Donald Rumsfeld: 11 Eylül sonrası ABD’nin savaş yanlısı dış politikasının mimarı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) iki farklı dönemde savunma bakanlığı yapan tek politikacı Donald Rumsfeld, 29 Haziran’da, 88 yaşında evinde hayatını kaybetti. Rumsfeld’in ölümünü yazılı bir açıklamayla duyuran ailesi, ölüm nedeninin “çoklu miyelom” olarak adlandırılan bir plazma hücre kanseri olduğunu söyledi. George W. Bush yönetimi altında, ikinci kez savunma bakanı olduğu dönemde, ABD’nin Irak ve Afganistan’ı işgal etmesinde karar verici bir konumda olan Rumsfeld, işgaller sırasında ABD askerlerinin esirlere uyguladığı işkence ve kötü muameleden ötürü eleştirilerin odağı da olmuştu. Rumsfeld, aldığı kararlardan hiçbir zaman pişman olmadığını sıklıkla dile getiriyordu. Medyascope’tan Aydın Ulu, Rumsfeld’in hayatını ve ABD siyasetindeki rolünü anlattı.

1975-77 yılları arasında Gerald R. Ford ve 2001-2006 yılları arasında ise George W. Bush’un başkanlıkları altında savunma bakanı olarak görev yapan Donald Rumsfeld, Soğuk Savaş döneminden 2001 sonrası “terörizmle savaş” sürecine uzanan kariyerinde ABD dış politikasına yön vermiş isim oldu.  

Daha çok ikinci kez savunma bakanı görevini üstlendiği Bush döneminde yaptıkları ile hatırlanan Rumsfeld, 11 Eylül 2001 saldırılarında kaçırılan uçaklardan birinin Pentagon binasına düştüğü sırada binada bulunuyordu. Saldırıdan sonra kurtarma çalışmalarına katılan Rumsfeld, 11 Eylül saldırılarının hayatında kişisel bir öneme sahip olduğu belirtiyordu.

Daha sonra ABD’nin Afganistan’ı ve Irak’ı işgal etmesi kararında, dönemin ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney ile birlikte başrolü üstlenen Rumsfeld, ABD’nin o dönemki agresif ve savaş yanlısı politikaları ile anılmaya başlandı.

Rumsfeld’in, Vietnam Savaşı’nı tırmandırması ile bilinen eski Savunma Bakanı Robert S. McNamara’nın ardından ABD’nin en güçlü ikinci savunma bakanı olduğu vurgulanıyor. Selefi McNamara’nın Vietnam Savaşı’ndaki rolüne benzer bir şekilde ABD’yi Irak’ta uzun, masraflı ve bir o kadar da ihtilaflı bir savaşa sokan Rumsfeld, McNamara’nın aksine, daha sonra yaptığı açıklamalarda görevi boyunca yaptıklarından ötürü herhangi bir pişmanlığının olmadığını söylüyordu.

Hayatı ve siyasi kariyeri 

Tam adı Donald Henry Rumsfeld olan politikacı,  1932 yılında ABD’nin Şikago şehrinin yakınlarındaki Evanston’da varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Rumsfeld’in ebeveynleri emlakçıydı. Burslu olarak Princeton Üniversitesi’nde siyaset bilimi eğitimi alan Rumsfeld, 1954 yılında mezun oldu. Aynı yıl savaş jeti pilotu olarak ABD Deniz Kuvvetleri’ne katıldı. 1957’de ABD’nin başkenti Vaşington’a giden Rumsfeld, orada Robert Griffin ve Donald Dennison gibi Cumhuriyetçi kongre üyelerinin danışman yardımcısı olarak görev yaptı. Üstlendiği bu görevler, siyasete olan ilgisini de artırdı. 

1962 yılında 30 yaşında olan Rumsfeld girdiği seçimleri kazanarak Cumhuriyetçi Parti’den, Şikago’nun varlıklı bir bölgesini temsilen kongre üyeliğine seçildi. Temsilciler Meclisi’nde görev yaptığı dönemde, Beyaz Saray’ın başkan koltuğunda oturan John F. Kennedy ve Lyndon B. Johnson’ın sosyal politikalarına şiddetle muhalefet eden Rumsfeld, Küba lideri Fidel Castro’ya karşı sert yaklaşımlarıyla öne çıktı. 

1964, 1966 ve 1968’deki seçimleri de kazanan Rumsfeld, 1968’de dönemin başkan adayı Richard M. Nixon adına yürüttüğü kampanyalar ile Nixon’ın dikkatini çekti. Nixon başkanlığı kazandığında Rumsfeld’i yoksullukla mücadele kapsamında Ekonomik Fırsatlar Bürosu’nun başına getirdi. Daha önce yoksullukla mücadele kapsamında böyle bir büronun kurulmasına karşı çıkan, gıda pulu ya da sağlık sigortası gibi uygulamalara muhalif olan Rumsfeld’in bu göreve getirilmesi kamuoyunda büyük eleştirilere neden oldu. Kendisine yöneltilen eleştirileri haklı çıkaran Rumsfeld, görevi boyunca Ekonomik Fırsatlar Bürosu’nun etkinliğini önemli ölçüde azalttı.

Rumsfeld’in yoksullukla mücadele kapsamında Ekonomik Fırsatlar Bürosu’nun başında bulunduğu sürede, büronun etkinliği önemli ölçüde azalmıştı.

Nixon’ın istifasına neden olan Watergate Skandalı’nın alevlendiği 1973 yılında Rumsfeld, ABD’nin NATO elçisi olarak Brüksel’de göreve başladı. Nixon’ın ve birçok danışmanının istifa ettiği sırada yaşanan politik çalkantılardan uzak durmayı başaran Rumsfeld, 1974’te Nixon’ın yerine yönetimin başına geçen ABD Başkanı Gerald R. Ford tarafından özel kalem görevine getirildi. 

1975’te savunma bakanı olan Rumsfeld, Ford’un sonraki seçimlerde Jimmy Carter’a yenilmesine kadar olan 14 aylık kısa bir sürede ABD’nin askeri kapasitesini artırmaya yönelik çalışmalar yaptı. Hatta Pentagon bürokrasisine yön veren güçlü etkisini kullanarak dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın üzerinde çalıştığı Rusya ile yapılan stratejik silahların sınırlandırılması görüşmelerini (SALT II) sekteye uğrattı.  

Ford’un seçimleri kaybetmesiyle 15 yıllık siyaset hayatına ara veren Rumsfeld, G.D. Searle & Company isimli bir ilaç firmasının başına geçti. “NutraSweet” isimli yapay bir tatlandırıcı sayesinde milyarlarca dolar gelir elde eden bu şirket, Rumsfeld’in önemli ölçüde bir servet elde etmesine neden oldu.  

Rumsfeld’in şirketi satmasının ardından 1983 ile 1984 yıllarında dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan tarafından Ortadoğu’ya temsilci olarak gönderildi. Bu süreçte İran ile savaşan Irak’a ABD’nin yaptığı askeri yardımların artmasında aracı olan Rumsfeld, ABD istihbaratının Irak’taki kapasitesinin artmasında da rol oynadı. O dönemde Irak lideri Saddam Hüseyin ile el sıkışırken çekilen fotoğraf ise ABD’nin İran karşıtı politikalarından dolayı tartışma konusu bile olmadı.

Rumsfeld, Ronald Reagan yönetimi tarafından Ortadoğu’ya özel temsilci olarak gönderilmiş, İran-Irak savaşı devam ederken Saddam Hüseyin’le görüşmüştü.

2001’e kadar olan süreçte ise elektronik ve biyoteknoloji endüstrileri kapsamında iki farklı şirket daha yöneten Rumsfeld, Bush döneminde ikinci kez savunma bakanı olmadan önce büyük bir servete kavuşmuştu.

11 Eylül saldırıları & Irak ve Afganistan’ın işgali  

Hayatının belki de en fazla eleştirilen dönemi olan 2001 sonrası savunma bakanlığı yılları, Donald Rumsfeld’in dış politikada en çok ön planda olduğu dönem olarak biliniyor. Rumsfeld, 11 Eylül saldırılarında sonra “terörizme karşı savaş” ilan eden Başkan Bush’un savaş yanlısı “şahin politikalarını” uygulamaya koymaya başladı. 

11 Eylül saldırıları sonrasında ABD Başkanı Bush ve Donald Rumsfeld

2003 yılında Başkan Bush ve yardımcısı Dick Cheney’in Irak lideri Saddam Hüseyin’in El Kaide ile birlikte olduğunu ve Irak’ta kitle imha silahlarını barındırdığı yönündeki ısrarlı iddiaları doğrultusunda Rumsfeld, “önleyici saldırı” adı altında Irak’a askeri çıkarma yaptı. İşgalin beraberinde getirdiği mezhep savaşları, Irak’ın siyasal, ekonomik ve sosyal anlamda çöküşüne neden oldu. Uzun süren ve ekonomik anlamda ABD’ye pahalıya mal olan işgal sürecinde birçok ABD askerinin de ölmesi, ABD kamuoyunun savaş karşıtı pozisyonunu güçlendirdi. 

2001 sonrası Afganistan’ın ve Irak’ın işgalinde Başkan Bush, Donald Rumsfeld ve Dick Cheney büyük rol oynamıştı. 

İşgal sırasında ABD askerlerinin Iraklı sivillere ve savaş esirlerine yaptığı işkenceleri ve kötü muameleleri gösteren görüntüler, dünya kamuoyunun büyük tepkisini çekmiş ve Rumsfeld eleştirilerin odağı haline gelmişti. 2002 sonrası hem Irak’taki hem de Küba’daki ABD’ye ait deniz üslerinde işkenceye varan sorgulama tekniklerinin benimsenmesini savunan Rumsfeld, bu tekniklerden biri olan kötü şartlarda mahkumları zorla ayakta bırakma metodunun dört saat süre ile sınırlandırılmasını eleştirmiş, kendisinin ofiste sekiz ila on saat ayakta kaldığını söylemişti. 

2004 yılında Irak’taki Ebu Gureyb Hapishanesi’nde ABD askeri personelinin, savaş esirlerine ve mahkumlara cinsel taciz uyguladığını gösteren fotoğrafların dünya basınına yansıması büyük tepkilere neden olmuştu. Rumsfeld, skandalın etkileri sürerken ve sonraki yıllarda da bu yaşananlardan dolayı pişmanlık duyduğuna dair hiçbir şey söylemedi.

Rumsfeld’ın ABD askerlerinin mahkumlara işkence ve kötü muamele yaptığı Irak’taki Ebu Gureyb hapishanesini gezerken görüntülendiği fotoğraf. Rumsfeld, otobiyografisinde, hapishanedeki skandal olaylardan dolayı “üzgün ve rahatsız” olduğunu yazmıştı. 

Rumsfeld, daha sonra 2011’de yazdığı “Known and Unknown” isimli otobiyografisinde, Ebu Gureyb Hapishanesi’nde yaşanan ve savunma bakanlığı kariyerinin sonlanmasına neden olan işkence skandalları hakkında “şaşkın ve rahatsız” olduğunu anlattı.

Kariyeri boyunca ABD askeri teçhizatının modernize etme çalışmalarıyla da bilinen Rumsfeld, ABD kaynaklarını Irak işgaline yöneltmesinden ötürü Afganistan’da Taliban’ın yeniden yükselişine neden olduğundan dolayı da eleştirilmişti. 

1954’ten beri Joyce H. Pierson ile evli olan Donald Rumsfeld, üç çocuk babasıydı. 

Derleyen: Aydın Ulu

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus