New York’ta Türk’ün Türk’e propagandası

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: İlayda Öykü Biberoğlu

Merhaba, iyi günler. Sosyal medyada gözüme bir fotoğraf çarptı — çarpmaması imkânsızdı: New York sokaklarında bir kamyon… ve kamyonun üzerinde “Love Turkey” yazıyor, ama fotoğraf olarak Erdoğan fotoğrafı var. Şu anda gördüğünüz “Love Erdoğan” fotoğrafı. O, değişen görüntüler belli ki. Ama benim ilk gördüğümde “Love Turkey” diyordu. Evet, bu fotoğrafı görmüştüm. Bir kamyon belli ki New York sokaklarında dolaşıyor ve Türkiye’nin ve Erdoğan’ın propagandasını yapıyor. Bir yanıyla “Love Turkey”, bir yanıyla “Love Erdoğan” şeklinde New York sokaklarında dolaşan bir kamyon. Bunu dolaştıran da Turkish American National Steering Committee adı verilen, ABD’de yaşayan Türkler’in kurduğu değişik kuruluşların çatı örgütü. Onun bir organizasyonu bu. Bu nereden çıktı? Bunun çıkmasının nedeni, kısa bir süre önce New York’un göbeğindeki elektronik billboard’larda, “Stop Erdoğan” diye bir elektronik ilanın verilmiş olması… Bunu yapanlar, özellikle cezaevlerindeki kadınları ve çocukları öne çıkartarak yapanlar… Değişik bir adları var: “Silenced Turkey”. Ama bunları yapanlar Fethullahçılar… Böyle bir organizasyon yapmışlar ve bu organizasyonla Erdoğan’a karşı bir propaganda yaptılar. Buna ilk cevap aslında Türkiye’de verildi biliyorsunuz, değişik yerlerde, Türkiye’nin değişik yerlerinde, merkezi yerlerinde “Love Erdoğan”, yani Stop’a karşılık Erdoğan sevgisini dile getiren billboard’lar gördük Türkiye’nin değişik yerlerinde. Hatta en sonunda Diyarbakır’da da surlara Kürtçe yazıldı. Biliyorsunuz bunu da bir yayında, Türkiye’den, “memleketimizden Kürt sorunu manzaraları” yayınında da bahsetmiş ve hatta kapak fotoğrafı olarak da bunu seçmiştim. “Em ji Erdoğan Hez dikin…” “Erdoğan’ı seviyoruz, bizler Erdoğan’ı seviyoruz” diye Türk bayraklı bir şey. 

Bu olayı biraz analiz etmeye çalışalım. Analiz etmeye değer mi? Bence değer. Çünkü bu aslında, yanlış bir strateji. Türkiye’deki yanlıştı, onu zaten biliyorduk. Ama New York’taki Fethullahçılar’ın reklam kampanyasına cevap verme ve bu anlamda da Erdoğan’a olan bağlılıklarını tekrar gündeme getirme… Sosyal medyada da zaten bu konuda kampanyalar açılmıştı. Böyle bir şey Türkiye’de oldu. Hadi biz bize, “Bu, bir şekilde oldu” diyelim. Ama bunun New York sokaklarına, ABD’ye taşınması nasıl bir strateji? Ben reklamcı değilim gazeteciyim; ama gazetecilik ve reklamcılık çok birbirleriyle iç içe meslekler. Az buçuk, insan bunu düşünebilir. Bir de tabii ki siyaseti de izleyen bir gazeteciyim. Şimdi birisi kalkıyor, bir kampanya yapıyor. Bir etki yaratıyor, ne kadar etki yarattığını ölçmek çok mümkün değil; ama Fethullahçılar bir şey düşünmüşler, yapmışlar. Buna gösterilen tepkiler, aslında bu yapılanın ne kadar etkili olduğunu bize gösteriyor. Siz buna tepki verdiğiniz zaman bu olayı daha etkili kılıyorsunuz. Baştan itibaren bu, bir iki sosyal medya paylaşımcısının sosyal medya paylaşımı olarak kalabilecekken, Türkiye’de dört bir yanda “Love Erdoğan” diye billboard’lar yaparak, siz aslında Fethullahçılar’ın New York’ta yaptığı şeyi Türkiye’ye taşımış oldunuz. Ve cevaben yaptığınız kampanya, asıl kampanyanın reklamı oluyor. Kendi kendine bir tuzak kurdu Erdoğan ve şu anda anladığım kadarıyla bunu düşünebilecek kapasitede, yeterlilikte insan yok. Ya da onlar doğruyu yapıyorlar ve ben gerçek anlamıyla çuvallıyorum. Ama ben burada kendi görüşlerimi dile getirdiğim için bunun yanlış olduğunu söylememe izin verin. Bu yanlış, baştan sona yanlış bir şey. Bir anlamda, Fethullahçılar’ın değirmenine su taşımak — sevmediğim bir lâf, ama öyle diyelim. 

Şimdi bunun New York’taki versiyonuna bakalım: New York’ta kamyonlar –ya da kamyon–dolaşıyor ve burada “We love Erdoğan, we love Turkey” diyor. Diyelim ki Amerikalı’yı etkilemek istiyorsunuz. Ne diyor Amerikalı? “Ya bu nereden çıktı?” Belki “Erdoğan kim?” diyen de olabilir; ama diyelim ki ilgili insanlar, ilk başta “Bu nereden çıktı?” diye soracaklar. Türkiye’nin, diyelim ki 29 Ekim’in yıldönümünde bu olsaydı, insanlar diyebilirdi ki: “İşte, Türkiye’de bir bayram var, Türkiye’de Cumhuriyet’in ilanını kutluyorlar” ya da bir başka önemli bir gün… Sokaklarda dolaşan, Erdoğan sevgisini, Türkiye sevgisini, ama esas olarak Erdoğan sevgisini dile getiren olay, reklam kampanyası, ilk Fethullahçılar’ın yaptığı reklam kampanyasının başarılı olduğunu gösteriyor… Ya da bence çok da başarılı değildi, bir girişimdi; fakat Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler ve ona destek verenler eliyle başarılı kılındığını gösteriyor. Siz burada bunu yaparak, Amerikan kamuoyunu dolaşan bir kamyonla… bir de içinde hiçbir açıklama yok, sadece sevdiğinizi söylüyorsunuz… Ötekinde, Fethullahçılar’ın yaptığında “Stop Erdoğan” derken, yanında birtakım rakamlar vs. anlatıyorlar. Burada siz sadece sevgi beyanı yapıyorsunuz. Bu aslında şu demek: “Tamam bize bir saldırı yapıldı. Biz de cevap veriyoruz.” Fakat verdiğiniz cevabın pek bir anlamı yok. Tam tersine, bu verdiğiniz cevapla ilk yapılan saldırıyı çoğaltıyorsunuz; onu daha görünür ve etkili kılıyorsunuz. Mesela bir Amerikalı –ilgili birisi diyelim–, buna, “Bu kamyon niye dolaşıyor?” diye sorduğu zaman, büyük bir ihtimalle daha önceki “Stop Erdoğan” ilanını öğrenecek. Haberi yoksa bile öğrenecek. Ve onun üzerine “Stop Erdoğan”ın neden verildiğini öğrenecek vs.. Sonuçta, tek kelimeyle bir başarısızlık. 

Başlığa da çıkarttım (çok kullanırım biliyorum, bıktırıyorum, ama olsun) Çetin Altan’ın meşhur sözüdür: “Türk’ün Türk’e propagandası”. Hep bunu görüyoruz, hayatımızın her alanında yaşıyoruz. Değişik şekillerde yaşıyoruz. Bu, New York sokaklarında Türk’ün Türk’e propagandası oluyor. Diyelim ki oralarda yaşayan Türkler içerisinde Erdoğan yanlılarına moral veriyor… “Cevap verdik, ne güzel cevap verdik” diyor… Erdoğan karşıtlarını da belki rahatsız ediyor. Türkiye’deki siyaseti Amerika Birleşik Devletleri’ne taşımış oluyorsunuz. Fakat buradan bir Erdoğan propagandası ve Türkiye propagandası çıkmıyor, çıkamıyor. Zira Erdoğan’ın Batı’da –Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere– imajı çok negatif. Yıllardır artan bir negatiflikte… Ve Erdoğan dünyadaki diğer otoriter liderlerle birlikte anılıyor. Otoriterlik üzerine yapılan uluslararası yayınlarda, makalelerde, örneğin görsellerine Erdoğan’ın resmi çok kolaylıkla konuluyor. Putin’le birlikte ya da Filipinler’deki Duterte ile birlikte, ya da Macaristan’daki Orban ile birlikte… 

Bir zamanlar Erdoğan, bazıları tarafından radikal İslamcılığın ya da İslamcılığın bir figürü olarak görülürdü ve sevilmezdi. Buna yönelik bir propaganda yapılırdı. Şimdi İslâmîliği yine bir şekilde akıllarda olmakla beraber, esas olarak Erdoğan otoriter bir figür olarak görülüyor. Tabii bu arada bir not düşmek lâzım: Bugün bu kamyonu dolaştıran ABD’deki Türk-Amerikan kurumlarının ezici bir çoğunluğu, zamanında AKP’nin ilk yıllarında, ABD’de Erdoğan aleyhine propaganda yapanların, Erdoğan’ın nasıl laiklik karşıtı olduğunu vs. olduğunu söyleyerek ABD’de Erdoğan’a karşı çok ciddi kulis yürüten birtakım kuruluşların ve kişilerin de bunun içerisinde yer aldığını görüyorum. Zamanında Washington’da –2004 sonu 2007 ortası arasında– gazetecilik yaptığımda, bu kişileri bayağı bir tanımıştım, görmüştüm. Onların faaliyetlerini biliyordum. Şimdi büyük bir kısmı, anlaşılan, direksiyonu kırmışlar. Başkaları da var böyle… Türkiye’de de var. Olabilir, o onların tercihi olabilir. Ve bir destek veriyorlar. Bu destek aslında Erdoğan’ın ve Türkiye’yi yönetenlerin Fethullahçılık konusunda ve 15 Temmuz konusunda kamu diplomasisi açısından nasıl büyük bir başarısızlık içerisinde olduklarını gösteriyor. Geçen Cumartesi günü sorulu cevaplı bir yayın yaptık. “Fethullahçılık hakkında merak ettiğiniz her şey” diye… Çok sayıda soru geldi izleyicilerimizden. Youtube üzerinden bunları cevaplandırdık. Orada da özellikle vurgulamıştım, tekrar altını çizmek istiyorum bunun: 15 Temmuz darbesini kendi iktidarının ömrünü uzatmada bir fırsat olarak kullanmak isteyen ve kullanan Erdoğan, 15 Temmuz üzerinden, 15 Temmuz’un yarattığı ortamda Türkiye’de demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin ve hukuk devletinin geliştirilmesi fırsatını, hep birlikte darbe karşıtı bir Türkiye koalisyonu oluşturarak demokrasiyi güçlendirme fırsatını elinin tersiyle itmişti. Ve sonuçta böyle olunca, Fethullahçılık ve Fethullahçılar’ın düzenlediği darbe girişiminden hareketle kendi otoriterliğini güçlendiren Erdoğan, yurtdışında, özellikle Batı’da, Fethullahçılar’ın her türlü propagandası karşısında âciz bir duruma düşüyor. O işte, New York sokaklarında dolaşan kamyon da bu âcizliğin ifadesinden başka bir şey değil. Keşke başından itibaren bu konuda, tüm toplumun demokrasiye, hukuk devletine inanan kesimlerini bir araya getirecek stratejiler uygulansaydı. O zaman işte Türkiye, demokrasisine sahip çıkan bir ülke olarak, Fethullahçılar’ın yurtdışındaki bu propagandalarını baştan kesmiş olurdu. Bu yapılmadı ve ondan sonra görüyoruz ki ışıklı, elektronikli billboard’la yıkılan bir kâğıttan kale Türkiye’deki Erdoğan iktidarı. Buna karşı yapılmaya çalışılan şeyler de gerçekten içler acısı. 

Söylenecek çok şey var. Çok da uzatmamak lâzım. Böyle… Bunu tercih ettiler. Ve burada kendi kendilerine propaganda yaparak ve bu propagandayı dışarıya da taşıyarak ve bunları yaptıktan sonra da, “İşte görüyorsunuz cevap veriyoruz” diyerek kendi kendilerini avutmaya devam ediyorlar. Evet, söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus