Türkiye, Cumhurbaşkanı kararı ile İstanbul Sözleşmesi’nden ayrıldı – Muhalefet partilerinin kadın kolları kararı Medyascope’a değerlendirdi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye, 11 Mayıs 2011 tarihinde ilk imzacısı olduğu, kamuoyunda “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Sözleşmesi”nden çekildi. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın imzasıyla Resmi Gazete’de gece saatlerinde yayımlanan Cumhurbaşkanı kararında şu ifadeler yer aldı:

“Türkiye Cumhuriyeti adına 11/5/2011 tarihinde imzalanan ve 10/2/2012 tarihli ve 2012/2816 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3’üncü maddesi gereğince karar verilmiştir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve İYİ Parti kadın kolları, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ilişkin görüşlerini Medyascope’a anlattı.

“Meclisten geçerek onaylanmış bir sözleşmede imzanın geri çekilme yöntemi de meclisten olmalıdır”

Medyascope’a konuşan HDP Kadın Meclis Üyesi Züleyha Gülüm, “İstanbul Sözleşmesi kadınların mücadelesiyle kazanılmış bir sözleşmedir” dedi.

Gülüm, sözlerine şöyle devam etti: “Yıllardır kadınlar olarak evlerde, sokaklarda, meydanlarda,  Meclis’te erkek şiddetine karşı mücadelemizi aralıksız sürdürdük sürdürmeye devam ediyoruz. Sözleşmenin imzacısı tek adam değil, kadınlardır.  Biz kadınlar olarak imzamızı geri çekmiyoruz. Meclisten geçerek onaylanmış bir sözleşmede imzanın geri çekilme yöntemi de meclisten olmalıdır. Kadınların iradesi olmaksızın geri alınamaz. Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesi halen yürürlüktedir ve tüm yargı mensupları devlet kurumları İstanbul Sözleşmesi’ne uymakla yükümlüdür. İstanbul Sözleşmesi’nden imzayı çekmek demek, kadınları, LGBTİ+’ları şiddetle baş başa bırakmak demektir. Kadınların, LGBTİ+’ların yaşam haklarını yok saymak demektir. Kadınların şiddetten korunması için gerekli mekanizmaları kurmayacağız demektir. Aslında, kadın düşmanı siyasetin devamı demektir. Erkek egemenliğini büyütmek, erkek şiddetini büyütmek demektir. Kadınları evlere, aileye mahkûm etmek, dört duvar arasında itiraz etmeyen, itaat eden makbul kadınlar yaratmak demektir. Biz bunu kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz. Her gün sokaklardan, alanlardan, meclisten ‘Haklarımızı da hayatlarımızı da savunuyoruz’ demeye devam edeceğiz. Kadınların hayatının siyasi çıkarlar, iktidarın bekası için araçsallaştırılmasına izin vermeyeceğiz. İstanbul Sözleşmesi bizimdir.”

“Kadınlar ve çocuklar popülist siyasi yaklaşıma kurban edilmiştir”

Demokrasi ve Atılım Partisi Kadın Politikaları Başkanı Elif Esen ise “Kadınlar ve çocuklar popülist siyasi yaklaşıma kurban edilmiştir” dedi. DEVA Partisi’nin İstanbul Sözleşmesi’ni sahiplendiğini ve kadınları yaşatacak çözümler ile ilerleyeceğinin altını çizdi. 

Kadın Politikaları Başkanı Esen, konuya dair şu açıklamaları yaptı: “İstanbul Sözleşmesi ülkelerin örf ve adetlerine uygun olarak, ülkelerin iç hukuklarını düzenler ve kadına yönelik her türlü şiddetin önlenmesi için imzacı devletlere sorumluluk yükler. İmzalandıktan sonra gereğince uygulandığı ülkelerde olumlu sonuçları bugün artık tespit edilmiştir. İstanbul Sözleşmesi ülkemizde 2011 yılında, halen görevde olan bugünkü iktidar yetkilileri tarafından, herhangi bir şerh düşülmeden TBMM’de onaylanmıştır. Ancak gerekli uygulamalar yıllar içinde yetersiz kalmış ve hatta kadını koruyamamıştır. O gün Meclis’te 246 vekilin kabulü ve bir vekilin çekimser oyuyla kabul edilen İstanbul Sözleşmesi, bugün usulsüzce ve milletin iradesi yok sayılarak feshedilmiştir. Mademki sözleşme Türk aile yapısıyla bağdaşmıyor, neden onaylanmıştır? Neden aradan 10 yıl geçtikten sonra çekilme kararı alınmıştır?”

“İktidar, toplumu bir defa da İstanbul Sözleşmesi temelinde kocaman iki kutba ayrıştırdı”

Gelecek Partisi Aile, Çalışma, Sosyal Hizmet Politika İzleme Kurulu Başkanı Avukat Seren Yıldız Öztürk ise Medyascope’a yaptığı değerlendirmede “iktidarın toplumu önce kutuplaştırdığını, daha sonra bu kutupları birbiri ile psikolojik olarak çatıştırarak yönettiğini” ifade etti. Öztürk, toplumun bir defa da İstanbul Sözleşmesi ile birlikte iki kutba ayrıldığını belirtti:

“İstanbul Sözleşmesi kadınları hem kamusal alanda hem özel alanda koruyan, ev içi şiddete karşı ise kadın, erkek, yaşlı, çocuk bütün bireyleri hiçbir ayrımcılık gözetmeden şiddetten koruma yönünde standartlar belirleyen, bağlayıcılığı ve yaptırım gücü olan uluslararası bir sözleşmedir. Sözleşme kadınlara yönelik ayrımcılığın yaptırım da uygulayarak yasaklanmasını ister. Maalesef iktidar, toplumu önce kutuplaştırıp sonra bu kutupları birbiri ile psikolojik olarak çalıştırarak yönetiyor. İktidarın bu tercihi nedeniyle toplum bir defa da İstanbul Sözleşmesi temelinde kocaman iki kutba ayrıştı. Taraflardan biri İstanbul Sözleşmesi’ni günah keçisi haline getirip her kötülüğün sebebi ilan ederken, diğer taraf tek kurtarıcı gibi davrandı. İktidar ise bu ayrışma halini adeta pinpon maçı izler gibi keyifle izlemeyi tercih etti. Oysa Türkiye’nin sözleşmeyi neden imzaladığını, sözleşmeye neden ihtiyaç duyulduğunu, imzalandığı günlerdeki konjonktürü, sözleşmenin felsefesini, amacını, şiddetin kaynağına dair sözleşmenin çözüm önerilerini rasyonel ve soğukkanlı bir üslupla topluma anlatmalıydı ama yapmadı. Çünkü bu yaptığı takdirde toplumsal uzlaşı sağlanacaktı. Bu da işlerine gelmedi. Şimdi ise ‘Aslında sözleşme eşcinselliğe yasal statü sağlamıyordu ama toplumda böyle bir algı oluştuğu için çekildik’ itirafları yükselmeye başladı. Bu itirafın amacı, her seçimde güçlü bir destek veren kendi kadın seçmenlerini kaybetme korkusudur. Ancak bu itiraf, topluma sözleşmeyi neden doğru bir şekilde anlatamadıklarını izah edememektedir.” 

“Korkmadan yaşamak ve eşit bir şekilde var olmak isteyen biz kadınlar, bu keyfiyeti kabul etmiyoruz”

Cumhuriyet Halk Partisi PM Üyesi ve Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka ise İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesinin kadın cinayetlerinin faillerinin daha fazla cesaretlenmesine ve kadın cinayetlerinin artmasına neden olacağını söyledi:

“İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi kararı yok hükmündedir. Ama bu kararın anlamına bakacak olursak ‘Kadına yönelik şiddete sıfır tolerans’ diyen AKP iktidarı, açık bir şekilde milyonlarca kadının canını hiçe saymıştır. Böylece kadınların, biat etmesini güvence altına almak istemektedir. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi kararının ardından failler daha da cesaretlenecektir. Bu yaklaşım, hesabını tutmakta zorlandığımız kadın cinayetlerini daha da arttıracaktır ve faillere açık bir destek mesajıdır. Tek adam yönetimi, kendisinin yargılanmaması adına bütün bir halkın anayasalarla güvence altında olan haklarına saldırmakta çekince görmüyor. Ancak unutmasınlar ki artık iktidarın en azından kadınlar nezdinde hiçbir meşruiyeti kalmamıştır. Evde, işte, sokakta korkmadan yaşamak ve tüm haklarımızla birlikte eşit bir şekilde var olmak isteyen biz kadınlar, bu keyfiyeti kabul etmiyoruz. Bulunduğumuz her alanda mücadeleyi güçlendireceğiz.”

“Kaygı taşıyan her kadının yanında, tabanının görüşlerini önemsemeyen iktidarın karşısındayız”

İYİ Parti Kadın Politikaları Başkanı Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma yetkisinin TBMM’ye ait olduğunu ve Cumhurbaşkanlığı kararının “yok hükmünde” olduğunu söyledi. Yanıkömeroğlu, “İstanbul Sözleşmesi’nin bir seçim malzemesi olarak kullanıldığını görüyor ve sözleşmenin pazarlık aracı yapıldığını biliyoruz” dedi ve şöyle devam etti:

“İstanbul Sözleşmesi, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca usulüne uygun yürürlüğe konmuş olması sebebiyle kanun hükmündedir. Temel hak ve özgürlüklere ilişkin bir sözleşme olması sebebiyle de normlar hiyerarşisinde kanunların üstünde yer almaktadır. Bu sebeple Anayasa’nın 87. maddesi uyarınca sözleşmeyi feshetme yetkisi TBMM’ye aittir. Anayasa madde 104 uyarınca Cumhurbaşkanı Kararı veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemeler yapılamaması ve Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanunun (6251 sayılı Kanun) halen yürürlükte olması sebebiyle, İstanbul Sözleşmesi’nin feshini amaçlayan Cumhurbaşkanı kararı yok hükmündedir. Ayrıca İstanbul Sözleşmesi madde 80 uyarınca sözleşmenin feshinin Avrupa Konseyi Genel Sekreterine bildirilmesi gerekmektedir. Ancak 21.03.2021 tarihli Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın yaptığı açıklama dahil olmak üzere, bu bildirimin yapıldığına dair henüz bir bilgi paylaşılmamıştır. İstanbul Sözleşmesi’ne yapılan bu müdahale bir kere daha tek adam rejiminin ne kadar tehlikeli olduğunu ve ivedilikle iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş yapılması gerekliliğini göstermiştir. Cumhurbaşkanı ve aynı zamanda AKP Genel Başkanı olan Sn. Recep Tayyip Erdoğan tarafından İstanbul Sözleşmesi’nin bir seçim malzemesi olarak kullanıldığını görüyor ve sözleşmenin pazarlık aracı yapıldığını biliyoruz. Bilinmelidir ki biz İYİ Parti Kadın Politikaları Başkanlığı olarak hukuken yok hükmünde olan bu kararı tanımıyor ve kadınların kazanılmış haklarına yapılacak her müdahalenin karşısında olduğumuzu bir kez daha yineliyoruz. Sırada hangi uluslararası sözleşme var kaygısı taşıyan her kadının yanında, tabanının görüşlerini dahi önemsemeyen iktidarın ise karşısındayız.”

İktidar kanadından açıklamalar: “Şiddetle mücadeleyi sürdüreceğiz”

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk sosyal medya hesabından, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmasına ilişkin açıklama yaptı. “Hukuk sistemimiz ihtiyaca göre yeni düzenlemeleri hayata geçirebilecek kadar dinamik ve güçlüdür” diyen Selçuk’un açıklaması şöyle:

“2002’den bu yana Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan liderliğinde ülkemizdeki tüm kadınların siyasi, ekonomik ve sosyal hayata katılımını desteklemek için önemli düzenlemeleri hayata geçirdik. Kadın haklarının teminatı, Anayasamız başta olmak üzere, iç mevzuatımızdaki mevcut düzenlemelerdir. Hukuk sistemimiz ihtiyaca göre yeni düzenlemeleri hayata geçirebilecek kadar dinamik ve güçlüdür. Kadına yönelik şiddet her şeyden önce bir insanlık suçudur ve bu suçla mücadele bir insan hakları meselesidir. Aslolan ilkelerdir. Bu doğrultuda şiddetle mücadelemizi dün olduğu gibi bugün de yarın da sıfır tolerans ilkesi ile kararlılıkla sürdüreceğiz.”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ise sosyal medya hesabından, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine ilişkin açıklama yaptı:

“Dünden bugüne Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kadınların toplumsal, ekonomik, siyasi ve kültürel hayata daha fazla katılmaları için verdiğimiz mücadeleyi kararlılıkla sürdürüyoruz. Kadınlar, hayatın nesnesi değil öznesidir! Her zaman ‘Güçlü Kadın Güçlü Türkiye’ diyeceğiz.”

İstanbul Sözleşmesi nedir?

İstanbul Sözleşmesi, erkek şiddetine maruz bırakılan kadınların korunması konusunda bağlayıcılığı olan uluslararası ilk sözleşme niteliğinde. İstanbul Sözleşmesi, fiziksel şiddet, taciz, tecavüz, zorla evlendirme, psikolojik şiddet, kadın sünneti, kürtaja zorlama gibi cinsel şiddetin her türüne yaptırım öngörüyor.

Toplumsal cinsiyet eşitliği için önemli bir adım olan sözleşme, Türkiye’deki ve dünyadaki kadın hareketlerinin önemli bir kazanımı.

Birinci maddesi, İstanbul Sözleşmesi’nin amacını şöyle tanımlıyor:

– Kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak.

– Sözleşme, kadına kadın olduğu için ayrımcılık yapılmasını engelliyor ve kadın, erkek, çocuk, engelli, mülteci, LGBTİ+ bütün bireyleri ev içi şiddetten koruyor.

– Sözleşme, toplumsal cinsiyet eşitliği kavramını tanımlayan ilk bağlayıcı metin olma özelliği taşıması açısından da önemli. Erkek şiddetine karşı yerel, ulusal ve küresel mücadelede de kritik önemde. 

– Erkek şiddeti mağdurlarına; psikolojik ve hukuki danışmanlık sağlanması ve yeterli sayıda sığınma evi tahsis edilmesi sözleşmenin koruma maddeleri arasında.

– Yargılamada; kadına yönelik şiddetin suç sayılması ve gerekli cezaların verilmesinin sağlanması da sözleşmeyle öngörülüyor. Sözleşme; kadına yönelik şiddette gelenek, töre, din ya da “namus” gerekçelerini de yaptırıma tabi tutuyor.

İlk imzacısı Türkiye

Avrupa Konseyi’ne üye tüm devletleri bağlayan sözleşmeyi imzalayan ilk ülke Türkiye. 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan ve “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi. 19 Mart’ı 20 Mart’a bağlayan gece Türkiye, Cumhurbaşkanı kararıyla sözleşmeden ayrıldı.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus