Salgında mülteci olmak – Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Abdullah Resul Demir: “Geri gönderilme korkusuyla hastaneye gitmeye çekinen mülteciler var”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Koronavirüs salgını sürecinde ihtiyaç duydukları özel politikalardan mahrum bırakılan ve barınma, beslenme, eğitim alma, sağlık hizmetlerine erişim gibi temel haklarında engellerle karşılaşan, savunmasız ve kırılgan gruplardan biri de mülteciler. Mültecilerin salgın döneminde yaşadıkları sorunları Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Av. Abdullah Resul Demir ve Suriyeli mültecilerle konuştuk. 

Salgın döneminde mültecilerin sorun yaşadıkları alanların başında sağlık geliyor. Mültecilerin sağlık konusunda yaşadıkları problemlerin en önemli yanı, beslenme ve barınma gibi temel meselelere de sirayet etmesi. Kayıtlı olan mülteciler, yani Türkiye’de yasal olarak ikamet izni olanlar, salgının en başından itibaren, Türkiyeliler’in yararlandığı tüm sağlık hizmetlerinden yararlanabilirken kayıtlı olmayan mülteciler için durum biraz farklı. Kayıtlı mülteciler doktora ve ilaca erişme, aşı olma gibi konularda da herhangi bir sorun yaşamadı. Bu süreçte devlet, diğer vatandaşlara uyguladığı gibi mültecilere de evde sağlık hizmeti imkanı tanıdı. Örneğin, koronavirüs testi pozitif çıkan mültecilerin evlerine ilaç hizmeti verilirken düzenli olarak da takipleri yapıldı. Ancak kayıtlı olmayan mültecilerin bu tip hakları konusunda “bilinmezlik” yaşanıyor. Aslında, kayıtlı olmayan mülteciler de koronavirüs ile enfekte olmaları gibi acil sağlık durumlarında sağlık hizmetlerinden yararlanabiliyor fakat kayıtsız göçmenlerin çoğu bu tip bir hakka sahip olup olmadıklarını bilmiyor. Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Demir, bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Gerekli bilinçlendirme yapılamayınca birçok mülteci, ‘Ya geri gönderilirsem?’ diyerek sağlık hizmetlerine erişebilmek için herhangi bir adım atmıyor. Burada bizim de aşamadığımız bir problem var. Olaya insan olarak baktığımızda, bu insanların kayıtlı olsun ya da olmasın sağlık erişiminden yararlanma hakkı var. Ve bu aynı zamanda toplum sağlığını da etkiliyor. Mülteci hakları ile ilgilenen sivil toplum kuruluşları, salgın döneminin kayıtlı olmayan mültecilerin kayıt altına alınabilmesi için bir fırsat yarattığını dile getirdi. Yetkililere ‘Bu kişilere geri gönderilemeyeceklerinin garantisini verin. Salgın, kayıtlı olmayan mültecilerin bir şekilde kayıt altına alınması için bir fırsat’ dedik. Görüşmeleri yaptık. Ancak maalesef, söz konusu görüşmeler sonucunda bu konuda herhangi bir gelişme yaşanmadı.”

Suriyeli mülteci A. (*), salgın döneminde sağlık açısından yaşadıkları en büyük problemlerin dilden kaynaklandığını söylüyor. Dil meselesinin, hali hazırda mültecilerin en büyük sorunu olduğunu ifade eden A., “Dil problemi yaşayanlar hastaneye gitmek istemiyor. Türkçe bilmeden ağrının tarifini, nerede olduğunu anlatamayacağın için tercümanı olmayan, Arapça bilen personeli olmayan hastaneye gitmek istemiyorsun. Onun yerine Suriyeliler’in ya da Arapça bilenlerin çalıştığı sağlık ocağına gidiyorsun. Ama o da her yerde yok” diyor. 

Demir ise salgın döneminde mültecilerin yaşadıkları sağlık sorunlarını, sağlık alanında kamuoyuyla paylaşılan mesaj ve sloganlarla ele alınması gerektiğini söylüyor: “Kişisel temizliğimize dikkat edelim’ dedik. Acaba mülteciler, ilk seri üretime başlandığında 1 TL olan maskeye ulaşabildi mi? Buna para ayırabildi mi? Kolonya, el dezenfektanı alabildi mi? Evinde kişisel bakımını sağlayabildi mi? Evde suyu, elektriği var mı? ‘Evde kal’ dedik, ‘Hayat eve sığar’ dedik. Acaba kaç mültecinin bir evi var? ‘Birlikte olmaktan kaçınalım, sosyal mesafeye dikkat edelim’ dedik. Oysa mültecilerin kira bedelinden kaçabilmek için 30-40 metrekarelik evde 10-15 kişilik gruplar halinde kaldıklarını biliyoruz.” 

Demir’e göre, salgının mültecilere yaşattığı ilk problem “işe gidememekti”. Kayıtsız bir şekilde çalışmak zorunda kalan veya çalıştırılan mülteciler, salgın sürecinde işverenlerin en çabuk ve kolay gözden çıkardığı kesim oldu. Demir, bu konuyu değerlendirirken “Devlet hafta sonu sokağa çıkma yasağı uygulasa da işe gitmediği takdirde kovulacak mülteciler var. Sonuçta kaşeli, imzalı bir işveren iznine sahip olan insanlar için işe gidip gelmek sorun teşkil etmezken işvereninden yazılı bir izin alamayan mülteciler, işe gidememeye başladı. Bu nedenle, gözden çıkarılması en kolay grup haline geldiler. İşverenler ‘Madem yasaklar var ve işçi, yazılı bir izin belgesi olmadan, herhangi bir izin belgesi için bir yere başvurmadan işe gelemiyor, o zaman gelmesin’ diye düşündüler. Zaten sigortasız oldukları için işten çıkarılmaları çok kolay” dedi.  

Kayıtsız çalışan Suriyeli mültecilerden A.(*), mültecilerin salgın nedeniyle işlerini kaybetmelerinin pek çok hayati probleme yol açtığını belirtiyor. İşlerini kaybettikleri ve yeni iş bulamadıkları için barınma ve beslenme gibi temel gereksinimlerini karşılamakta zorlanan mültecilerin olduğuna dikkat çeken N(*) ise “Salgın döneminde beslenme konusunda çok fazla mülteci oldu sıkıntı çeken. İşlerini kaybedince, ev kiralarını ödeyemediler, mutfaklarına erzak alamadılar. Belediyeler, STK’lar erzak yardımı yaptı ancak bunlar herkese ulaşmadı” diyor.

A.’nın salgın sürecinde mültecilerin yaşadıkları problemler konusunda üstünde durduğu diğer konu ise eğitim. A., çocuklarının bir yılı aşkın bir süre boyunca eğitime erişimde karşılaştıkları sorunları şöyle anlatıyor: “Eğitimde geri kaldı çocuklarımız. Türkçesi yeterli seviyede olmayan çocuklar Eğitim Bilişim Ağı’dan (EBA) faydalanamadı. Kaldı ki birçoğunun televizyonu, tableti, bilgisayarı yoktu. Bazı STK’lar, hayırseverler tablet dağıtarak yardımcı olmaya çalıştılar ancak interneti olmayan aileler de çok fazla. Hangi olmayanı var edeceksin? Bir evde internet, televizyon, tablet olsa bile birer tane var hepsinden. O da yardım olarak verilmiş zaten. Evde bir telefonun, bir televizyon ve tabletin olduğu dört çocuklu bir ailede çocuklar nasıl verimli eğitim alsın?”

Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Demir de salgın süreci boyunca mültecilerin en büyük sorununun eğitim alanında yaşandığı görüşünde. Uzun vadede hem bireysel hem de toplumsal zararın en büyüğünün bu süreçte eğitimde yaşanan zorluklardan kaynaklanacağının altını çizen Demir, “Çocukların en önemli sosyalleşme ortamları olan okuldan bir yılı aşkın süre uzak kalması mülteciler için daha da büyük bir sorun teşkil ediyor. Çünkü bu yalnızca örgün eğitimden geri kalmak değil. Bu durum, uyum sürecini de olumsuz etkilemiş, mültecilerin Türkiye’deki topluma entegrasyonuna zarar vermiş oldu. Çünkü bu bir yılda, ileride Türkiye’de kalacak olan mültecilerin topluma uyum süreci zarar gördü. Bu gerçek, uzun vadede toplum için de zararlı olacak” diye konuşuyor.

Demir ayrıca, salgın sürecinde birçok çocuğun sokaklarda çalışmak zorunda kaldığını belirtiyor: “Bizim yapmamız gereken çevrimiçi de olsa mülteci çocukların eğitimlerine devam etme konusunda özenli davranmaktı.”

(*) Güvenlik gerekçesiyle gerçek isim kullanılmamıştır. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus