Toplum Sedat Peker videoları hakkında ne düşünüyor? Özer Sencar ile söyleşi

Metropoll Araştırma Başkanı Özer Sencar ile, sekizinci videosunun ardından toplumda Sedat Peker algısını, ayrıca muhalefetin ortak aday belirlemesi eksenindeki tartışmaları konuştuk.

Yayına hazırlayan: Zübeyde Beyaz

Ruşen Çakır: Merhaba iyi günler, Metropoll Araştırma’nın başkanı Özer Sencar ile birlikteyiz. Son yaptıkları araştırmada Sedat Peker’i sordular; kendisiyle oradaki bulguları konuşacağız. Özer Bey, merhaba.

Özer Sencar: Merhaba, iyi yayınlar.

Ruşen Çakır: Sizi bulmuşken tabii sadece Sedat Peker’le bırakmayacağım. Özellikle muhalefetin adayları meselesi çok sizin kıta sahanlığınıza giriyor, onu ama sona saklayalım. En çarpıcı bulgular tabii ki Sedat Peker ile ilgili. Bildiğim kadarıyla sekizinci videonun ardından bir saha çalışması yaptınız. Anlatır mısınız, nasıl bir çalışmaydı, ne zaman yaptınız?

Özer Sencar: Bu bizim normal olarak her ay yaptığımız araştırmanın Mayıs versiyonu, Mayıs ayı için yaptığımız araştırma. Normalde 15 ile 20’si arasında alana çıkmak geleneğimiz var, ancak yetiştirebiliyoruz. Ama bu ay sekizinci videodan sonra, Sayın Erdoğan ve Sayın Bahçeli’nin grup konuşmalarını da alalım dedik ve Erdoğan’ın grup konuşmasında bu videonun üzerinde konuşmasından sonra, 24-26 Mayıs tarihleri arasında alana çıktık. Dolayısıyla ölçümlerde sekiz videonun etkisi, Bahçeli’nin ve Sayın Erdoğan’ın konuşmalarının etkisini yansıtıyor olabiliriz.

Ruşen Çakır: Peki, burada bugün haberiniz olmuştur, Sedat Peker yine videolarını erteledi, ama Twitter’ı bayağı kullanıyor. Bir yerinde takipçilerine hitâben diyor ki: “Ülkede yaşayanların %37’si videolardan habersiz diye sinirleniyorsunuz, bu çok normal ve doğal bir şey, boşuna sinirlenmeyin”. Sizin araştırmaya atıfta bulunuyor, %37 videolardan habersiz. Açıkçası, bu %37 oranının daha yüksek olması beni şaşırtmazdı. Bugünün Türkiye’sinde, medyanın bu kadar iktidar kontrolünde olduğu bir Türkiye’de, %63’ün haberdar olması bile çok büyük bir rakam, bana öyle geliyor, katılır mısınız?

Özer Sencar: Katılmıyorum; sebebi şu: Birincisi, bir ay gibi bir süre içerisinde sekiz video paylaştı ve bunların bütün mecralardaki tıklanma oranı veyahut da dinlenme oranı neredeyse Türkiye’deki nüfustan fazlaya ulaştı. Her birinin 8-15 milyon defa tıklandığını biliyoruz. Dolayısıyla bu birinci husus: Çok ilgi gördü. İkinci husus benim asıl dikkatimi çeken husus, normal şartlarda normal bir ülkede, Peker’in bu kadar ilgi görmesi beklenmezdi; ama Türkiye’de çok güçlü bir iktidar var, iktidarla ilgili bu “yıkılamaz, yenilemez, her şeye hâkim” algısı var ve bunun karşısında da güçlü olmayan bir muhalefet var. Muhalefet liderleri iktidar liderleri kadar kamuoyu üzerinde etkili değiller. Sedat Peker muhalefetin zayıf olduğu bir ortamda muhalefet duygularına ses oldu. Ve bu yönüyle çok önemli ilgi gördüğünü düşünüyorum ben, normal şartlara göre böyle bir ilgi gördüğünü düşünüyorum. Yalnız sorumuz şöyle: “Sedat Peker’in Youtube’daki videolarını izlediniz mi?” diye sorduk. %24’ü “Evet, tümünü izledim” diyor, %25’i “Kısmen izledim” diyor –1’ini, 2’sini, 3’ünü, 5’ini izlemiş kendisiyle; %14’ü “İzlemedim, ama duydum” diyor — aile ortamında, kahvede, çarşıda pazarda insanlar bunu konuşuyor çünkü. Dolayısıyla bir şekilde %37’nin dışında kalanlar, %60 civarında bir kitle bir şekilde haberdar olmuş bu işten. Ama “Tamamını dinledim” diyenler sadece %24. 

Ruşen Çakır: O da Allah için her bir videonun bir saat civarında olduğunu düşünürsek, %24 de bayağı büyük bir oran yani.

Özer Sencar: Büyük bir oran. Şimdi burada insanların bir videonun yarısından çoğunu izlediğinde, “Onun tamamını izledim” diye konuşması da son derece doğal bir şeydir, bu bir yalan değildir, belki bir miktar abartı vardır. Ama %37, açık ve net bir şekilde, “Ben haberdar değilim” diyor. Ama burada asıl ilginç olan şey, benim ilgimi çeken yani ben bu sonucu görünce benim ilgimi çeken şey; “24 Haziran’da AK Parti’ye oy verdim” diyenlerin %51’i izlememiş, haberdar değil. Bakın izlememek ayrı bir şey, haberdar değil. “İzledim” diyenler ise sadece %16. Dolayısıyla iktidar cenahında Sedat Peker’e yönelik ilginin düşük olduğunu söyleyebilirim. Muhalefet kesiminde erkeklerde ve yüksek eğitimlilerde ilgi yüksek. 

Ruşen Çakır: Burada birçok bulgu var, rakamlar çok ilginç, cinsiyet-yaş-eğitime göre kategorileştirmişsiniz ayrı ayrı. Mesela Sedat Peker’in yaptığı bir şey var biliyoruz, 40 yaş altına hitap ediyor, kırk yaş üstünü –sizi, beni– saymıyor yani. Ne denir? “Bizden bir şey çıkmaz” diyor. Ama sizin, mesela “Tamamını inandırıcı buluyorum” diyenlerde 18-40 yaş arası %27,1; 41 ve üstü %27,8. Orada onun beklentisiyle gelen cevaplar arasında bir uyumsuzluk var sanki.

Özer Sencar: Ben özellikle dikkat ettiyseniz tabloda 40 yaşa kadar ve 40 yaşından sonrakiler diye ikiye ayırdım.

Ruşen Çakır: Biliyorum, fark ettim onu…

Özer Sencar: Sedat Peker’in sözünü dikkate aldık. Normalde biz 18-24, 24-35 filan diye gideriz. Ama burada Sedat Peker’in sözünü nirengi aldık. Ve şunu gördük ki Sedat Peker’in düşündüğünden veya beklediğinden farklı olarak, 40 yaşın üstü ile 40 yaşın altı arasında bu bilgiye ulaşma bakımından bir fark yok, herkes dinliyor veya herkes takip ediyor.

Ruşen Çakır: Bir de anlattığı olayların bir kısmı geçmişe yönelik olduğu için genç kuşaklara çok yabancı gelen isimler de var, onun da etkisi herhalde vardır. Yani belli bir yaş grubunun bildiği, âşinâ olduğu, mesela bu Perşembe yapacağını açıkladığı ama ertelediği videoda anladığım kadarıyla o bankaların el değiştirmesi olayları, Hayyam Garipoğlu, Korkmaz Yiğit falan onları anlatacaktı. Ama bugün Hayyam Garipoğlu ismi bugünün gençlerine çok fazla bir şey ifade etmiyor. Ama Kıbrıs’taki Kutlu Adalı cinayeti mesela, bu genç kuşakların çok bilebileceği şeyler değil. Mesela Mehmet Ağar da öyle mesela.

Özer Sencar: Doğru. Onları da Sedat Peker’den duyuyor gençler. Zaten “Bu videodaki iddiaları inandırıcı buluyor musunuz?” diye sorduğumuzda, %28’si “Tamamen inandırıcı buluyorum” diyor, %21’i de “Kısmen inandırıcı buluyorum” diyor. Yani her söylediğine herkes inanmıyor. Ama %28’lik bir kitle, hem 40 yaş altında hem 40 yaş üstünde %27’lik, dörtte bir diyelim biz ona, toplumun dörtte biri Sedat Peker’e tamamen inanıyor. Bu çok önemli bir veri. Şu anda biz siyasî liderleri sorsak, “Söylediği her şeye inanıyor musunuz?” diye, ben liderlerin çoğu için %25 civarında “Tamamen inandırıcı buluyorum” deneceğini zannetmiyorum.

Ruşen Çakır: Burada şöyle bir husus var mıdır? Sedat Peker’in söylediklerine inanmanın motivasyonlarından birisi, onun suçlayarak hitap ettiği ettiği kişileri sevmemek, onlara güvenmemek olabilir mi? Yani Sedat Peker’e sempati duymak, onu güvenilir bir kişi olarak görmekten ziyâde, onun hedef tahtasına koyduğu kişilerin îtibarlarıyla ilgili bir mesele olabilir mi bu cevaplar?

Özer Sencar: Bir miktar olabilir. yani muhalif kesimde iktidara veya Sedat Peker’in bahsettiği isimlere katı bir şekilde muhalif olanlar, bu şekilde davranmış olabilirler. Ama netice îtibâriyle bunları da düşünsek bile, %27’lik bir kitle “Tamamına inanıyorum” diyor. Unutmayın, geçen sene yaptığımız bir araştırmada Süleyman Soylu’yu beğenenler %50’ye yakındı.

Ruşen Çakır: Tam onu soracaktım.

Özer Sencar: Yani kamuoyunda %50 beğenilen bir siyasî aktör –lider konumunda olabilecek, bir başka partinin lideriydi daha önce–, şimdi de liderlik koltuğuna aday görülen bir isimdi. En azından bir süre önce %50’lik kitlenin arkasında durduğu biri için, insanlar söylenenlerden olumsuz etkilenmiş olabilirler. Bu sadece muhalif olmaktan dolayı değil yani.

Ruşen Çakır: Tam da onu soracaktım; çünkü siz –bir yayında da konuşmuştuk bunu–, en popüler isimlerde Erdoğan, İmamoğlu, Mansur Yavaş’la beraber, hatta üçüncü sıradaydı diye hatırlıyorum, yanlışsam düzeltin. Şimdi birçok şey yaşandı Süleyman Soylu’yla ilgili; ama en çok yaşanan şey tabii ki Sedat Peker’in onu karşısına alıp çok hakaret etmesi, hakkında çok iddiada bulunması, onu ve akrabaları vs.’yi. Elinizde herhangi bir araştırma bulgusu var mı acaba? Ben Süleyman Soylu’nun bunlardan çok olumsuz etkilendiğini düşünüyor ve tahmin ediyorum. Sahada da görme imkânınız oldu mu bunu? 

Özer Sencar: Evet, altı ay önce sorduğumuzda Türkiye genelinde beğenilirliği %45 idi, %46 idi. Mayıs ayında sorduğumuzda bu %40’a düşmüş; yani 100 üzerinden 5-6 puanlık bir düşüş olmuş. Dolayısıyla Mayıs ayı ölçümünde %40 beğenisi olan bir siyasal aktörün Peker’in iddialarından çok fazla yıprandığını söyleyemeyiz. Çünkü daha önce elde ettiği 46’ymış, 5-6 ay önce. 

Ruşen Çakır: Peki, burada şu andaki notlarımdan tam emin olamıyorum. “Buradan bir şey çıkar mı?” diye bir soru sordunuz mu? Yani insanların beklentisi, bu suçlamaların ardından bir şey çıkar mı? Yargıda ya da siyasette. Böyle bir soru sordunuz mu? Benim önümdeki notlarda bulamadım.

Özer Sencar: Evet, “Peker’in açıklamaları Süleyman Soylu’ya olan güveninizi ne yönde etkiledi?” diye sorduk. “Olumlu yönde etkiledi” diyenler %8, “Olumsuz yönde etkiledi” diyenler %49, “Etkilemedi” diyenler de %36. 

Ruşen Çakır: Peki, buradaki değişik suçlamalardan hukukî olarak bir şey çıkar mı? Sedat Peker’in…

Özer Sencar: Hayır, onu sormadık. Sadece, “Süleyman Soylu’nun görevinden istifâ etmesi gerektiğini düşünüyor musunuz?” diye sorduk. “İstifa etmeli” diyenler 44, “Etmemeli” diyenler 38. Yani “etmeli” diyenlerle “etmemeli” diyenler arasında sadece 5-6 puanlık bir fark var. Dolayısıyla Süleyman Soylu’nun henüz bugüne kadarki video konuşmalarından, iddialarından çok fazla bir îtibar kaybettiğini, onun istifâ etmesi gerektiğini yoğun bir şekilde düşünen bir kitleyle karşı karşıya değiliz. 

Ruşen Çakır: Peki Özer Bey, olağanüstü, gerçekdışı süreç yaşıyoruz 2 Mayıs’taki ilk videodan beri. Ve şu anda vaat ettiği iki video vardı, onların geleceğini bilmiyoruz ama, hâlâ sosyal medyada faaliyetini sürdürüyor. Yakın tarihimizde bu tür ifşâlar farklı farklı — Susurluk kazası olsun, 17-25 Aralık tapeleri olsun, MİT raporu vs.– çok olay yaşadık; ama bu bambaşka bir olay, çok değişik bir olay. Siz bütün bu kamuoyunun tepkilerinden de hareketle bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani Sedat Peker olayı bize ne gösteriyor? Toplumda neyi nasıl değiştiriyor ya da değiştirebilir?

Özer Sencar: Şimdi Sedat Peker sizlerin de ifade ettiğiniz gibi olayın içinden sorumlularından birisi gibi konuşuyor. Yani “Bu günahların içinde ben de vardım” diyerek konuşuyor, sadece suçlamıyor. Bu çok önemli bir şey. İnandırıcılığı artıran bir faktör bu. “Eğer ben pisliksem,” diyor, “hepinizin içinde en az pislik olan benim” diyor, yani “Ben temizim” demiyor. Daha önceki olaylarda, birileri kendilerini temiz olarak iddia ediyordu, temiz olmayan birileri de birilerini itham ediyordu. Yani, iddia edenler kendilerini temiz kabul ediyorlardı. Burada ise, “Ben sizden, içinizden birinizim, bu kötülüklere bulaşmış insanlardan birisiyim” diyerek konuşuyor; ama benim asıl üzerinde durduğum konu, Sedat Peker’in bu kadar etkili olmasının sebebi: Bir muhalefet çığlığı gibi geldi bu insanlara. Yani yurttan dışarı çıkmış, en azından rahatlamış bir miktar; yani polis, savcı korkusunu aşmış biri olarak çok rahat bir şekilde konuşuyor. Türkiye’de insanlar muhalefetlerini içlerinden geldiği gibi, duygularını hissettikleri gibi ifade edemiyorlar. Bu ifade edemeyişin ürettiği bir açlık, bir hasret var. Bana göre Sedat Peker yurtiçindeki muhalefetin bir çığlığı haline dönmüştür. Onun için çok fazla ilgi gördü. Yoksa söylediği şeylerin hiçbiri, en azından çoğu, bilinmeyen şeyler değildi. En azından birileri biliyordu, herkes bilmese de birileri biliyordu. Ama içeriden birisi toplum adına konuşma yapmış gibi hissedildi ve toplumun duygularına, hissiyatına tercüman oldu.

Ruşen Çakır: Burada şöyle bir ilginç bir durumla karşı karşıyayız sanki: Birebir benzetmek doğru olmaz, ama mesela Gelecek ve DEVA partileri de iktidarın içinden çıktı, yasal meşru bir parti olarak. Buradaki, gayrimeşru bir olayın içerisinden çıkan birisi; ama mesela Gelecek ve DEVA partileri yavaş yavaş son dönemde geçmişle ilgili birtakım hususları da söylemeye başladılar. Biliyorsunuz Ahmet Davutoğlu ve diğerleri…. ama onlar çok fazla etkili olmuyor. Yani birebir benzetmek doğru değil; ama sonuçta Sedat Peker eğer zaten baştan beri Erdoğan’a düşman birisi olsaydı, söylediklerinin değeri bence düşerdi. Erdoğan lehine çalışmış birisi olarak; onun için mitingler düzenlemiş, onun için Barış Akademisyenleri’ni tehdit etmiş vs. birisi olarak söylediği için değeri artıyor. Dünün başbakanı, başbakan yardımcısı, adalet bakanı şusu busu bir yığın önemli isim, şimdi ayrıldılar siyaset yapıyorlar ve muhalefet yapıyorlar; ama onların yaptıkları bu kadar etkili olamıyor.

Özer Sencar: Etkili olamaz; çünkü beraber yürüdükleri on beş yılda yapılan icraatlarla ilgili bir eleştirileri yok. Bir gün geldi, dışarı çıktılar — daha doğrusu dışarı çıkmadılar, dışarıya atıldılar. Yani ben onları trenden atılanlar olarak görüyorum. Bunlar uzaklaştırıldılar, ellerindeki makamlar vs. alındı ve partinin dışına, hükümetin dışına itildiler. Ondan sonra konuştular; ama konuşmaya başlarken, eğer varsa, şu anda eleştirdikleri şeylerin bir kısmını birlikte yaptılar. O birlikte yaptıklarına yönelik bir özeleştirileri yok. Bugünü eleştiriyorlar. Halbuki Sedat Peker’in yaptığı, “Biz bunları beraber yaptık” diyor; “yaparken de beraberdik” diyor. “Ben şimdi bunları canım acıdığı için açıklıyorum” diyor. Yani Sedat Peker, “En iyi insanım, doğru insanım; şimdi bu yapılanlar yanlış” diye konuşmuyor. “Bu işleri beraber yaptık” diyor, “siz benim ayağıma bastınız” diyor, “ben de şimdi sizin ayağınıza basıyorum” diyor. “Siz benim nasırıma bastınız, ben de sizin nasırınıza basıyorum” diyor. Ali Babacan ile Davutoğlu bunu söylemiyor. Şimdi geriye doğru eleştiriyor, ama bu eleştirilerin tamamında beraberdiler. Kendilerini o eleştirilerden âzâde kılarak konuşuyorlar, onun için hiçbir etkileri yok.

Ruşen Çakır: Bu Sedat Peker’in söylediği, hani “Ben Mesih değilim kardeşim, temiz toplum vaat etmiyorum; ben kendi derdime düştüm” lâfı onu daha etkili kılıyor herhalde; yani arada tabii yapıyor, kendisinin ne kadar iyi vs. olduğunu söylüyor; ama hani, “Sizi kurtarmaya gelmedim, kendimi kurtarmaya çalışıyorum; ama siz de istifade edersiniz, ne âlâ!” diyor. Şimdi burada tabii şöyle bir soru var — biz geçen dört kişi; Burak Bilgehan Özpek, Ayşe Çavdar ve Kemal Can ile onu tartıştık, görmüş olabilirisiniz: Muhalefetin tavrı konusunda farklı yaklaşımlar var. Mesela Ayşe, muhalefetin çok tutuk olduğunu söylüyor; hatta Ayşe bunu Gazete Duvar’da da yazdı. Burak Bilgehan ise aslında muhalefetin bu olaya böyle angaje olmayarak doğru yaptığını söylüyor vs.. Sizce muhalefetin bu süreçteki tavrı isâbetli midir?

Özer Sencar: Doğrusu o konuda net bir görüşüm yok. Ama Sedat Peker’in muhalefete kullanacağı epey malzeme verdiğini düşünüyorum. Yani söylediği şeylerin bir kısmı kişisel günahlar olsa bile, siyasal günahlar da var. Mesela “Kanınızla banyo yapacağım” derken AK Parti’nin yanında ve içindeydi. O zaman Sedat Peker’e yönelik hiçbir şey söylenmedi. Akçeli işleri konuşurken AK Parti’nin içindeydi veya onların yakınındaydı. O zaman partiden ona yönelik söylenmiş veya alınmış bir tavır yok. Dolayısıyla ben muhalefetin Sedat Peker’e angaje olması gibi bir iddianın doğru olacağını düşünmüyorum; ama Sedat Peker’in söyledikleri bir bağırsak temizliği olarak da algılanabilir. Ve burada muhalefet kendisine uygun malzeme çıkarabilir. Tamamen bu söylenenlere uzak kalıp, Fransız kalıp muhalefet yapılmaz. Zaten Seda Peker’in bu kadar popüler olmasının sebebi muhalefetin yetersizliğidir. Ben Sedat Peker’in bu kadar popüler olmasını şahsen beklemezdim bu malzemelerle. Ama muhalefet o kadar zayıf görülüyor ki kamuoyu tarafından, Sedat Peker adeta bir Mesih gibi görünmeye başlanacak yakında. Kendisi öyle değil.

Ruşen Çakır: Peki, muhalefet demişken: En son Merak Akşener’in söylediği, “Millet İttifakı tek bir adayda birleşsin, HDP ayrı aday çıkarsın” önermesi bayağı tartışılıyor. Bu önermeye gelmeden önce, sizin bir araştırmanızda teke tek Erdoğan’ın karşısında İmamoğlu, Erdoğan’ın karşısında Mansur Yavaş, Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu sordunuz. Bunlardan Kılıçdaroğlu dışındaki herkes Erdoğan’ı geçiyordu. Yanlış hatırlamıyorum, değil mi?

Özer Sencar: Doğrudur.

Ruşen Çakır: Evet. Şimdi bu yeni bir bulgu değil mi?

Özer Sencar: Yeni olan şey: Şimdiye kadar birçok defa sorduk ve her ay soruyoruz artık bunu zaten –abonelerimiz biliyorlar–; şimdiye kadar, Nisan ayına kadar sadece Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş Tayyip Erdoğan’ı geçiyordu. Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu sürekli Tayyip Erdoğan’dan geride kalıyordu. Nisan ayında ve Mayıs ayında ilk defa yahut ikinci defa Meral Hanım Tayyip Erdoğan’ı geçti. Ama Kılıçdaroğlu hâlâ Tayyip Erdoğan’ın gerisinde. Yani Kılıçdaroğlu mu Erdoğan mı dediğimizde Erdoğan çıkıyor.

Ruşen Çakır: Şimdi o zaman şöyle bir şey var — Meral Akşener’in önermesi akla şunu getiriyor: Cumhur İttifakı’nın da Millet İttifakı’nın da HDP’yi dışarıda bıraktığımız takdirde yüzde 50 + 1 oy alması mümkün gözükmüyor sanki. Dolayısıyla ikinci tura kalıyor ve ikinci turda da HDP seçmeninin tercihi belirleyecek gibi bir senaryo çıkıyor ortaya. Yanılıyor muyum?

Özer Sencar: Doğrudur. Eğer Millet İttifakı HDP’siz olursa; muhalefet bir adayla sahneye çıkar, HDP de bir adayla sahneye çıkarsa; kesin olan bir şey var: Seçim ikinci tura kalacak. Bu konuda hiç tartışma yok. İkinci tura kalacak. İkinci turda HDP’lilerin veya Kürtler’in sempatiyle bakacağı veya destek vereceği bir aday yarışı kazanabilir.

Ruşen Çakır: Ama o zaman şöyle bir şey akıl yürütme tek başına yeterli değil, değil mi? “HDP’liler her halükârda Tayyip Erdoğan’a oy vermezler” gibi bir yaklaşım, muhalefet için birtakım sakıncalar doğurabilir mi?

Özer Sencar: Şimdi, HDP’den Erdoğan’a oy gitmiyor şu anda — gördüğümüz kadarıyla. “Erdoğan olsun” diyenler neredeyse sıfır HDP’de. Tartışmalarda, yahut da anket sonuçlarında bu çıkıyor. Ama unutmayalım: Kürtler’in %20-25’i Erdoğancı’dır. Hâlâ Erdoğan’a oy veriyorlar. Dolayısıyla HDP ile Kürtler’i bir kere birbirinden ayırt edelim. İkinci husus: İkinci turda HDP’lileri hiç dikkate almadan, yani onların hassasiyetlerini göz ardı ederek, “Bunlar nasıl olsa bize oy verirler, vermek zorundalar” gibi bir iddiayla, bir üslûpla, bir yaklaşımla seçime giderlerse, HDP’lilerin ben tepki verebileceğini, sandığa gitmeyeceğini düşünüyorum.

Ruşen Çakır: O zaman ilk turdaki aday çok önemli olacak, yani ikinci tura kalacak…

Özer Sencar: İlk turdaki adayın mutlaka HDP’lilerle ve Kürt seçmenle ilişkisinin asgari bir seviyenin üstünde olması gerekir. Yani kanımca şu yanlış: “HDP’liler bize oy vermek zorundalar, nasıl olsa Tayyip Erdoğan’a veremezler”. Ben bunun doğru olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Kesinlikle yanlış olduğunu düşünüyorum. Yani insanlar HDP’lileri Katolik nikâhıyla evlenmiş gibi görmesinler. Yok böyle bir şey. Çünkü onların da sinirleri gergin.

Ruşen Çakır: Şimdi şöyle bir şey var: Adaydan ziyâde –aday tabii ki önemli de–, Kemal Kılıçdaroğlu özellikle bunu vurguluyor, en son röportajlarında da bunu söyledi: Bir ekip hâlinde çıkmak ve adayın etrafında diğer partilerden diğer isimlerle beraber çıkmaktan bahsediyor ve Millet İttifakı’nın böyle çıkacağını söylüyor. Anladığım kadarıyla orada Ali Babacan da olacak, Meral Akşener de; yani İYİ Parti’den, Gelecek’ten, DEVA’dan, her birinden ayrı ayrı insanlar olacak. Şunu merak ediyorum: İlk turda HDP’nin de dâhil olması hâlinde, ortak bir aday saptanması hâlinde, gerçekten Cumhur İttifakı, yani Erdoğan ve Bahçeli, Millet İttifakı’nı sırf HDP ile birlikte hareket ediyorlar diye perişan mı eder? Yani böyle bir şey var mı? Galiba bağlantımızda bir sorun oldu. Eğer düzelirse devam edeceğiz. Evet, Özer Sencer ile konuşurken Sedat Peker olayını uzun uzun konuştuk daha sonra Millet İttifakının adayı meselesini konuştuk. Ama tam ilginç bir yerde kaldık. Bağlantıda yanılmıyorsam bir sorun var. Canlı yayınlarda böyle sorunlar çıkabiliyor. Arkadaşlarımız halletmeye çalışıyorlar.

Özer Sencar: Tamam bağlantı sağlandı.

Ruşen Çakır: Evet. Özer Bey, şunu soruyordum. Şimdi 31 Mart’taki seçimi hatırlıyoruz, yerel seçimi. Beka söylemi üzerine kuruldu seçim, ama işte HDP’nin örtülü desteği üzerine kuruldu kampanyası Erdoğan’ın. Ama başarılı olamadı. Şimdi bu önümüzde yapılacak olan, –tarihi önemli değil– cumhurbaşkanlığı seçiminde, HDP’nin daha baştan bu ittifaka dahil olma ihtimâli hakikaten Millet İttifakı için çok mu büyük sorunlar çıkartır? Yani Erdoğan ve Bahçeli, “Bakın orada HDP var, teröristler var” vs. diye Millet İttifakı’na hakikaten kazanabileceği seçimi kaybettirebilir mi? Bu kadar kilit bir mesele mi?

Özer Sencar: Şimdi, birinci turda HDP’nin katılması bence çok gerekli değil. Yani ikinci tura kaldığı zaman, diyelim ki HDP birisini çıkardı ve %10 oy aldı o. Millet İttifakı da %40-%35 oy aldı diyelim. Ama her halükârda, seçim ikinci tura kaldı. Burada kritik nokta şu: HDP’liler Erdoğan’a vermek istemiyorlar. Bunu biliyoruz. Ama Erdoğan’ın karşısına, vermek istemedikleri, vermek istemeyecekleri bir aday çıkmamalı. Bu birinci husus.  İkinci husus, biraz önce internet kopukluğundan önce sorduğunuz bir sual vardı: Bir ekip halinde çıkmak. Unutmayalım, önümüzdeki süreçte seçimden sonra cumhurbaşkanı olan, başkan olan kişi –iki-üç sene, bilmiyoruz ne kadar bir süre– şu anda Erdoğan’ın hâkim olduğu bütün yetkilere sâhip olacak. Çok güçlü bir cumhurbaşkanı olacak. Dolayısıyla “Birisi cumhurbaşkanı olsun, öbürü şu olsun bu olsun”la insanları iknâ edemezsiniz. O olsun, ama birinci kişinin, cumhurbaşkanı olacak kişinin toplumun bütünü tarafından onaylanacak, en azından ona karşı tepkilerin minimize edileceği bir aday olması lâzım. Bir numaralı kişi yanlış seçilirse, yanına kimi koyarsanız koyun hiçbir şey ifade etmez. Ali Babacan’ı koyun, Meral Hanım’ı koyun, Kılıçdaroğlu’nu koyun vs.. Bir numaralı kişi doğru olmak zorunda. Bu doğru olmazsa seçimi kaybederler. Ben seçimi güvenli görmüyorum. Şöyle söyleyeyim, böyle bir seçimde aradaki farkın on puandan az olmaması lâzım seçime girerken. İki üç puanlık bir farkı, Erdoğan usta bir politikacıdır, imkânları geniş, çok rahat kapatır. Erdoğan’ın kapatamayacağı bir farkla seçime girilmesi lâzım; bu da, benim kanaatim on puanlık bir farktır. 45’e 55 gibi.

Ruşen Çakır: Şu anda o noktaya ne kadar yakın muhalefet, sizin bulgularınıza göre?

Özer Sencar: Oldukça yakın, oldukça yakın. Şu anda 7 puanlık bir fark var Millet İttifakı ile Cumhur İttifakı arasında.

Ruşen Çakır: HDP’yi ayrı tutuyorsunuz. HDP’yi kenarda mı tutuyorsunuz?

Özer Sencar: Şeyi soruyoruz. “Erdoğan’a oy verir misiniz vermez misiniz” diye soruyoruz. Mesela “Erdoğan’a oy verir misiniz? diye sorduğumuzda, “Kesinlikle veya oy veririm” diyen %40, kesinlikle veya oy vermem diyen %46. Cumhur İttifakı’ndan yana olanlar –HDP’yi ayırt etmeksizin söylüyorum– %40, Millet İttifakı %48. Yani arada altı, sekiz puanlık bir fark var. Ama şu hatayı politikacılar işlememeliler. Eğer kazanmak istiyorlarsa, bir numaralı kişi her türlü eksikten uzak olmak zorunda. “Ben yanıma şunu alırım, bunu alırım, onunla girerim, bununla girerim”le seçimi alamazsınız. Bu çok açık ve net. Bunun da yolu Ruşen Bey, bunun da yolu, Erdoğan’ın otuz senedir kullandığı yoldur. Kişileri ölçeceksiniz. Yani biz artık doğru bir şekilde ölçebiliyoruz. Biz derken bütün araştırmacıları kastediyorum. Yani Türkiye’de araştırma sektörü, araştırmanın nasıl yapılacağını biliyorlar. Yani teknik olarak, bilimsel olarak bu işin nasıl yapıldığını bütün araştırmacılar biliyorlar. Dolayısıyla çıkacak adayın veya adayların kendilerini halk nezdinde ölçtürmeleri lâzım. Ölçümlerde yeterli averajı almayan bence aday olmamalı.

Ruşen Çakır: Peki, son bir soru sormak istiyorum. Hep böyle insanların aklına gelir eder; hiç hesapta olmayan, adı hiç gündemde olmayan birisi, “beyaz atlı prens ya da prenses” çıkma ihtimâli muhalefet için var mı hiç? Yoksa size göre, var olan aktörler üzerinden mi düşünmek durumundayız?

Özer Sencar: Şimdi ben bunun mümkün olduğunu düşünüyorum. Yani olabilir bu; Fransa’da oldu, iki senelik üç senelik siyasî hayatı olan bir adam çıktı, hem başkan oldu, hem yeni kurduğu parti 300 milletvekili ile sahneye çıktı. Bu Türkiye’de de mümkündür; ama mevcut siyasî liderler ve siyasî aktörler böyle birisinin çıkmasına izin verirler mi? Bu birinci soru. İkincisi: Böyle bir kişiyi nereden bulup nasıl çıkaracaksınız? Yani mümkündür, en azından ihtimal olarak böyle bir şey mümkündür. Ama olur mu olmaz mı? Doğrusu bir şey diyemem buna.

Ruşen Çakır: Çünkü siz demin söylediniz; toplumun tüm kesimlerinin tepkisini minimize etmekten bahsettiniz. Şimdi adı sanı olan insanların bir geçmişi var ve bu geçmişte de içerisinde illâki birilerinin canını sıktılar, birilerinin de hoşuna gittiler — yani tek tek siyasî aktörler olarak baktığımızda. Yeni bir isim en azından insanlara, “Ya, bu iyi birisine benziyor, deneyelim” duygusu verebilir sanki; böyle bir ihtimal anlamında söyledim. 

Özer Sencar: Şimdi, süreç ilerledikçe… ne zaman seçim olacağını bilmiyoruz. En azından 2023 ‘e kadar uzayabilir seçim. Belki daha da fazla olabilir, bilmiyorum. O zamana kadar mevcut liderler iyi niyetle ortamı kontrol ederler, ölçtürürler, mevcut aday portföyü içerisinden birisinin kazanabileceğine kanaat getirebilirlerse, yeni bir isme gerek duymayabilirler; ama iyi niyetle, hem kendilerinin hem de mevcut adayların kazanamayacağını düşünürlerse, yeni bir aday arayabilirler. Eğer böyle bir ortama girilirse, yani mevcut adayların kazanamayacağı algısını üreten bir ortama girilirse, yeni bir insan, yeni bir isim arayabilirler, aranabilir. Ben bunu kesinlikle olmaz diyerek reddetmenin doğru olduğunu düşünmüyorum.

Ruşen Çakır: Bir son soru: Erdoğan’ı geçemeyen tek ismi Kılıçdaroğlu olarak söylediniz. Ama Kılıçdaroğlu’nun da sanki adaylık konusunda bayağı bir niyeti var gibi. Böyle benim aldığım duyumlara göre de –ne diyorlar? “Hakem gibi” –, ekip şefi gibi bir cumhurbaşkanı, sembolik bir cumhurbaşkanı olmaya niyetli olduğu konusunda duyumlar var. Bu sizin deminden beri söylediğiniz şeyler düşünülürse, Kılıçdaroğlu Millet İttifakı’nın ortak adayı olarak sizce câzip bir isim olabilir mi?

Özer Sencar: Şu andaki ölçümlerimize göre bu yeterli değil; ama şunu söyleyeyim: Üç dört ay önceki ölçümlerimizde, Erdoğan’la Kılıçdaroğlu arasındaki fark 12 puandı, 13 puan olduğu oldu; Nisan ayında bu 3 puana düştü, Mayıs ayında tekrar 6 puana çıktı; yani Kılıçdaroğlu bir depar yapıp bu yüz metrecilerde olduğu gibi, yahut maratoncularda olduğu gibi bir depar yapıp kamuoyunda öne geçebilirse, olabilir. Ama bugünkü ölçümler, biz bugünü esas kabul edersek, Kılıçdaroğlu şu anda Tayyip Erdoğan’ın gerisinde. Yani bugünden hareketle bir şey söylemek… Olamaz da diyemem; çünkü aradaki farkın 13 puandan 3 puana indiğini düşünüyoruz. Tayyip Erdoğan düştü, Kılıçdaroğlu yükseldi, aradaki fark azaldı. Bir sene sonra bunun ne olacağı konusunda yani kim peşînen bir şey söyleyebilir? 

Ruşen Çakır: Özer Bey, çok teşekkürler.

Özer Sencar: Ben bir şey daha söyleyeyim: Güçlü liderlerin, siyasal zekâsı yüksek liderlerin bir özelliği daha vardır: Kendileri kazanmak istedikleri taktiklerle propagandalarla bunu kendileri için yaptıkları gibi, rakiplerini de kendileri belirlerler. Yani ben Erdoğan’ın rakibini de belirlemek için gayret göstereceğini düşünüyorum. Yani Erdoğan’a danışmanlık yapıyor olsam, böyle bir şey olsa, benim Erdoğan’a tavsiye edeceğim şeylerden bir tanesi: “Rakibini seç ve bunu öne çıkar”. Yani muhalefetin bu konuya da dikkate etmesinde fayda var. 

Ruşen Çakır: Anladım. Öteki tarafta aday zaten belli diyorsunuz. Erdoğan muhalefet istese de onu değiştiremez. Ama muhalefetin nasıl bir aday çıkartacağı konusunda iktidarın dahli bir şekilde olabilir.

Özer Sencar: Yani, Erdoğan’a yakışır bu, Erdoğan’ın zekâsına yakışır. Unutmayın 7 Haziran’da Erdoğan resmen iktidarını kaybetti. Ama bir hafta içerisinde Meclis başkanlığını alarak ülkeyi tekrar seçime götüren zekâ var onda.

Ruşen Çakır: Zaten geçen gün ne dedi grupta? “7 Haziran’ı unutmayın” dedi. Evet, 

Özer Sencar: 7 Haziran’ı sadece muhalefet değil herkes unutmasın. 7 Haziran bir siyasal zekâ organizasyonudur.

Ruşen Çakır: Evet, Türkiye’ye biraz bedeli ağır oldu ama… Özer Bey çok sağ olun, çok verimli bir yayın oldu yine, çok teşekkür ederim. 

Özer Sencar: Ben de teşekkür ederim.

Ruşen Çakır: Evet, Metropoll Araştırma Başkanı Özer Sencar’la Sedat Peker’in toplumda nasıl algılandığını konuştuk; daha sonrada muhalefetin ortak aday çıkarıp çıkarmaması, nasıl bir aday çıkarması gerektiği konusunda onların, Metropoll’ün yaptığı araştırmaların bulgularından hareketle güzel bir sohbet yaptık. Kendisine çok teşekkür ediyoruz, sizlere de bizleri izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus