Bernie Sanders: “ABD, Ortadoğu’da tarafsız ve eşit bir yaklaşımı desteklemelidir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bu yazı eski ABD Temsilciler Meclisi üyesi ve 2007 yılından beri Vermont senatörü Bernie Sanders tarafından kaleme alınmış olup, orijinali New York Times’ta yayımlanmıştır .

“İsrail, kendini savunma hakkına sahiptir.”

Ne zaman İsrail hükümeti Gazze’den gelen füzelere devasa ordusuyla karşılık verse hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi hükümetlerden bu cümleyi duyuyoruz.

Şu konuda net olalım: Hiç kimse İsrail’in ya da herhangi bir devletin meşru müdafaa veya kendi vatandaşını savunma hakkı yoktur demiyor. Peki, aynı cümleleri yıllardır her savaştan sonra duyuyoruz? Ve neden “Filistin halkının hakları ne olacak” sorusunu asla duymuyoruz?

Böylesine bir kriz anında Amerika Birleşik Devletleri derhal bir ateşkes çağrısında bulunmalı. Şunu da anlamamız gerekiyor: Her ne kadar Hamas’ın İsrail halkı üzerine fırlattığı roketler kesinlikle kabul edilemez olsa da bugünkü çatışma bu roketler yüzünden başlamadı.

Kudüs’ün Şeyh Cerrah mahallesinde yaşayan Filistinli aileler, zorla yerlerinden edilmelerini kolaylaştırmak için tasarlanmış bir hukuk sisteminin içerisinde uzun yıllardır tahliye tehdidiyle yaşıyorlar. Ve son haftalarda da aşırılık yanlısı İsrailli yerleşimciler bu aileleri yerlerinden etmek için teşebbüslerini artırdılar.

Maalesef ki zoraki tahliyeler, daha geniş siyasi ve ekonomik baskının yalnızca bir parçası. Son birkaç yıldır İsrail’in Batı Şeria’da ve Doğu Kudüs’teki işgalini genişlettiğini, Filistinli halkların hayatını inanılmaz derecede olumsuz etkileyen Gazze’yi ablukaya alma politikasını devam ettirdiğini görüyoruz. 2 milyon nüfusa sahip Gazze’de gençlerin yüzde 70’i işsiz ve geleceğe dair çok az umuda sahipler.

Dahası, Binyamin Netanyahu hükümetinin İsrail’in Filistinli vatandaşlarını marjinalize edip şeytanlaştırdığına, iki devletli çözüm ihtimalini ortadan kaldırmak için yerleşimci politikaları benimsemesine ve İsrail’in İsrailli ve Filistinli vatandaşları arasındaki yapısal eşitsizliği sürdürmek için yeni yasalar geçirdiğine şahit olduk.

Bu sebeplerin hiçbiri ne Hamas’ın Kudüs’teki karışıklıktan faydalanmak için gerçekleştirdiği roket saldırılarına ne de yakın zaman içinde aslında yıllar önce yapılması gereken seçimleri erteleyen yolsuz ve işlevsiz Mahmud Abbas hükümetinin hatalarına meşruiyet sağlar.

10 seneden uzun bir süredir iktidarda olan Netanyahu hükümeti, şiddeti giderek artan bir şekilde hoşgörüsüz ve otoriter bir milliyetçilik türü geliştirdi. İktidarda kalmak ve hakkındaki yolsuzluk davalarından kaçmak için harcadığı hummalı çaba içerisinde Itamar Ben Gvir ve onun radikal partisiyle koalisyon kurması gibi politikaları, bu güçlere meşruiyet sağladı. Filistinliler’e sokaklarda saldıran ırkçı kalabalıkların İsrail Parlamentosu’nda artık bir temsiliyete sahip olduğunu görmek üzücü ve şoke edici.

Bu tip tehlikeli politik trendler İsrail’e mahsus değil. Avrupa’da, Asya’da, Güney Amerika ve ülkemiz Amerika Birleşik Devletleri’nde de benzer otoriter milliyetçi akımlara şahit olduk. Bu akımlar, geniş bir kesime refah ve barış sağlamak yerine ufak bir yolsuz azınlığa güç sağlamak için etnik ve ırksal nefretleri istismar ediyor. Bu akımların geçen son dört yılda Beyaz Saray’da bir dostları vardı.

Bütün bunlar yaşanırken, toplumu insani ihtiyaçlar ve siyasi eşitlik üzerine kurmak isteyen yeni bir aktivist jenerasyonun yükselişine şahit oluyoruz. Aynı aktivistler geçen yaz George Floyd cinayetinin ardından Amerikan sokaklarındaydı. Benzerlerini İsrail’de de görüyoruz, Filistin’de de.

Amerika Birleşik Devletleri yeni başkanıyla beraber demokrasi ve adalete dayalı yeni bir yaklaşımı dünyada inşa edebilme imkanına sahip. İster fakir ülkelere ihtiyacı olan aşıyı dağıtmak, isterse dünyaya iklim krizinde önderlik etmekten demokrasi ve insan hakları adına mücadele etmeye olsun, Amerika Birleşik Devletleri çatışma yerine işbirliğini önce çıkararak dünyaya önderlik etmeli.

Senede 4 milyar dolar yardım yaptığımız İsrailli Ortadoğu’da, Netanyahu hükümetinin ırkçı ve demokratik olmayan politikalarının daha fazla destekçisi olamayız. Yönümüzü değiştirmeli ve sivillerin korunması konusunda uluslararası hukuku ve Amerikan ordusu yardımlarının hiçbiri, herhangi bir insan hakları ihlaline sebebiyet vermemeli diyen ABD iç hukukunu güçlendiren, tarafsız ve eşit bir yaklaşımı benimsemeliyiz.

Bu yaklaşım, İsrail’in güvenli ve barış içerisinde yaşama hakkına sahip olduğunu kabul etmelidir ancak Filistinliler için de öyle. Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrailliler’e ve Filistinliler’e böyle bir geleceği inşa etmeleri konusunda yardım etmede önemli bir rol oynayacağına şiddetle inanıyorum. Ancak Amerika Birleşik Devletleri dünyada insan hakları konusunda güvenilir bir aktör olacaksa, politik açıdan zor olsa bile uluslararası insan hakları standartlarını tutarlı bir şekilde korumalıyız. Filistinliler’in haklarının önemli olduğunu kabul etmeliyiz. Filistinliler’in yaşamı önemlidir.

Çeviri: Mehmet Yaşar Altundağ 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus