Gezi davasında Osman Kavala’nın tutukluluk haline oyçokluğu ile devam kararı verildi, bir sonraki duruşma 6 Ağustos’ta

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yeniden başlayan Gezi davasının ilk duruşmasında iş insanı Osman Kavala’nın tutukluluk halinin, mahkeme başkanının karşı oyuna rağmen oyçokluğu ile devamı kararı alındı. Birleştirme talep edilen Çarşı davasının dosyasının ilgili mahkemeden istenmesine karar verildi.

Beraat kararlarının bozulmasının ardından yeniden başlayan Gezi davasının ilk duruşması bugün (21 Mayıs) Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.

Davada yargılananlardan Osman Kavala, tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya bağlanırken Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Mücella Yapıcı ise duruşma salonunda yer aldı.

Duruşmada sanıklar ve avukatları söz aldı.  Birleştirme talebinin reddi ve Kavala’nın tahliyesi talepleri dile getirildi. Duruşma sonundaki ara kararda, Kavala’nın tutukluluğuna oyçokluğu ile devam kararı verildi. Mahkeme başkanı karara muhalif kaldığını söyledi. Heyet ayrıca birleştirilmesi istenen Çarşı davasına ait dosyanın incelenmek üzere ilgili mahkemeden istenmesine karar verdi. Mahkeme başkanı, birleştirmenin gerçekleşmesi halinde bunun Çarşı davasının görüldüğü 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde olacağını belirtti. Gelecek duruşma 6 Ağustos 2021’de yapılacak.

Yapıcı: Aynı davadan iki kere beraat ettim

Duruşmada önce sanıklara ve avukatlara bozma kararına karşı sözleri soruldu.  Mücella YapıcıBen aynı davadan iki kere beraat ettim. Bu kararın [bozma kararı] derhal geri alınmasını ve beraatımı talep ediyorum” dedi.

Can Atalay bozma sonrası serbestlik uyarınca beraat kararı verilebileceğini söyledi, birleşme kararına uymama çağrısı yaptı:

“Bu haksızlığı savcıların eleştirmesi ve kabul etmemesi gerektiğini düşünüyorum. Birleştirmeye muvafakat etmeyiniz. Bozma ve uyma sonrası serbestlik ilkesi gereğince karar verecek tek makam sizsiniz. Gezi direnişi bu ülkenin, bizim insanlarımızın kendi kaderine sahip çıkma iradesidir. Eşitlik, özgürlük, adalet umududur. Bu iddianameler Fethullahçı çete ile suç ortaklığıdır. Biz Gezi’yi savunmaya devam edeceğiz.“

Tayfun Kahraman bu dosyada hukuka dayanan bir iddia olmadığını söyledi:

“Gerçeklere dayanmayan, hukuki yolla elde edilmeyen delillerle iddianame oluşturulmuş. Gezi direnişine katılanlar bizim nezdimizde yargılanmakta. Bu sürecin yargılanması kabul edilemez. Beraat kararında ısrarcı olmanızı bekliyoruz. Yeniden yargılanma süreci olursa birleştirmeye de muvafakat vermeyin.”

SEGBİS ile duruşmaya bağlanan Osman Kavala, “Beraat kararının bozulması davaların birleştirilmesi için atılmış bir adımdır” dedi ve şöyle devam etti:

“Davaların birleştirilmesi de sekiz yıl önce algı yaratmak için hazırlanmış ama mahkemelerin verdiği beraat kararıyla inandırıcılığını kaybetmiş bir senaryoyu canlandırma teşebbüsü olacaktır.”

Sanıkların ardından söz alan avukatlar, bozma kararına katılmadıklarını belirtti.

Kavala: “Birleştirme ile yargı süreci yeni bir aşamaya girecek

Savcı, mütalaasında yakalama kararı olan kişiler hakkındaki kararın infazının beklenmesini, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin bu dosya ile birleştirilmesini istediği Çarşı davasının dosyasının incelenmek üzere istenmesini ve Kavala’nın tutukluluk halinin devamını istedi.

Osman Kavala, tutukluluk halinin devamına dair mütalaaya ilişkin söz aldı. Kavala şöyle konuştu:

“Davaların birleştirilmesiyle, Gezi olaylarının hükümeti devirmeye yönelik bir komplo olduğu senaryosu temelinde 3,5 yıl önce başlayan yargı süreci yeni bir aşamaya girecek. Daha önce hatırlattığım gibi, Gezi iddianamesi senaryosunun telifi FETÖ üyeliğinden yargılanan emniyet ve yargı mensuplarına ait. İddianamenin ekinde bulunan 14 ve 15 Haziran 2013 tarihli yazılardan görüleceği gibi, Gezi olaylarının benim başaktörlerinden olduğum bir komplo olduğu kurgusu Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nda üretilmiş. Adalet dışı gerekçelerle gerçekleştirilen ve adaleti yanıltmak amacıyla kullanılan hukuksuz dinlemeleri yapanlar da aynı ekip. Gezi protestolarının bir komplo olduğu kurgusu iktidarca benimsendiği ve siyaseten kullanıldığı için, bu anlatıya ters düşen beraat kararlarının bozulması benim için şaşırtıcı olmadı.

Gene bu anlatı gereği, bir komplo olarak Gezi protestolarını planladığım, yönettiğim ve finanse ettiğim algısının canlı tutulması için, aleyhime hiçbir delil olmamasına rağmen, Gezi davasından beraat etmiş olmama rağmen, AİHM’nin tutuklanmamın hak ihlali olduğuna hükmetmesi ve derhal serbest bırakılmamı talep etmesine rağmen, cezaevinde tutulmam gerekli görüldü. Suçlamalar değişiyor, bayrak yarışlarında bayrağın elden ele geçmesi gibi farklı yargıçlar ve mahkemeler yere düşürmeden tutukluluğumu birbirlerine geçiriyorlar.

AİHM kararının etrafından dolanmak için icat edilmiş olduğu aleni hale gelmiş olan casusluk suçlamasıyla ilgili hiçbir bulgu olmadığını iddianameyi hazırlayan savcı da biliyor, hatta itiraf ediyor. Bir taraftan bu durumu, casusluk faaliyetlerinin çok gizli yürütülmüş olmasıyla açıklıyor. Arthur Miller’ın McCarthy döneminde kaleme aldığı “Cadı Kazanı” adlı oyunda, savcının doğası gereği görülemeyecek bir faaliyet olduğundan cadılık suçlaması için delil ve tanık aranmasına gerek olmadığını söylemesi gibi.

Diğer taraftan da, sivil toplum kuruluşlarının casusluk için kullanıldığına dair demokrasi karşıtı bir komplo teorisine başvurarak, sözlük anlamından farklı bir casusluk suçu kavramı geliştiriyor. İddianamedeki casusluk tanımı, yasalarımızdakinden oldukça farklı. Muğlaklığı ve keyfi uygulamalara müsait olması bakımından Almanya’da Nazi döneminde casusluk suçlamaları için kullanılan ‘Landesverrat’, yani devlete ihanet kavramını hatırlatıyor. O dönem Almanyası’nda halkın vicdanına uygun biçimde hareket etmediği için cezalandırılması düşünülen kişinin eylemi yasalardaki suç tanımına girmiyor ise yargıcın görevi en kullanışlı yasayı seçerek o kişiyi cezalandırmaktı. Siyaset yargı sürecinin her aşamasında etkiliydi, halkın vicdanının ne olması gerektiğini belirlemekte, hatalı bulduğu mahkeme kararlarını düzeltmekteydi. Örneğin Nazi rejimini eleştiren rahip Martin Niemöller’in beraat kararı siyaset tarafından sakıncalı bulunduğundan, kendisi savaş bitene kadar toplama kampında tutulmuştu.

 1947 yılında yürütülmüş olan Nazi dönemi yargıç ve savcılarının yargılandığı Adalet Davası’nda ‘Suikastçının hançeri, yargı görevlisinin cübbesi altında gizlenmişti’  değerlendirilmesi yapılmıştı.

AİHM’in tespit ettiği gibi yetkiyi kötüye kullanarak kişiyi özgürlüğünden mahrum bırakmak ve bu davranışı devam ettirebilmek için yasaların dışına çıkarak adaleti yanıltmak da yukarıdaki değerlendirmeyi düşündürmektedir. Mahkemenizin bu eyleme son vereceğini ümit ediyorum.”

Kavala’nın avukatları da iddianamedeki suçlamaların delilsiz olduğunu, suçun unsurunun oluşmadığını ancak müvekkillerinin dört yıldır tutuklu bulunduğunu söyledi ve tahliyesini talep etti.

Ne olmuştu?

Mahkeme, 18 Şubat 2020’de Osman Kavala, Ayşe Mücella Yapıcı, Şerafettin Can Atalay, Tayfun Kahraman, Ali Hakan Altınay, Yiğit Aksakoğlu, Yiğit Ali Ekmekçi, Çiğdem Mater Utku ve Mine Özerden hakkında beraat ve tutuklu sanık Osman Kavala’nın tahliyesine karar vermişti. Yurtdışındaki sanıklar Can Dündar, Memet Ali Alabora, Ayşe Pınar Alabora, Gökçe Tüylüoğlu, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu ve İnanç Ekmekçi‘nin dosyalarını ise ayırmıştı. Osman Kavala tahliye kararı verildiği gün başka bir suçlama yöneltilerek tekrar tutuklanmıştı. İstinaf Mahkemesi Ocak 2021’de beraat kararlarını bozdu. Şubat 2021’de Kavala’nın “casusluk” suçlamasıyla yargılandığı dava dosyası Gezi davası ile birleştirildi. Nisan 2021’de yurtdışındaki sanıkların dosyası da ana dosya ile birleştirildi.

Yargılanan 16 kişi hakkında “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, mala zarar verme, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi, ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme, nitelikli yağma, nitelikli yaralama, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet” suçlamalarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.

Öte yandan, Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Çarşı davasındaki beraat kararını bozarken Gezi davası ile birleştirilmesini de talep etti.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus