İstanbul Bilgi Üniversitesi “Algoritmik Propaganda Çağında Siyasal İletişim” konferansı düzenlendi: “Sağlık ve bilimi siyasetten ayıramamaya başladık, bu aşırı sağın yükselişi ve popülizm ile ilişkili”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Ankara Büyükelçiliği’nin destekleriyle düzenlenen “Algoritmik Propaganda Çağında Siyasal İletişim” başlıklı konferansta algoritmik propaganda, yanıltıcı bilgilerin sosyal medya platformları üzerinden kasıtlı olarak dağıtımı için yazılım ve otomasyonların kullanılması konuları ele alındı. Birçok ulusal ve uluslararası uzman akademisyen, gazeteci, sivil toplum temsilcisi ve aktivistin katıldığı çevrimiçi konferans, 6-7 Mayıs günlerinde yapıldı. Algoritmik propagandanın, Türkiye ve Ortadoğu bölgesindeki kamuoyu etkisine dair bilimsel bakış açıları sunmak amacıyla düzenlenen konferansta, alanında uzman akademisyen ve araştırmacıların konuşmalarının yanı sıra, yuvarlak masa buluşmalarında siyasal iletişim tartışıldı.  

7 Mayıs’ta yapılan ilk yuvarlak masa oturumunda Dr. Sarphan Uzunoğlu moderatörlüğünde “Fact-Checking, Gazetecilik ve Demokrasi” konusu ele alındı. Konuşmacılar ise Banu AkdenizliAkın ÜnverOnur VarolOnur MatGülin ÇavuşKoray KaplıcaTırşe Erbaysal Filibeli ve İsmail Hakkı Polat idi.

Banu Akdenizli: “Doğrulama faaliyetleri siyaset, sağlık ve bilim ile ilişkili”

Oturum, Sarphan Uzunoğlu’nun sorularıyla başladı. Uzunoğlu, günümüzde doğrulama faaliyetlerinin günlük siyasi içeriklerden bilim ve sağlık gibi alanlara kaydığını belirtti ve konuşmacılara “Fact-checking organizasyonlarının bilim ve sağlık alanına kayışı, bu organizasyonları politika alanında düzenlemenin önüne mi geçiyor, yoksa sağlık ve bilim alanları da gerçek alan ile ilgili mi?” sorusunu yöneltti. Katar’daki Northwestern Üniversitesi’nden iletişim profesörü Banu Akdenizli doğrulama faaliyetlerinin siyaset, sağlık ve bilim ile ilişkili olduğunu söyledi. Akdenizli, şöyle devam etti:

“Gördüğümüz üzere son dönemde yaşadıklarımız bütün ülkelerde, sağlık ile bilimin son derece politik bir şey olduğunu gösterdi. Koronavirüs her sınıfı ve her ülkeyi ayrı ayrı etkiledi. Özellikle, bilgi kirliliğinin ve paniğin çok olduğu zamanlarda komplo teorilerinin ve yanlış bilginin ne kadar çabuk yayıldığını gördük. Dolayısıyla doğrulama faaliyetleri siyaset, sağlık ve bilim ile ilişkili. Türkiye’de de doğrulama faaliyetleri yine bir sağlık sorunuyla başlamıştı.” 

Koray Kaplıca: “Sağlık ve bilimi siyasetten ayıramamaya başladık”

İzlemedeyiz Derneği ve Doğruluk Payı projesinin kurucu kadrosunda yer alan Koray Kaplıca da Banu Akdenizli’ye katıldığını belirterek, sağlık ve bilimin siyasetten ayrılmadığı bir dönemde olduğumuzu söyledi:

“Sağlık ve bilimi siyasetten ayıramamaya başladık. Bunun aşırı sağın yükselişi ve popülizm ile ilişki olabileceğini düşünüyorum. Özellikle Trump ve Brexit döneminde siyaset söyleminin başka alanlarda da üretim yaptığını, yanlış bilgi kampanyalarını oluşturduğunu görüyoruz.”

Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’nden Dr. Onur Varol, diğer konuşmacılar gibi sağlık alanının siyasetten uzak olmadığını dile getirdi: “Sağlıkta son dönemde doğrulama alanında çalışmalar var ama bunu politika alanından ayırmak doğru değil. Bunlar birbirine bağlı şeyler. Ne mutlu ki Türkiye’de bunun örneğini çok görmüyoruz ama Amerika Birleşik Devletleri’ne baktığımız zaman aşı karşıtı yaklaşımların Cumhuriyetçi Parti’ye verilen oy oranıyla ilgili olduğunu görüyoruz.”

Sarphan Uzunoğlu: “Devletlerin fact-checking alanına girmesine nasıl bakıyorsunuz?”

Dr. Sarphan Uzunoğlu, hedefi enformasyon ekosistemini yanlış bilgiden arındırmanın dışında olan kâr ya da politik güç elde etme odaklı yeni doğrulamacıların ortaya çıktığını söyledi ve konuşmacılara bu konudaki fikirlerini sordu:

“Doğruluk Payı’nın ve İzlemedeyiz Derneği’nin kurucusu Baybars Örsek ile bir araştırma için konuşurken, hedefi yanlış bilgiden arınmanın dışında olan kâr ya da politik güç elde etme odaklı yeni doğrulamacıların ortaya çıktığını söyledi. Gerçekten de görüştüğümüz doğrulama yapanlar bunu söylüyordu. Siz böyle bir dönemde devletlerin de alana girmesine nasıl bakıyorsunuz, düşünüldüğünde sizce fact-checking alanına nasıl bakıyorsunuz, devletlerin girişi bir güvenilirlik tehdidiyle karşı karşıya mı?”

Akın Ünver: “Sadece bir doğrulama pratiğinden bahsetmek güç, burada yeni bir iletişim alanından bahsediyoruz”

Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Dr. Akın Ünver‘e göre, devletlerin ve şirketlerin bu alana girmesi doğrulama kuruluşlarının başarısı. Bu noktada sadece bir doğrulama pratiğinden bahsetmenin güç olduğunu söyleyen Ünver, yeni bir iletişim alanının da doğduğunu belirtti:

“Sadece devletler değil özel şirketlerin de fact-checking işine girdiğini görüyoruz. Bu tabii orijinal doğrulama kuruluşlarının işlerini ne kadar iyi yaptığının göstergesi. Öyle bir etki ve dalga yaratıyorlar ki daha büyük kaynaklara sahip devletler ve şirketler bu trenin peşine takılmak zorunda hissediyorlar kendilerini. Burada sadece bir doğrulama pratiğinden bahsetmek güç, burada yeni bir iletişim alanından bahsediyoruz. Siyasal, toplumsal ve sosyal yeni bir iletişim kanalı.”

İsmail Hakkı Polat: “Yeni medya okuryazarlığını ötelersek bu işten zararlı çıkarız”

Kadir Has Üniversitesi Yeni Medya Bölümü Öğretim Üyesi İsmail Hakkı Polat da yeni medya okuryazarlığının önemine dikkat çekti. Doğrulama kuruluşlarının her konuya yetişemediğini söyleyen Polat, “Burada metodolojik olarak aslında bizim gelmemiz gereken nokta kullanıcının, okurun yani bireyin kendisi” dedi ve şöyle devam etti:

“Toplanmamızın adına yuvarlak masa gibi ‘post truth’ bir kavram verdiğimize göre siyaset-bilim ilişkisini bir potada da eritebiliriz, ayırabiliriz. Doğrulama çok kıymetli bir şey ama bizim olaylarımızı çözebilecek büyüklükte mi ya da hepsine birden merhem olacak nicel ve nitel durumda mı? Onu bilmiyoruz. İki hafta önce Thodex olayında gazetecinin biri çıktı ve kuyuya ‘2 milyar dolar’ diye bir taş attı, ayıklayabilirseniz ayıklayın. 2 milyar dolar, dünyadaki bütün kripto varlıkların binde biri. Türkiye’de ilk beşe bile giremeyen borsanın sahibi bunu bir flash belleğine alıp gidebilecek mi? Bunu söyleyen kişi de ekonomi müdürü. Doğrulama elbette 5N1K’nın içinde ama medyanın hali zaten kötü, doğrulama kuruluşları her şeye yetişemiyor. Dünya giderek gençlerin üzerinden çeşitleniyor ve konuşulacak şeyler artıyor. Dolayısıyla burada metodolojik olarak aslında bizim gelmemiz gereken nokta kullanıcının, okurun yani bireyin kendisi. Yeni medya okuryazarlığını ötelersek bu işten zararlı çıkarız.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus