AKP 7. Olağan Büyük Kongresi: Mazruf değil zarf, nitelik değil nicelik

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Parti yönetiminde ciddi değişiklikler olacağı ve Erdoğan’ın manifesto niteliğinde bir konuşma yapacağı söylendi ancak AKP’nin 7. Olağan Büyük Kongresi pek de heyecanlı geçmedi. Neden?

Yayına hazırlayan: Kubilayhan Kavrazlı 

Merhaba, iyi günler. Bugün Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 7. Olağan Büyük Kongresi yapıldı. Bu partinin kuruluşundan beri birçok kongresini izlemiş bir gazeteci olarak ilk defa bir AKP kongresine gitme konusunda içimde bir heves uyanmadı — öyle söyleyeyim… Zaten koronavirüs salgını nedeniyle şehirden şehire seyahat etmek ayrı bir dert. Bir de kongre gibi bir yere gitmek ise apayrı… Ama onun ötesinde burada bir heyecan olmayacağı çok başından belliydi. Fakat birçok olayın öncesinde olduğu gibi, AKP lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu kongre öncesi de birtakım fragmanlar sundu.  Bize çok önemli bir manifesto niteliğinde konuşma yapacağını söyledi. Birtakım spekülasyonlar çıktı, parti yönetimine çok değişik isimlerin gireceği ve çıkacağı yolunda, büyük değişiklikler olacağı yolunda… Ama bunların aslında bir karşılığı yoktu. Benim şahsen pek bir beklentim yoktu. Sonuçta da şaşırmadığım bir kongre oldu. Manifesto denen konuşmada, manifesto özelliği taşıyan hiçbir şey yok. Yani “hemen hemen” lâfını bile koymayalım, hiçbir şey yok. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugüne kadar söylediklerinin dışında, ağzımızı açıp dinlediğimiz, şaşırdığımız hiçbir şey yok. Listelere baktığımızda da, yani neredeyse hiçbir şey diyelim ona. Çünkü birazdan listeyle ilgili notlarımızı aktaracağım. 

Bugün saat 20.00’de canlı yayında Kemal Can, Burak Bilgehan Özpek ve İbrahim Turhan’la kongreyi ayrıca tartışacağız. Ben yöneteceğim. Kendi görüşlerimi orada aktarmak istemiyorum. Burada şimdi onun için biraz değinmek istiyorum. Orada da bu konuyu gerçekten konuya hâkim üç isimle konuşacağız, şimdiden onu söyleyeyim. Burada bu kongreye yönelik beklentimin olmamasının birçok nedeni vardı. Birincisi, zaten AKP artık kendini yenileyemeyen, bir parti olma özelliğini çoktan kaybetmiş, ideolojik ve politik anlamda çok ciddi krizler yaşayan bir hareket artık, bir yapı. 

Bir de bu kongrenin sloganını görünce… Nedir bu slogan? “Güven ve istikrar” Bu slogan zaten size hiçbir şey vaat etmiyor. Özellikle AKP’nin tarihine baktığınız zaman, bu tarihi içinden ya da dışından izleyenler için Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, özellikle ilk yıllarında ama her zaman için, hep bir değişim iddiası olmuştur, değiştirme iddiası olmuştur ve ileriye yönelik birtakım vizyonlar sergilemek istemiştir. “Ne derece yaptı?” Bunları bir kenara bırakalım, ama en azından vaat olarak ileriyi göstermiştir. Ama burada bugünü gösteriyor. Statükocu bir partinin –bir yapının hatta, parti de demeyelim– yapının kongresi oldu. Ne diyor? “Güven ve İstikrar. Bu hâlimiz iyi” diyor. “Bu hâlimiz iyi, bunu koruyalım” diyor. Ama konuşmayı da izlediğimiz zaman, zaten hâlimizi yaşadığımız için, hâlimizin hiç de iyi olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla bir aldatmaca var burada, kendini aldatmaca ve en fazla şöyle bir hava belki de: Şu anda yaşadıklarımız kötü olabilir, ama bunun daha kötüsü de olur. Dolayısıyla burada söylenecek çok fazla bir şey olmadığı belliydi. Benim daha önceki bir yayında söylediğim, “Erdoğan şapkadan herhangi bir tavşan çıkaramadı, çıkaramayacak. Çünkü zaten şapka da yok” demiştim. Bunun bugün bir kere daha tescillendiğini gördük.

Yayının öncesinde benim kafamda, “Nitelik değil nicelik” başlığı vardı. Yani içeriği dolduramayınca, burada birtakım sayıları yüksek tutmak… Nedir? Katılımcıları, Türkiye’nin dört bir tarafından salgına rağmen insanları Ankara’ya toplamak. Bir de üstüne kar da geldi. İş iyice ilginç bir hal aldı. Salona sığmayanlar, şu anda görüyorsunuz: Dışarıda kalabalığa seslenen ve mikrobun karda öldüğünü söyleyen bir Erdoğan — halbuki öyle bir gerçek yok. “Kar, mikrobu öldürüyor” diye bilimsel bir şey yok. Çünkü burada, mâlûm, insanlar bu olayı, bu kongreyi bütün o koronavirüsle mücadele önlemleri bağlamında da değerlendirdi — ki bunları Erdoğan, biliyorsunuz, “TAMAM” diye özetliyor. Yani: Temizlik, Maske ve Mesafe. Temizliği bilemiyoruz; ama maske ve mesafe konusunda gerek kongre yolunda –ki videolar var–, gerekse kongrede bunlara çok uyulmadığı da ayrı bir konu. Aşı mı oldular, hepsine test mi yapıldı? Bütün bunları kenara bırakalım. Ama bu çıkan görüntü, kongre görüntüsü, Türkiye’de AKP iktidarının, Erdoğan iktidarının artık pervasızca başvurduğu, Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı tutumun bir örneği. Siz hem bir taraftan sokakta, arabasının içinde insanları en ufak bir şekilde yasaklara ve önlemlere uymadıkları için cezalandırırken, burada birçok insana kimse dokunmuyor. Daha önce birtakım il kongrelerinde de olmuştu, burada da oldu. Her neyse… 

Ben “nicelik ve nitelik” diye düşünüyordum. Nitelik olmayınca nicelik… Bu arada, sosyal medyada, yurtdışında yaşayan dostum Bülent Somay’ın “Mazruf olmayınca zarf önem kazanır” sözünü gördüm. Oradan da –Bülent’ten böyle bir şeyin iznini almadım ama herhalde kızmayacaktır– başlığa onu da ekledim. Evet, bir zarf var. Bu zarfa baktığınız zaman, salonda kalabalık, bütün imkânlar, iktidar partisinin bütün imkânları seferber edilmiş. Bunlar var… Kalabalık var, çok sayıda insan var. Ve ne oluyor kongrede? Partiyi yönetecekler seçiliyor. Peki ne oluyor? Burada da işte, kimlerin, hangi nitelikteki insanların geldiğinden çok nicelik önemli. Erdoğan, şu anda, dışarıda yaptığı konuşmada da bunu söylemişti. 50’den 75’e çıkan bir MKYK. Yani sayı artıyor. Ama MKYK’ya baktığınız zaman, çıkanlar ve girenlere, yeni dâhil olanlara baktığınız zaman, o başta yaratılan, “toplumun her kesiminden insanlar olacak, başka partilerden siyaset yapmış insanlar olacak”, şu, bu… bayağı bir köpürtüldü. İYİ Parti’den transfer olmuş iki isim dışında, baktığımız zaman bir Ermeni doktor var: Sevan Sıvacıoğlu. Alevi olduğunu öğrendiğimiz isimler var. Yani şöyle söyleyeyim. Sevan Sıvacıoğlu’nun adından Ermeni olduğunu anlamamız mümkün; ama Alevi olduğu söylenen, Metin Tahran adında bir avukat var. Bildiğimiz çok popüler bir kanaat önderi değil, ama öyleymiş, bir Alevi kanaat önderiymiş. O söylenmezse, bence ilginç, Ali Arif Özzeybek adında bir diş hekimi var, Hacettepe Üniversitesi’nde. Bu da Alevi olan bir diş hekimi ve iki-üç yıl öncesine kadar Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanlığını yaptığını biliyorum. Onun olması belki bir ilginçlik; ama onun da çok popüler bir isim olduğunu sanmıyorum. 

Onun dışında yeni gelen isimlere baktığımız zaman, bence ilginç olan, KOÇ Üniversitesi’nde Ekonomi Profesörü olan Sumru Altuğ var. Abdurrahman Kurt, Diyarbakır eski Milletvekili… Onun MKYK’ya girmiş olması — ki AKP’ye birtakım eleştirileri vardı. Herhalde hallolmuş… Onun girmesi… Görevden alınan İstanbul İl Başkanı Bayram Şenocak’ın girmesi… Bunlar da hani benim gibi konuya çok ilgisi olan insanların bildiği kişiler. Metin Külünk’ün girmiş olması bana göre ilginç. Bir ilginç olan husus tabii ki Şamil Tayyar girmiş; ama bunun bir anlamı olduğunu sanmıyorum açıkçası, kendisi dışında. Onun dışında Binali Yıldırım’ın Numan Kurtulmuş’la beraber Genel Başkan Vekili olacak olması var. 

Çıkan üç tane isim bence önemli: Mahir Ünal, Cevdet Yılmaz ve Erol Kaya. Cevdet Yılmaz, Meclis Komisyon Başkanı olduğu için çıkmış olabilir. Erol Kaya, kabineye girebilir. Erdoğan’ın çok güvendiği bir isim, eskiden İstanbul’da belediye başkanlığı yapmış, yerel yönetimler konusunda iddialı bir isim, eski milletvekili. Mahir Ünal da belki kabineye girer, belki grup başkanvekili olarak tekrar eski yerine döner, bilemiyorum. Ama baktığımız zaman sonuçta çok da fazla bir ilginçlik yok isimlerde. Sayı artmış. Ama şu var: Birazcık AKP tarihini bilen insanlar için bu listede, Erdoğan’ın, AKP’nin kuruluşundan bu yana önemli zamanlarda birtakım işler, sorumluluklar üstlenip, hâlâ AK Parti’de kalan –çünkü çok kişi ayrıldı, biliyorsunuz; yeni partilere gittiler ya da iyice uzak kaldılar hiçbir partiye gitmeseler de–, kalan isimlerin neredeyse hepsinin bir şekilde MKYK’ya girdiğini gördüğünü görüyoruz. Hayati Yazıcı, Mehmet Özhaseki, Menderes Türel, Haluk İpek, Efkan Ala gibi isimlerin, ve Ömer Çelik tabii ki. Bunların girmiş olduğunu görüyoruz. AK Parti’den tanıdığım birisi, “Erdoğan’ın içe kapanması” olarak yorumladı bunu. Bana da mâkul bir açıklama gibi geliyor. Yani bu kongreyle beraber dışa açılacağı varsayılan, o Türkiye ittifakını parti içerisinde yapacağı söylenen Erdoğan’ın, AKP’ye yakın dönemde katılmış çok düşük profilli birtakım isimler dışında, eskiden beri yanında duran birtakım isimlere şans verdiğini görüyoruz. 

Bu hâliyle bakıldığı zaman, Erdoğan’ın buradaki temel meselesinin “kendisi için güven ve istikrar” olduğunu görüyoruz. Yani bu kongrenin başlığı “Güven ve İstikrar”, tamam. Türkiye için böyle bir iddia var, ama esas olarak Erdoğan’ın güvenebileceği bir parti, belli bir istikrarı vaat eden bir parti olması… İçerik olarak baktığımız zaman, konuşmasında, “Aile, eğitim, kültür merkezli yeni milli uyanış ve yükseliş ahdimiz var” diyor. Bu olacak bir şey değil. Yaklaşık 20 yıldır ülkeyi yöneten bir parti ve en büyük fiyaskoyu eğitim ve kültür alanında yaşayan, yaşatan ve bunu da defalarca îtiraf etmiş, “Yapamadık” demiş, gerek Erdoğan, gerek Erdoğan’ın kurmayları. Özellikle kültür alanında tam bir başarısızlık. Eğitimde, şu âna kadar en çok Milli Eğitim Bakanı değişikliğinin bu dönemde yapıldığını biliyoruz. Ve son salgında da eğitim konusunda tam bir başarısızlığını sergilendiğini de biliyoruz. Dolayısıyla buradan bir “yükseliş ahdi”…, bir kere, sanki iktidarı yeni almış bir parti gibi konuşuyor olmak… Bu aslında bir özeleştiri. Ama tabii Erdoğan özeleştiri yapmayı çok seven bir lider olmadığı için, bunun bir özeleştiri boyutu yok. 

İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik birtakım lâfları var. Bunların da çok önemli olduğunu sanmıyorum. Çünkü bu sözleşme eninde sonunda kendisinin zaten yaptığı, imzaladığı, hazırladığı, hazırlattığı ve övündüğü bir olaydı. Yani başkasının dayattığı bir olay değildi. Bakıyorum notlarıma. Geride ne kalacak? Geride şu kalacak: “Altınlarınızı ve dövizlerinizi bozdurun. Finansal araçlarla ekonomiye katın” çağrısı kalacak. Yurtdışında mal varlığı olan iş insanlarına…, neydi o? Varlık Barışı. Haziran ayına kadar sürecek olan Varlık Barış’ı kapsamında bunları Türkiye’ye, sisteme katma çağrısı olacak. Orada da hatta, “Endişe etmeyin. Bize güvenin” diyor. 

Bu güven meselesi aslında en temel sorun. Ekonomideki en temel sorun. İnsanlara altınlarını ve dövizlerini bozdurma ve onları piyasaya sokma çağrısı aslında Erdoğan’ın ne kadar zor durumda olduğunu bize gösteriyor. Bu, öteden beri yaptığı bir şeydi Erdoğan’ın. Bu tür çağrılar, sıkıştığı zaman yaptığı şeylerdi. Ama eskiden bunu bir ek olarak söylüyordu. 

Hiç unutmuyorum, 2007’de bir seçim mitinginde, Sakarya mitinginde, benim de yerimden izlediğim bir mitingde yaşanmıştı bu. Erdoğan, insanlara bir şekilde fırça attı, mitingi izleyenlere. Çünkü Sakarya’da deprem konutları yapılmış TOKİ tarafından, ama yeterince satılamamış. “Niye almıyorsunuz?” diye azarladı izleyicileri. Bir kadın, “Paramız yok sayın Başbakanım” dedi, o tarihte başbakandı, mâlûm. Erdoğan da bunun üzerine dedi ki: “Yok diyorsunuz, ama biliyoruz. Yastık altında altınlarınız, dövizleriniz var. Onları bozdurun, alın” diye söylediğini hatırlıyorum. Hatta onun bir de onun devamı var. Çünkü onu bir kere daha anlatmıştım, biraz tekrar olacak. Ama bir kere daha anlatayım: Benim çalıştığım gazete o tarihte Vatan gazetesi. Erdoğan’ın mitinglerde vatandaşa ettiği böyle lâfları manşetten verirdi, eleştirel bir şekilde. Belli ki Erdoğan da buna çok kızıyordu. O gün de bu kadınla, kadın izleyiciyle, partiliyle bu konuşma geçtikten sonra, meğer beni görüyormuş önde izlerken… Ve Vatan gazetesinde de yazdığımı bildiği için, bana adımla seslenerek, “Bunu da yaz” demişti ve herkes de dönüp bakmıştı. Erdoğan’ın bunu o zamandan beri defalarca söylediğini biliyoruz. Ama o tarihte o kadar ihtiyacı yoktu. 2007 Türkiye’sinde, Türkiye büyüyen, yurtdışından çok ciddi kaynakların geldiği bir ülkeydi, daha sonrasında da. Ama şimdi Türkiye çok ciddi bir ekonomik kriz yaşıyor. Ve Erdoğan’ın bu konuşmasına baktığınız zaman, yabancı yatırımcılara, “Bize güvenin” demek dışında, ya da vatandaşa da yine, “Güvenin, yurtdışındaki varlıklarınızı buraya getirin ya da yastık altındaki paralarınızı bozdurun” demenin dışında pek bir şey söyleyemiyor. Neden güvenmeleri gerektiği konusunda artık iknâ etme özelliğini kaybetmiş bir Erdoğan’la karşı karşıyayız. 

Anayasa ile ilgili söylediklerinin çok önemli olduğunu sanmıyorum. Yeni anayasa…, ne dedi? “Bagajlarımızı, şerhlerimizi, duvarlarımızı bırakarak hep birlikte yeni bir anayasa yapalım” dedi. Ama biliyoruz ki bu kongreye mesela, HDP’yi, Gelecek Partisi’ni, Deva Partisi’ni davet bile etmedi Erdoğan. Şimdi siz hem herkesin katılacağı anayasa gibi bir vaatte bulunuyorsunuz, ama daha baştan, en azından bu kongrede, yani centilmenlik gereği herkesin çağrılması gerekir. Daha baştan partiler arası ayrım yapıyorsunuz. İnsanları bagajlarından, şerhlerinden uzak kalarak anayasa sürecine çağırıyorsunuz, ancak daha ilk başta Cumhur İttifakı’nın şekillendireceğini söylüyorsunuz. Cumhur İttifakı’nın da temel meselesi, biliyoruz ki özgürlük değil güvenlik. Güvenlik temelli, güvenlik kaygısı temelli, beka temelli bir ittifak söz konusu. Cumhur İttifakı demişken, şunu da söylemeden edemeyeceğim: Gerek konuşmasında gerekse gördüğümüz kadarıyla kongredeki birtakım dövizlerde Cumhur İttifakı’na olumlu anlamda çok vurgu vardı. Erdoğan teşekkür etti ve bütün bu 2023’e, hatta 2071’e Cumhur İttifakı perspektifiyle gidileceği söylendi. 

Ama bunun bu kadar söylenmiş olması, özel olarak bana, benim aklıma birtakım şüpheleri getirmiyor değil. Çünkü Erdoğan’ın değişik dönemlerde bu kadar altını çizdiği şeylerin devamını pek getirmediğini gördük. Erdoğan’ın değişen koşullarda çok kolay bir şekilde, önceden angaje olduğu birçok şeyden kolaylıkla –bazen kolay olmuyor–, zamana yayarak sıyrıldığını biliyoruz. Dolayısıyla Türkiye İttifakı kavramının Erdoğan için temel bir kavram olduğunu, bunu AKP içinde sağlayamadığını –bu kongrede belki bazıları bunu sanmış olabilir, ama imkânı yoktu, sağlayamadı–, Cumhur İttifakı’ndan da bir Türkiye İttifakı’nın çıkmasının mümkün olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla Erdoğan için bu kongre bir geçiş kongresiydi. Ve benim kişisel görüşüme göre, Erdoğan kendisine bir çıkışı daha farklı bir alanda aramaya yönelecek. Başka bir çıkışı olduğu kanısında değilim. Evet, tekrar bugün saat 20:00’de Kemal Can, Burak Bilgehan Özipek ve İbrahim Turhan’la yapacağımız kongre yayınını duyurmak istiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus