Prof. Dr. Bertil Emrah Oder: “Siyasal iradenin İstanbul Sözleşmesi’ni sahiplenici tavrından uzaklaşmasıyla, basında görmeye başladığımız mağduru suçlayıcı, faili kollayıcı tutum arasında bağlantı var”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği’nin “İstanbul Sözleşmesi: Bundan Sonra Ne Yapacağız?” başlığıyla düzenlediği, kadın hakları aktivistlerinin, gazetecilerin ve akademisyenlerin katıldığı çevrimiçi toplantıda Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bertil Emrah Oder, Türkiye’nin 1 Temmuz 2021 tarihi itibarıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çıkışının ne anlama geldiği ve kadın hareketinin bundan sonraki yol haritasında neler olabileceği üzerine konuştu.

Türkiye’nin uluslararası bir sözleşme olan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmasının uluslararası insan hakları hukuku alanında atipik bir örnek olduğunu dile getiren Prof. Dr. Bertil Emrah Oder, bunun siyasi açıdan ise beklenmedik bir şey olmadığını söyledi.

“Türkiye toplumsal cinsiyet eşitliğine karşıt politikaların ve söylemlerin bir yansımasını somut olarak gösterdi” diyen Oder, bunun Türkiye’ye özgü bir duruş olmadığını belirtti. Oder, son beş yıla odaklanıldığında toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin ilerlemeci dinamiğin karşısında, toplumsal cinsiyet eşitliğine karşı bir dinamiğin de uluslararası alanda kendisini gösterdiğini anlattı.

Prof. Dr. Bertil Emrah Oder, uluslararası düzeyde ve karşılaştırmalı perspektiften bir analiz ile “1980’lerin ortalarından başlayarak 2015’e kadar uzanan uluslararası düzeyde ilerlemeci dinamiğin karşısında gelişen toplumsal cinsiyet eşitliğine karşıt dinamiğin hükümetler düzeyinde de güçlü bir yankı bulduğunu bilmezsek Türkiye’deki gelişmeleri anlamamız ve anlamlandırmamız güç olabilir” dedi.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasından sonraki süreçte belirlenecek yol haritasında, sözleşmeden önceki sürecin belli açılardan yol gösterici olabileceğini söyleyen Oder, belli açılardan da sözleşmeden önceki sürece dönüşün mümkün olmadığını belirtti.

Özellikle CEDAW (1979’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Uluslararası Sözleşmesi) sürecinin önemli bir kazanım olduğunu belirten Oder, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, soruşturulması ve cezalandırılması açısından kademeli biçimde güçlü bir politika oluşturulduğunu sözlerine ekledi. 

“Tüm bu süreçteki en büyük kazanım tedbir hukuku oldu”

Mağdurların başvurularına güvenmek ve usulü başlatabilmek için kadınların ve kız çocuklarının beyanının esas alındığı ayrıca şiddet eylemi gerçekleşmeden önce alınabilecek bazı tedbirler ve şiddet eylemi gerçekleştikten sonra alınabilecek koruma tedbirlerine yönelik bir manzume ile karşılaştığımızı söyleyen Oder, “İşte bu vurgulamaların normatif olarak özel bir hukuk metninde yer alması ilk defa İstanbul Sözleşmesi ile oldu” diye konuştu.

Bertil Emrah Oder, “İstanbul Sözleşmesi 1980’lerin ortalarından 2000’lere uzanan bu çok kapsamlı, iyi düşünülmüş, içerici hem akademinin hem kadın hakları savunuculuğunun kazanımlarını pekiştiren bir manzume olarak karşımıza çıkmaktadır” diye devam etti.

Oder, İstanbul Sözleşmesi’nin en kritik öneminin tedbir hukukuna dair mekanizmaları açık ve somut bir biçimde tanımlaması olduğunu belirtti. Oder, “İstanbul Sözleşmesi uluslararası insan hakları hukuku bakımından hiç görülmemiş ölçüde açık ve kapsayıcı bir biçimde tarafı olan devletlere tedbir alma yükümlülüğü yükler ve açık bir biçimde nelerin yapılması gerektiğini de göstererek ilerlemiştir” dedi.

“İstanbul Sözleşmesi büyük bir politik tartışmanın içinde kaybolmayacaktır”

Bertil Emrah Oder, İstanbul Sözleşmesi’nden sonraki süreci ise şöyle değerlendirdi: “İstanbul Sözleşmesi’nden önceki süreç, buradaki kazanımlar ve tartışmalar çok değerli ama İstanbul Sözleşmesi bir defa bu kadar net, yetkin, somut, açık ve ilerlemeci bir bakış açısıyla kaleme alındıktan sonra İstanbul Sözleşmesi’nden önceye dönüş söz konusu olamaz. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme gerçekleşmiş, burada büyük bir politik tartışma açığa çıkmış olsa da bu tartışmanın sonucu ne olursa olsun İstanbul Sözleşmesi değerinden bir şey kaybetmeyecektir.”

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasından sonraki süreci hukuksal ve siyasal açılardan değerlendiren Oder, politik tartışmalar ne yöne evrilirse evrilsin net bir kazanımın somutlaştığı İstanbul Sözleşmesi’nin bu politik tartışmalar içinde yitip gitmeyeceğini de özellikle vurguladı:

“Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine rağmen Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun gibi Sözleşme’nin özsel değerlerini koruyan hukuksal altyapıya sarılmamız gerekir, buralarda geriye gidiş anlamına gelebilecek değişikliklerin takipçisi olunmalı.”

Oder, “İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanabilmesi için bir yandan Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu (CMUK) diğer yandan 6284 sayılı Koruma Kanunu gibi başka araçlara ihtiyaç var. İstanbul Sözleşmesi ancak bir kanunun varlığıyla yerine getirilebilir” diyerek, Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden çekilse de İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasına yönelik ve özüne uygun yapılan kanun değişikliklerinin hâlâ yürürlükte olduğunu belirtti.

İstanbul Sözleşmesi’nden sonraki süreci hukuki açıdan değerlendirdikten sonra siyasi atmosferdeki değişime dikkat çeken Oder, “Siyasal iradenin İstanbul Sözleşmesi’ni sahiplenici tavrından uzaklaşılmasıyla basında çıkan yargının mağduru suçlayıcı, faili kollayıcı tutumu arasında bağlantı vardır” dedi.

Sivil toplumun bundan sonraki yol haritası nasıl olmalı?

Sivil toplumun, toplumsal ve siyasal bağlama göre değişkenlik gösteren iyi modelleri gözden geçirmesi gerektiğini belirten Oder, şu anda farklı politik aktörler ile farklı bağların kurulduğu çok odaklı bir taktiğin sivil toplum açısından işe yarar olduğunu söyledi.

Bunun yanı sıra sivil toplumun özellikle şiddetin önlenmesine ilişkin “toplumsal cinsiyet eşitliği gölge eylem planı” hazırlaması gerektiğinin altını ısrarla çizen Oder, “Bu eylem planı hem takip ve izleme mekanizması oluşturabilir hem de kendi sözünü söyler, kendi maddi ve politik hedeflerini somutlaştırabilir” diye konuştu.

“Sivil toplumun aktörlerinin bir ilkeler metninde, bir manifestoda ortaklaşması gerekir”

Tarihsellik, kazanımlar ve politik stratejiler açısından bakıldığında Türkiye’de kadın hareketinin spektrumun güçlü tarafında olduğunu hatırlatan Bertil Emrah Oder, İstanbul Sözleşmesi’nden çekildikten sonraki süreçte de bunun bilinci ve kararlılığı ile davranılması gerektiğini vurgulayarak sözlerini bitirdi.

İstanbul Sözleşmesi nedir?

Türkiye, 20 Mart 2021’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararı ile İstanbul Sözleşmesi’nden çekileceğini duyurmuştu. Karar bugün (1 Temmuz) yürürlüğe girdi. Danıştay’a yapılan yürütmeyi durdurma talebi ise 29 Haziran’da reddedildi.

İstanbul’da 11 Mayıs 2011’de imzaya açılan ve “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi. Avrupa Konseyi’ne üye tüm devletleri bağlayan sözleşmeyi imzalayan ilk ülke Türkiye idi.

İstanbul Sözleşmesi, erkek şiddetine maruz bırakılan kadınların korunması konusunda bağlayıcılığı olan uluslararası ilk sözleşme niteliğinde. Sözleşme fiziksel şiddet, taciz, tecavüz, zorla evlendirme, psikolojik şiddet, kadın sünneti, kürtaja zorlama gibi cinsel şiddetin her türüne yaptırım öngörüyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus