Muhalefet liderleri açık oturumu çağrısı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope destekçileriyle düzenlediğimiz buluşmalarda ve izleyicilerimizden gelen mesajlarda muhalefet partilerinin liderlerinin katılacağı bir açık oturum yapmamız isteniyor. Giderek artan bu beklenti neden kaynaklanıyor? Böyle bir açık oturum mümkün mü?

Yayına hazırlayan: Kubilayhan Kavrazlı 

İyi günler. Son günlerde izleyicilerimizden, birbirinden farklı takipçilerimizden hep benzer bir talep geliyor ve bu giderek artıyor. Özellikle Medyascope‘a katkıda bulunan izleyicilerimiz ile yaptığımız sohbetlerde… Zoom üzerinden yapıyoruz, daha da yapacağız. Yakında YouTube‘da “Katıl” butonuna basarak katılanlarla da olacak benzer bir sohbet. Burada bizim karşımıza genellikle şu soru çıkıyor, aslında bir soru değil talep: “Muhalefet liderlerini neden bir araya getirip birlikte bir açık oturum yapmıyorsunuz?” diye bir soru var. Bu aslında bir talep. İsteniyor ki muhalefet liderleri birlikte, yan yana bir yayına çıksın ve burada, birtakım konularda aynı sorulara ayrı ayrı kendi cevaplarını versinler. Şimdi bu normal şartlarda, tabii ki muhalefet liderlerinin değil de, liderlerin açık oturumudur. 

Yeni kuşağın, yani “Z kuşağı”nın diyelim, yaşı yetmez; çünkü AKP iktidarı ile beraber özellikle bu tür çoklu yayınlar yapılmıyor. Eskiden, bizim çocukluğumuz, gençliğimiz ve gazeteciliğimin ilk yıllarında bunları değişik vesilelerle görürdük. Özellikle seçim önceleri olurdu ve TRT, özellikle bu konuda bir kamu yayıncılığı yapmak prensibiyle bunları yapardı. Belli bir tarihten itibaren artık bu yapılmıyor. Özellikle devlet televizyonlarını, devletin imkânlarını eline aldıktan sonra, AKP buraları, gerek TRT‘yi gerek Anadolu Ajansı’nı –TRT derken tabii çok sayıda kanal, televizyon kanalı ve radyoyu kastediyorum– esas olarak kendi kullanımına hasretmiş durumda. Onun dışındaki televizyonlardan gelen çağrıları da hep bir şekilde reddetti, iktidara geldikten sonra Adalet ve Kalkınma Partisi. Şimdi zaten büyük bir kısmını da tam anlamıyla denetimine almış durumda. Böyle bir şeye Erdoğan yanaşmıyor, istemiyor, ihtiyaç hissetmiyor. Yarın öbür gün iktidarı kaybederse tekrar böyle bir şeye talip olabilir; ama şu hâliyle, iktidar kendisindeyken, kimseyle tartışmak istemiyor. Böyle bir şeye yanaşmıyor. Özellikle anamuhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile. Ona sürekli olarak “Bay Kemal” diyerek, bir tür yukarıdan, hakaretâmiz bir üslûp ile yaklaşıyor. 

Normal şartlarda dünyanın birçok yerindeki demokrasilerde, farklı siyasî partiler, iktidar ve muhalefet partileri ortak platformlarda değişik vesilelerle, özellikle seçim vesilesiyle tartışmalar yaparlar. Ama Türkiye artık böyle bir ülke değil. Böyle bir ülke olmaktan çoktan çıktı. Dolayısıyla şimdi insanlar daha gerçekçi yaklaşıp, muhalefet liderlerinin birlikte çıkmasını istiyorlar. Buradaki temel arayış aslında farklı liderlerin belli konularda ne dediklerini duymak değil. Tabii ki o yönü de var, ama esas olarak istedikleri, muhalefet liderlerini bir arada görmek istiyorlar. Bir vesileyle yan yana görmek istiyorlar. Hepsini birlikte görmek istiyorlar. Şu âna kadar böyle bir fotoğraf herhangi bir bağlamda verilmiş değil bildiğim kadarıyla. Burada o fotoğrafın verilmesinin ötesinde, o fotoğrafı vererek muhalefet liderlerinin kendilerine bir tür –nasıl söyleyeyim?– bir söz vermelerini temenni ediyorlar. Bu da nedir? Birlikte hareket etme… Yani birlikte çıkacaklar, birlikte duracaklar, birlikte fotoğraf verecekler ve bu aynı zamanda onların birlikte seçime gireceği, birlikte hareket edecekleri –adı Millet İttifakı olarak mı kalır, yeni bir isim mi alır– ama o ittifakı oluşturduklarının kanıtı olarak istiyorlar. Dolayısıyla bu esas olarak bir temenni. Birlikte görmek istiyorlar. Fakat bu mümkün olamıyor. 

Tek tek cevap vermeye çalıştık. Kimi zaman e-postalara, kimi zaman dediğim o toplantılarda, buluşmalarda… Bir de buradan dile getirmek istiyorum. Bu, şu aşamada mümkün gözükmüyor. Bunun, ilk akla gelen nedeni HDP meselesi. HDP meselesi diyorum ama, aslında HDP meselesi demek ayıp bir şey; ama reel olarak baktığımız zaman böyle bir şey. HDP ile aynı kareye girmek istemeyen liderler var. Özellikle ilk akla gelen: İYİ Parti. İYİ Parti’nin HDP ile olan meselesi. HDP’nin İYİ Parti ile böyle bir meselesi yok anladığımız kadarıyla. Birlikte fotoğraf vermek, birlikte hareket etme konusunda rahatsızlıkları yok. Tabii ki tartışırlar, ama daha ilkesel olarak böyle bir şeyden rahatsız değiller. İYİ Parti’nin bunu açık açık deklare etmiş olduğunu da hatırlamıyorum. Değişik vesilelerle HDP konusunda açıklamaları, başta Meral Akşener olmak üzere birçok İYİ Parti yetkilisi yaptı. Fakat düşünüyoruz ki böyle bir çağrıda…, hadi biz bu çağrıyı burada yapmış olalım… Gerçekten çok iyi olur, hani biz yaparsak hele çok daha iyi olur. Mutlu da oluruz. Belki başka mecralarda bunu düşünüyor olabilirler; ama ilk akla gelen HDP meselesi. 

Biz, Medyascope olarak HDP’nin olmadığı böyle bir şeyi yapmayı istemeyiz. Yani HDP olmasın, diğerleri olsun… Kimlerden söz ediyoruz? Onu bir söyleyelim. Bu yayının kapağına da böyle bir fotoğraf hazırlıyoruz. Öncelikle Kemal Kılıçdaroğlu. Kemal Kılıçdaroğlu, aslında şu anda birbirleriyle değişik konularda çok ciddi sorunlar yaşayabilen, farklı farklı pozisyonlara sahip olan değişik muhalif partilerini ve liderlerini bir araya getirebilecek yegâne kişi. Yakın zamana kadar CHP, kendi içindeki sorunlarla uğraşıp cebelleşirken; şimdi CHP, tüm muhalefetin farklı sorunlarını tek bir potada yumuşatıcı bir rol oynamaya çalışıyor ve bunda da bayağı başarılı olduğu kanısındayım. Onun dışında tabii ki Meclis’te grubu olan iki parti: HDP ve İYİ Parti. Ardından, daha önce ilk Millet İttifakı’nda yer almış olan Saadet Partisi. Saadet Partisi’nin durumu özellikle Oğuzhan Asiltürk’ün girişimleri nedeniyle biraz muallak görünüyor olabilir. Fakat Medyascope‘ta yaptığımız yayında Temel Bey’in kendisinin de söylediği gibi, parti yönetimi olarak Cumhur İttifakı’na gitseler bile tabanın kendilerini takip etmeyeceğini çok iyi biliyorlar. Dolayısıyla onları da muhalefette düşünmek ilk akla gelen seçenek. Ardından, Gelecek ve Deva partileri. Yani Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan. Şimdi burada ilk akla gelen mesele tabii ki HDP meselesi. Bu, hele şu aşamada kolay kolay çözülebilecekmiş gibi gelmiyor. HDP’nin bir ittifakta açık bir şekilde, eşit bir şekilde yer alma ihtimali, başta İYİ Parti olmak üzere bazılarını ürkütebiliyor muhalefet içerisinde. Burada da en çok kaygı, iktidarın bunu kullanıyor olması, kullanacak olması ve de kendilerine gelmesi söz konusu olan milliyetçi hassasiyetine sahip oyların bu nedenle gelmeme ihtimâli. 

Bu, ilk akla gelen. Ama bir başka olay daha var: Özellikle yeni kurulmuş olan Gelecek ve DEVA partilerinin, kendilerini kanıtlama, kendi kurumsal kimliklerini inşa etme diye bir meseleleri var. Daha çok yeni partiler. Dikkat edilirse, HDP konusundaki duruşları bir İYİ Parti kadar dışlayıcı değil, ama gerek Davutoğlu gerekse Ali Babacan, genel olarak ittifak konusunda –yani Millet İttifakı ya da Muhalefet Bloku ya da Demokrasi İttifakı, adına ne derseniz deyin–, bu konuda çok bağlayıcı lâflar etmemeye çalışıyorlar. Çünkü şu aşamada onların önündeki mesele esas olarak kendilerini parti olarak kanıtlamak. Böyle bir Gelecek Partisi deyince, önce bir Gelecek Partisi’nin ne olduğunu göstermek, ardından onun ile bir ittifak sürecine girmek. Ya da aynı şekilde DEVA için söz konusu. İYİ Parti artık bu eşiği büyük ölçüde aşmış durumda. Bu aşmayı da büyük ölçüde Meral Akşener’e borçlu. Aslında İYİ Parti’de bir parti kimliğinin tam olarak inşa edilmiş olduğunu açıkçası sanmıyorum. Fakat Meral Akşener ile özdeşleşmiş bir İYİ Parti imajı var ve bu genellikle kendileri açısından olumlu bir noktada. Kamuoyu araştırmalarında da, İYİ Parti’ye olan ilginin azalmadığı tam tersine arttığı yolunda bulgular var. Dolayısıyla bir HDP sorunu var, bir diğer sorun olarak da yeni partilerin kendi kimliklerini inşa etme meseleleri var…

Şunu düşünüyorum: Şu aşamada böyle bir çağrıyı yapmanın –ki yapıyoruz– bir anlamı var. Ama şu aşamada buna bir hızlı cevabın, olumlu cevabın geleceğini düşünmek biraz fazla iyi niyetlilik olur. Çünkü her şeyden önce bunu gerektirecek bir durumun olmadığını söyleyecektir değişik muhalefet partileri ya da muhalif liderler. 

Diyelim ki Türkiye bir seçim sürecine gidiyor… Ve diyelim ki iktidar –bazılarının iddiasına göre bu sonbaharda– seçim konusunda bir karar verdi, bir açıklama yaptı. O zaman işte bu tür seçenekler, birlikte yayına çıkma, birlikte fotoğraf verme seçeneklerinin daha ciddi bir şekilde gündeme geleceğini ve daha hızlı bir şekilde karara bağlanabileceğini ve hatta olabileceğini düşünüyorum. Yani tekrar söyleyecek olursak… Farz edelim önümüzdeki günlerde, yakın zamanda seçimin Eylül 2021’de olacağına karar verildi. O zaman biz, çok geçmeden böyle bir şey için kolları sıvayabiliriz. Başkaları da sıvayacaktır muhtemelen. Ve birimiz –tercihen biz tabii ki– bunu gerçekleştiririz. Bunun teknik yönleri çok önemli değil. Bunu bir şekilde hallederiz. Gerekirse yer kiralarız vs. ona göre bir şekilde. Ya da var olan imkânlarımız ile bunu yapmanın bir yolunu buluruz. Önemli olan bu fotoğrafın verilmesi. Ve kendilerini muhalefette gören insanlar, AKP ve Erdoğan iktidarının gitmesini arzulayan insanlar, böyle bir morale ihtiyaç duyuyorlar. O moralin, o fotoğraf ile kendilerine güven geleceğini düşünüyorlar. 

Çünkü çok açık bir gerçek var: Tek tek muhalefet partilerinin hiçbirisi, Cumhur İttifakı’na karşı kazanma şansına sahip değil. İlginçtir; bütün yaşananlara rağmen, bütün ekonomik sorunlara rağmen, salgında yaşanan ve artık felaket boyutlarına varan bütün fiyaskoya rağmen, hâlâ kamuoyu yoklamalarında seçmenin çok ciddi bir kesiminin kararsız olduğu gözüküyor. Kime oy vereceğini bilemediği gözüküyor. Buradaki kararsızlığın bana göre en önemli nedeni muhalefetin nasıl bir profil çizeceği konusunda insanların tam olarak ikna olmaması. Ete kemiğe bürünmüş, ekibi ve bileşenleri ile ortaya çıkan ve gerçekten Erdoğan’a karşı kazanabileceğini gösteren bir muhalefet şu hâliyle gözükmüyor birçokları açısından. Ve dolayısıyla Erdoğan’ın, Erdoğan’ın iktidarının gitmesini arzulasalar bile, muhalefetten yeterince bir umut görmedikleri için bu konuda henüz sorulduğu zaman tercihlerini açık bir şekilde beyan etmiyorlar. Burada, işte bu tür yan yana gelmeler değişik vesilelerle –bahane de diyebiliriz–, değişik bahanelerle yan yana gelmeler, pekâlâ muhalefetin bir şeyleri gerçekten değiştirebileceğini insanların düşünmesine yardımcı olabilir. 

Bakın: 128 milyar dolar olayı… Muhalefet ne zamandan beri bu kadar etkili bir şey yapmamıştı. CHP daha çok taşıyor gözüküyor, ama diğer muhalefet partileri de bir ucundan tutuyorlar. Ve iktidar sözcüleri, sürekli olarak bu konuda cevap vermeye çalışıyorlar. En son Nurettin Canikli bir açıklama yaptı ve artık kabul etti. Gerçekten bu paraların piyasayı kontrol etmek için kullanıldığını söyledi. İddiaya göre bu paralar, altın olarak evlere dağıldı. Yarın öbür gün Erdoğan’ın sürekli olarak yastık altındaki paraları, altınları piyasaya çağırdığı düşünülürse buradan önümüzdeki günlerde yeni bir şeyin de, hamlenin de iktidardan gelmesini bekleyebiliriz — bu paraları yeniden sisteme sokmak için. Ama 128 milyar dolar olayı, açık bir şekilde muhalefetin sahici meseleleri dillendirdiğinde ve birbirleriyle koordineli bir şekilde bunu yaptığında iktidarı nasıl zor durumda bırakabileceğini gösteriyor. Bugün mesela Devlet Bahçeli, grup toplantısında 128 milyar dolar konusunda verdiği cevapta, bu paraya bir şey olmadığını söyledi — ki Nurettin Canikli, tam tersine, paranın olduğunu doğruluyor. Her neyse, o da ona karşılık 104 emekli amiral konusunda bunu onunla dengelemeye çalıştı. Bu da, muhalefetin sahici konuları dile getirmesi hâlinde iktidarın ne kadar âciz kaldığını, çaresiz kaldığını gösteriyor. Şu hâliyle baktığımız zaman, ülkeyi yöneten ittifakın en büyük gücü, muhalefetin birbirinden farklı olması ve birlik havasını tam olarak verememesi. Ve bunun asla gerçekleşmeyeceğini düşünüyor, umuyor ve gerçekleşmemesi için ellerinden gelen her türlü fırsatı ve imkânı değerlendirmeye çalışıyorlar ülkeyi yönetenler. Yoksa, dikkat edilirse, Türkiye’de insanların, sadece sahici sorunlarına sahici çözümler üretme noktasında diyelim, iktidarının bileşenlerinin pek bir –nasıl diyelim?– pek bir çabaları yok, ya da diyebilecek bir şeyleri yok. 

Tek güvenceleri muhalefetin savrukluğu, dağınıklığı, bir araya gelememe ihtimâli. Dolayısıyla muhalefet bir araya gelebileceğini gösterdiği andan itibaren birçok insan, tereddütte olan insan da Türkiye’de bir şeylerin değişebileceğini, olumlu anlamda değişebileceğine inanacaktır. Bu neden ile son günlerde bize, Medyascope‘a gelen, muhalefet liderlerinin birlikte bir yayına çıkması çağrısının, bu birlik ve beraberliği bir an önce gösterme çağrısı olarak görmek lâzım. Ama gerçekçi olmak da lâzım. Şu aşamada bunun gerçekleşmesi çok mümkün gözükmüyor. Ama ülke seçim atmosferine girerse, bu konu tekrar gündeme gelecektir. Ve muhtemelen Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir tür arabuluculuğu ile, kolaylaştırıcılığıyla bu tür fotoğrafları birlikte verme, birlikte fotoğraf verme olaylarını muhalefet, eğer Türkiye seçim ânına girerse, seçim atmosferine girerse verecektir diye tahmin ediyorum. Ama şunu özellikle vurgulamak lâzım: İktidarın bu fotoğrafı, bu yan yana duruşu engellemek için elinden geleni ardına koymayacağını da aklımızın bir köşesinde tutmakta yarar var. 

Evet, tekrar sizlerden bağımsız ve özgür medyanın varlığını sürdürmesine, daha güçlü sürdürmesine katkınızı, katkılarınızı ve var olan katkılarınızı artırmanızı temenni ediyorum. Söyleyeceklerim bu kadar. İyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus