Devlet Bahçeli’nin Numan Kurtulmuş’u hedef almasının anlamı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

MHP lideri Devlet Bahçeli son olarak, HDP’nin kapatılması çağrısını eleştiren AKP Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş’u adını vermeden hedef aldı. Bahçeli’nin bu çıkışı Cumhur İttifakı içinde Kürt sorunu eksenli gerginliğin bir dışavurumu olarak görülebilir.

Yayına hazırlayan: Hande Sena Kandemir

Merhaba, iyi günler. Amerikan Başkanı Donald Trump’ın –ki artık sâbık başkan olmak üzere– en ilginç özelliklerinden birisi sosyal medya, özellikle de Twitter üzerinde ülkeyi yönetmeye kalkmasıydı. Onun artık bir etkisi kalmıyor, giderek azalıyor. Ama Türkiye’de Devlet Bahçeli, Twitter üzerinden, ülkeyi yöneten Cumhur İttifakı’nın sınırlarını çizmeye, siyaseti de belirlemeye devam ediyor. Bu arada not düşmek lâzım: Bahçeli bir ara protesto edip sosyal medya kullanımını durdurmuştu; ama kısa bir süre sonra tekrar döndü ve hep yaptığı gibi uzun uzun, dizi hâlinde tweet’lerle siyaset üzerine, söylediği “iç ve dış düşmanlar”a cevap yetiştiriyor. Daha önce MHP lideri HDP üzerine yaptığı açıklamalarla dikkat çekmişti, kapatılmasını istemişti. Buna AKP’nin genel başkanvekili –yani genel başkan Recep Tayyip Erdoğan iken, vekâleten partide onun yerine işleri yürüten kişi– Numan Kurtulmuş cevap vermişti. Ne demişti? “Parti kapatmanın Türkiye’de olumlu sonucu görülmedi.” En son dün Bahçeli, Numan Kurtulmuş’u da hedef alan –adını vermeden, ama onun sözlerini olduğu gibi tırnak içerisinde aktararak– HDP üzerine yeni açıklamalar yaptı. Aktaralım: 

“CHP’li sözcüler, demokrasi istismarcısı İYİ Parti’nin başkanı ve AK Parti’nin içindeki bazı yöneticiler cevap versinler; Türk devletinin ihaneti beslemesi, mermi, bomba, mayın, keleş masraflarını karşılaması olacak ve mâkul görülecek şey midir?”

Şimdi CHP’yi, İYİ Parti’yi hedef alması alışıldık bir şey, ama “AKP içerisindeki bazı yöneticiler” diyerek esas olarak Numan Kurtuluş’u hedef alıyor. Daha önce Bülent Arınç’ı hedef almıştı; ama Bülent Arınç’ın konumu sonuçta cumhurbaşkanı danışmanı gibiydi ve istifâ etti zaten. Ama Numan Kurtulmuş doğrudan MHP’nin ittifak yaptığı partinin Erdoğan’dan sonraki en önemli ikinci ismi. Devlet Bahçeli bir başka tweet’te şöyle diyor: 

“Diyorlar ki, ‘Parti kapatmanın Türkiye’de olumlu bir sonucu görülmedi.’ Mesele parti kapatmanın ötesinde ihaneti cezalandırmaktır. HDP açılmamak üzere kapatılmalıdır.”

Devlet Bahçeli’nin yaptığı aslında Türkiye’de siyaseti belirlemek değil; siyasetin alanını iyice daraltmak, herkesi çok sınırlı ve milli güvenlik eksenli bir alana hapsetmek. Muhalefeti de bu alana çekmeye çalışmak ve de kazara kendisiyle ortaklık yapan iktidar partisinden olup da –Erdoğan hariç– siyasetin alanını genişletmeye çalışan, daha özgürlükçü olarak algılanabilecek şeyler söylemeye çalışanlara da ayar verip onları da dar bir alana sıkıştırmaya çalışıyor. Dün bunları söyledi, bugüne kadar benim gördüğüm, ne Numan Kurtulmuş’un kendisinden, ne AKP’li bir yetkiliden, ne de AKP’ye destek veren çevrelerden “Bu kadarı da olmaz ki” diyen bir karşı cevap görmedim. Burada tabii ilk akla gelen, “Bahçeli’nin söylediklerine cevap vermeye değmez” gördükleri olabilir; ama ben böyle olduğunu sanmıyorum; bu ciddi bir çıkış, bu iktidarın birinci partisinin en önemli ikinci ismini adını vermese de hedef almış bir çıkış. Bunun çok daha hafiflerinin çok daha alt düzeyde AKP’lilere yapıldığında birçok koldan nasıl cevaplar verildiğini, saldırıya geçildiğini, sosyal medyada, Meclis’te, her yerde görüyoruz. Burada bir sineye çekme hâli var, yani burada ittifak uğruna katlanma durumu var. Bu aslında çok garip bir durum: Aldıkları oya bakıldığı zaman kat kat güçlü olan bir partinin küçük ortağı ve onun yöneticisine bir şekilde bu kadar bağımlı olması.

Burada Numan Kurtulmuş’u zayıf nokta olarak mı görüyor?Çok emin değilim, ama bakıldığnda AKP içerisinde siyasetin içinden gelen, Milli Görüş hareketi içinden gelip de kalan az sayıda isimden birisidir Kurtulmuş. İlginç olan, onun uzun bir süre AKP karşıtı pozisyonda olması, Saadet Parti içerisinde, ardından Has Parti içerisinde Erdoğan’a karşı çok sert muhalefet yapmış olması ve sonra katılması. Numan Kurtulmuş ailecek Erbakan’ın Milli Görüş hareketi içerisinde olan birisi. Babası Erbakan’ın yakın arkadaşıydı; hatta bir dönemler Numan Kurtulmuş‘a bir tür “Erbakan’ın veliahtı” olarak bakıldığı da olmuştur. Sonuçta Numan kurtulmuş siyasî bir anlamı olan birisi. Dolayısıyla Bahçeli’nin Numan Kurtulmuş’u adını vermeden de hedef alması, aslında bir anlamıyla bu geleneği de hedef alması anlamına geliyor. Ama bunun dışında da çok farklı anlamlar var ;o da, olayın dönüp dolaşıp Kürt sorununda düğümleniyor olması. Orada bir tıkanıklık var. Bahçeli’nin daha önceki HDP açıklamaları ve devamı olarak bu açıklamalar aslında bana göre Cumhur İttifakı içerisindeki gerginliğin dışavurumu. Erdoğan’ın Bahçeli ile yaptığı ittifak nedeniyle Kürtler’i bu kadar karşısına alması, Kürt seçmeni bu kadar karşısına alması Erdoğan için çok katlanılabilir bir şey değil. Bir yandan MH ile, Bahçeli ile ittifakını sürdürüp diğer yandan da Kürt seçmeni bir şekilde kontrol etmeyi sürdürmek isteyecektir; ama bu çok zor. Bahçeli bir kere bunu imkânsızlaştırmaya çalışıyor. Burada tam Erdoğan’ın o kesimle Güneydoğu’da ve büyükşehirlerdeki Kürtler’le olan bağlarını büyük ölçüde tahrip ediyor. Yıkıcı bir faaliyet bu; o anlamda bakıldığı zaman –ki Milli Görüş hareketinin tarihinde de böyle, AKP’de de böyle– Güneydoğu, Kürtler, Kürt seçmen, bu hareketin çok önemli bir yerini oluşturuyor; hem seçmen hem kadro anlamında. Ama Bahçeli ile girilen ittifak bunu çok ciddi bir şekilde zedeledi, işte bu zedelenmiş ilişkiyi tamir imkânını da bu tür çıkışlar iyice ortadan kaldırıyor.

Peki, Erdoğan gerçekten tamir etmek istiyor mu? Bir eski milletvekilinin, şu anda kendisinin danışmanı olan bir milletvekilinin Diyarbakır başta olmak üzere bölgede bir tür nabız yokladığı haberleri çıktı. Bunun Bahçeli’yi rahatsız ettiği de söylendi. Olabilir. Bu bir yana, benim dikkatimi çeken bir başka husus dün Külliye’de gerçekleşen bir görüşme. HÜDAPAR Genel Başkanı İshak Sağlam, yanında arkadaşlarıyla beraber, yanılmıyorsam iki yönetici ile beraber Erdoğan tarafından kabul edildi. Öğrendiğim kadarıyla kısa bir süre önce HÜDAPAR’dan gelen bir başvuru var ve bunun hızlı bir şekilde kabul edilmesi var. HÜDAPAR’ın bir parti olarak, bir parti başkanının Erdoğan tarafından kabul edilmesi. Erdoğan sadece bir cumhurbaşkanı olsa anlaşılır bir şey partileri kabul etmesi –ki pek yapmıyor– ama aynı zamanda partinin de genel başkanı sonuçta; neresinden bakarsanız bakın rakip parti olarak görmek lâzım, ama tam öyle de değil. HÜDAPAR uzun bir zamandır AKP’yi ve Erdoğan’ı kimi zaman açıkça kimi zaman örtük ve utangaç bir şekilde destekliyor ve bu nedenle de eleştiri alıyor.

 HÜDAPAR nedir? HÜDAPAR 2013’te kuruldu. Mustazaflar Derneği’nin kapatılmasının ardından kuruldu. HÜDAPAR da Hizbullah’ın bir devamı. Hizbullah’ı da hepimiz –yakın tarihi birazcık bilen bilir– adı terörle, şiddetle, katliamlarla anılan ve en son en çarpıcı saldırılarından birisi Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve yanındaki Emniyet görevlilerini şehit etmesidir. Ama başta birçok sivillere yönelik, kendi içerisinden hain olduğunu düşündüklerine yönelik, ama özellikle de Güneydoğu’da Kürt hareketine bağlı olduğu düşünülen kişilere yönelik saldırılarıyla bilinen bir örgütün günümüzdeki dönüşmüş hâli diyelim. HÜDAPAR 2014’te yerel seçimlere girdiğinde % 0,22 gibi bir oy almıştı. Ama Diyarbakır’da %4,7, Bitlis’te 5,5, Batman’da –ki en güçlü olduğu yer, kurucusu Hüseyin Velioğlu’nun memleketi–, orada 7.8 almıştı. HÜDAPAR aslında Hizbullah gibi esas olarak Kürtler’den oluşan, az sayıda Kürt olmayanın bulunduğu bir parti, bir hareket ve bu partinin bölgede bir karşılığı var. Ne kadar gücü var, gücü artıyor mu azalıyor mu? Bu çok tartışılan bir husus; fakat HÜDAPAR bir parti olarak 2013’ten beri var ve son dönemde HÜDAPAR’lılar özellikle sosyal medyada da kendilerini bâriz bir şekilde gösterircesine, Kürt sorununu gündeme getiren kampanyalar yürüttüler. Kürt sorununun altını çizdiler ve MHP’nin iktidara damga vurmasından duydukları rahatsızlığı çok açık bir şekilde dile getirdiler. Burada tabii şöyle bir husus oluyor: HÜDAPAR iktidarla çok fazla özdeş görüldüğü için ve iktidar da Kürt sorununu artık ret ve inkâr çizgisine geldiği için, HÜDAPAR’ın tabanında ve hatta kadroları içerisinde bir rahatsızlık belli ki ortaya çıkıyor ve bunu gidermek için Kürt sorununu vurgulu bir şekilde, altını kalın bir şekilde çizerek gündeme getirdi HÜDAPAR ve bunun propagandasını yaptı. Ve bundan kısa bir süre sonra da Erdoğan tarafından kabul edildi. Bunun da bir anlamı olduğunu düşünüyorum. HÜDAPAR’ı bir şekilde Erdoğan Cumhur İttifakı’nın açık ya da açık olmayan bir bileşeni olarak görmek isteyecektir; çünkü önümüzde ne zaman yapılacağı belli olmayan seçimde her bir oyun değeri var. HÜDAPAR da bu anlamda Erdoğan’a destek verebilirse Erdoğan’ın tercih edeceği bir şey olacaktır. Aynı zamanda HÜDAPAR’ın hem Kürt sorununa sahip çıkan tutumu hem de iktidara ya da Erdoğan’a destek vermesi de Erdoğan’ın Kürt meselesindeki birtakım olumsuz algısını kırmaya belki yardımcı olabilir. Bu anlamda Erdoğan’ın HÜDAPAR’ı önemsediği anlaşılıyor. Kendilerini Külliye’de kabul etmesiyle bu da gözüküyor. Peki ama burada şu sorun var: HÜDAPAR’lılar kendisine muhakkak ki duydukları rahatsızlıkları anlatmış olsalar gerek. MHP’nin iktidara damgasını özellikle Kürt sorununda vuruyor olmasının doğurduğu sorunları birinci elden aktarmış olmaları gerek. Buradan şu sonuca varmak mümkün: Erdoğan Kürt sorunu konusunda bir zamanlardaki gibi –çözüm süreçleri şunlar bunlar; yani adları değişikti, ama hepsine çözüm süreci diyelim– öyle bir şey yapma noktasında değil. Onun hayli uzağında. Ama yine de Kürt sorununu bir şekilde önemsiyor gözükmek ve orayla bağını –orayla derken Güneydoğu’yu kastediyorum, ama onun da dışında büyükşehirlerde yaşayan Kürt seçmenlerle bağını– bir şekilde restore etmeye çalışıyor. Bu kolay bir şey değil. Eğer Bahçeli burada sessiz bir şekilde olayları sadece izlemekle yetinecek olursa, belki kolay olabilir; ama Bahçeli’nin HDP’nin kapatılmasını istemesi, ardından da “Kapatmak iyi değildir” diyen AK Parti’nin iki numarasına bir şekilde ayar vermesi, vs. işleri iyice zorlaştırıyor. Dolayısıyla dönüp dolaşıp şu çıkıyor karşımıza: Türkiye’de birçok sorunda olduğu gibi, iktidar koalisyonunun yumuşak karnı tabii ki öncelikle ekonomi, ekonomik kriz; ama siyaseten baktığımız zaman Kürt sorunu. Erdoğan bir çözüm süreci çizgisine gelmeyecek, orası aşikâr; ama ret ve inkâr çizgisinden uzak bir görüntüye sahip olmak için küçük küçük birtakım adımlar atmak istiyor. Kendisi olmazsa bile kendisinin yakınındaki birtakım isimlerin sözleriyle –mesela Bülent Arınç, mesela Numan Kurtulmuş gibi isimlerin çıkışlarıyla– bir anlamda kendine korunaklı bir alan yaratmak istiyor. Fakat gördüğümüz gibi her seferinde de, Devlet Bahçeli bunlara çok sert bir şekilde karşı çıkıyor. Dönüp dolaşıp buna geliyoruz. Bir kavga var, bir çekişme var, çekişmenin merkezinde esas olarak Kürt sorunu var ve Bahçeli Erdoğan’ın az da olsa bu konuda nefes almasına izin vermemeye kararlı gözüküyor. Bakalım Numan Kurtulmuş’a yönelik bu çıkışa Numan Kurtulmuş ya da başkaları cevap verecek mi? Şu âna kadar Bahçeli’nin bu şekilde yaptığı ve AKPlileri rahatsız ettiği aşikâr olan ve özellikle de AKP’nin geleneksel olarak Milli Görüş’ten itibaren hareket içinde yer alan kişileri rahatsız ettiği belli olan çıkışlara –örneğin Alaattin Çakıcı’yı sahiplenmesine vs. – ses çıkartamayan, hep bunları içine atan AKP’liler sonunda belki de bir bakacaklar ki, ellerinde artık hiçbir şey kalmamış. Bahçeli’nin bu çıkışları kendisini güçlendiriyor ve AKP’deki aşınmayı da alabildiğine hızlandırıyor. Bu politika, Bahçeli’nin her söylediğine karşı, “Kol kırılır yen içinde kalır” politikasının hiç de AKP’nin hayrına bir gelişme olmadığını düşünüyorum. Tahmin ediyorum Devlet Bahçeli de bunun farkında. Bir şekilde AKP’yi yönetenler de bunun farkında ve şu aşamada gördüğümüz kadarıyla Cumhur İttifakı içerisinde her iki tarafın da birlikte kazandığı bir noktanın hayli uzağındayız ve bu mesafe giderek açılıyor. Şu aşamada baktığımızda, Bahçeli her çıkışıyla kendi duruşunu güçlendiriyor ve milliyetçi-güvenlikçi çizgisinde daha da güçlü bir konuma sahip oluyor ve ona sessiz kalan, onun söylediklerini görmezden gelen ya da hasıraltı etmeye çalışan AKP de iyice etkisini ve gücünü kaybediyor. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus