbir mâkul ve bilimsel bir yanı yok. Bu tür rakamlara baktığımız zaman, benim gibi ekonomiden doğru dürüst anlayamayanın bile, kolaylıkla görebileceği netlikte ve çok anlamlı rakamlar. Bunlar bile işin renginin ne kadar değişmiş olduğunu bize gösteriyor. Erdoğan, siyaseten dış politikada hâlâ kendi tabanına güven veriyor olabilir, ama bu ısrarla yaptığı çağrılara rağmen insanların yine ekonomide kendi bildiklerini okuyor olması, en azından Erdoğan’ın ekonomide toplumun güvenini büyük ölçüde kaybettiğini bize gösteriyor ve ekonomi eğer siyaset tercihlerde birinci derecede bir etkense, bunun sonuçlarının Erdoğan’a ve partisine, ortaklarına bir şekilde yansıyacağını düşünebiliriz. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus