WWF’den Akdeniz raporu: “Akdeniz’in en az üçte biri 2030 yılına kadar koruma altına alınmalı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) Akdeniz’deki biyolojik çeşitlilik ve balık türleri üzerine hazırladığı raporda, Akdeniz’in en az yüzde 30’unun 2030 yılına kadar korunması gerektiğine ve bunun yalnızca biyolojik çeşitlilik ve ekosistemin değil, yaşamları denize bağlı milyonlarca insanın da yararına olacağına dikkat çekildi.

Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) “30×30: Akdeniz’de Biyolojik Çeşitliliği ve Balık Stoklarını Yeniden Canlandırmak” başlıklı raporunda, Akdeniz’in üçte birinin en az 2030 yılına kadar korunması gerektiği ve böylece Akdeniz genelindeki balık popülasyonunun kurtarılabileceği belirtildi.

Akdeniz üzerindeki çevre, iklim krizi ve sosyoekonomik etkilerin de ele alındığı rapora göre Akdeniz, dünyanın ekonomik açıdan en çok değer yaratan denizlerinden biri. Akdeniz havzasında başta balıkçılık ve turizm sektörü olmak üzere denizle ilişkili faaliyetlerden yılda 450 milyar dolarlık değer yaratılıyor. Rapora göre, yüzde 55’i küçük ölçekli balıkçılardan oluşan balıkçılık sektöründe doğrudan veya dolaylı olarak 505 bin kişi çalışıyor. Akdeniz’deki nüfusun yüzde 16’sı da doğrudan veya dolaylı olarak turizm sektöründe çalışıyor. 

Ancak raporda, bu şekilde bir “mavi ekonomi modelinin” sürdürülebilir olmadığı ve bunun “kendi kendini besleyen” varlıkları tehlikeye attığı ve bölge ekonomisinin sağlıklı deniz ekosistemleriyle birlikte biyolojik çeşitlilik sayesinde ayakta durabileceği belirtildi.  

Ekonomik değerinin yüksekliğine karşılık, Akdeniz’in sadece yaklaşık yüzde 10’u “koruma altındaki alan” konumunda. Bu alanların da sadece yüzde 1,27’lik bir bölümü yönetim planları ile gerçekten etkin bir şekilde korunuyor.

Raporda mevcut koruma alanlarının yetersizliği ve bu yetersizlikten doğan sorunlar şöyle anlatıldı:

“Akdeniz’de değerlendirilen balık stoklarının yaklaşık yüzde 75’i aşırı avlanmayla karşı karşıya. Önemli bir karbon tutucu ve deniz asitlenmesine karşı tampon görevi gören deniz çayırları, son 50 yıl içinde yüzde 34 oranında azaldı. Habitat kaybı ve bozulması, kirlilik, deniz kaynaklarının aşırı tüketimi, yabancı türlerin bölgeye girişi ve iklim değişikliği gibi etkenlerden dolayı denizdeki canlı çeşitliliğinin ciddi ölçüde azaldığı görülüyor. Geleceğe yönelik eğilimler ise geride bıraktıklarımızdan daha da endişe verici. Akdeniz, 2030’a kadar katlanarak artması beklenen rüzgâr enerjisi, petrol ve doğalgaz çıkarma, deniz taşımacılığı ve kitle turizmi gibi denize dayalı faaliyetlerle kendisini gösterecek bir çeşit ‘mavi altına hücum’ dalgasıyla karşı karşıya. Bütün bu sektörlerin aynı anda gelişmesinin muhtemelen deniz alanının kullanımında çatışmalara ve doğal kaynaklar ile deniz ekosistemleri üzerinde bileşik olumsuz etkilere neden olması bekleniyor.”

Rapora göre, Akdeniz’de korunan alanların miktarı yüzde 10’dan en az yüzde 30’a çıkarsa ve bu alanlar etkin bir şekilde korunursa, Akdeniz’deki balık popülasyonu güçlü bir şekilde iyileşebilir.

“30×30: Akdeniz’de Biyolojik Çeşitliliği ve Balık Stoklarını Yeniden Canlandırmak” raporunda sosyoekonomik etkilerin yanı sıra, iklim değişikliğinin de Akdeniz üzerindeki etkileri endişe verici olarak değerlendirildi. Deniz suyunun pH değerinin giderek yükseldiği ve denizdeki asitlenmenin arttığı belirtilen raporda şu ifadelere yer verildi: “İklim değişikliği, geçimini deniz balıkçılığıyla sağlayanların gıda ve gelir elde etme kapasitesini hlihazırda büyük ölçüde değiştirerek gelir kaybı oluşturuyor. Ekosistem modellerinde, ılıman bölgelerde av verimliliğinin azalmasında ve balık stoklarında azalma öngörülüyor. Balıkların ortalama azami vücut ağırlığının 2000’den 2050’ye kadar yüzde 4 ila 49 kat azalacağı tahmin ediliyor.”

Sosyoekonomik değişimlerin yanında çevre ve iklim değişimlerinin Akdeniz üzerindeki etkilerinin de ele alındığı raporda, 2030’a kadar “Akdeniz’in yüzde 30’unu kapsayacak bir ağ” kurmak için çağrıda bulunuldu. 

WWF, deniz ekosistemlerinin balık stoklarının eski seviyesine kavuşturulması, iklim değişikliğinin etkilerinin en aza indirilmesi, sürdürülebilir balıkçılık ve turizmin geleceğinin güvence altına alınması ve yerel topluluklar için gıda, geçim ve refah güvenliğinin sağlanması için Akdeniz ülkelerini doğa ve insan için yeni başlangıcı desteklemeye ve 2020 sonrası için Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi (BÇS) aracılığıyla iddialı bir küresel biyolojik çeşitlilik çerçevesi oluşturmaya çağırdı. Vakfa göre Akdeniz’in yüzde 30’unu kapsayan etkin koruma tedbirleri alınır ve sürdürülebilir bir şekilde yönetilirse bölgedeki balık popülasyonu artacak ve ekosistem belirgin bir şekilde iyileşecek. Bu durum, yaşamları denize bağlı milyonlarca insanın da yararına olacak.

WWF Akdeniz Girişimi (MMI) ayrıca, raporun 2030’a kadar yüzde 30 koruma hedefine ulaşmak için koruma senaryosu geliştirmek üzere Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (CNRS), Ecopath Uluslararası Girişimi (EII) ve Deniz Bilimi Enstitüsü (ICM-CSIC) ile işbirliği yapılacağını da aktardı.

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus