Selahattin Demirtaş, Medyascope’un sorularını yanıtladı: “Muhalefetin, Marcao’nun takım arkadaşı Kerem’e yaptığını yapmaması gerekir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Eski Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 4 Kasım 2016’dan beri tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevi’nden, Medyascope muhabiri Ferit Aslan’ın sorularını yanıtladı. HDP ve Kürtler’in demokrasiden yana olduklarını belirten Demirtaş, HDP’nin Erdoğan ile masaya oturup oturmayacağı ile ilgili soruya şu karşılığı verdi: “HDP’nin Erdoğan ile masaya oturup oturmayacağının cevabını eş genel başkanlarımız verdiler zaten. Bir yandan, biz binlerce HDP’li hapisteyiz ve hapishanede oturacak bir masa yoktur. Demokratik siyasette olan kişiler açısından masa hapishanede olamaz. Masa, ancak özgür koşullarda olabilir. Hapishaneler bizim açımızdan ancak direnme alanları olabilir, pazarlık malzemesi olamaz.”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yüksek Dairesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen 4 Kasım 2016 tarihinden beri Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, Medyascope muhabiri Ferit Aslan’ın sorularına avukatları aracılığı ile verdiği yanıtlar şöyle:

– Öncelikle sağlığınız nasıl, aşı oldunuz mu? Bir de cezaevinde salgının durumunu soracaktım.

Kronik rahatsızlıkların cezaevi koşullarında kontrol altına alınması maalesef mümkün değil. Tüm olumsuzluklara rağmen sağlığıma dikkat etmeye çalışıyorum. Hücre arkadaşım Abdullah Zeydan ile birlikte moralimiz her zamanki gibi gayet iyi. İki doz aşımızı olduk. Bu vesileyle, henüz aşı olmayan tüm halkımıza aşı olma çağrısı yapıyorum: Biz burada aşımızı olduk, siz de aşınızı olun. Sanırım Edirne Cezaevi’nde, aşı olmak isteyen herkes aşılandı. Şu ana kadar cezaevinde herhangi bir pozitif vaka duymadık. Olmuşsa da duyurulmadı herhalde.

“Cezaevleri genel olarak eza evlerine dönüşmüş durumda”

– Salgın tedbirleri devam ediyor mu? Koşullarınız nedir?

Pandeminin başladığı Mart 2020’den bu yana cezaevlerindeki tüm kısıtlamalar hiç esnetilmeden, olduğu gibi devam ediyor. Aile ve avukat görüşleri ile sosyal faaliyetlerin tamamında ciddi kısıtlamalar var. Dışarıda her şey güya normalleşip tedbirler kaldırılırken cezaevlerindeki tedbirlerin esnetilmemesi tam bir fırsatçılık ve açık hak gaspıdır. Cezaevleri genel olarak eza evlerine dönüşmüş durumda. Fakat her şeye rağmen biz cezaevi koşullarını değil, halkın çektiği eziyeti dert ediniyoruz. Burada dimdik durmaya, direnmeye devam ediyoruz.

“Buyursunlar yeni bir süreç başlatsınlar, engelleyen mi var?”

-Cumhurbaşkanı Erdoğan uzun bir aradan sonra geldiği Diyarbakır’da, beş yıldır adını dahi söylemedikleri çözüm sürecinden söz etti. Erdoğan, 2005’teki yerde olduğunu ve süreci kendilerinin bozmadığını, HDP’nin gizli ajandasının çözüm sürecini bozduğunu söyledi. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Takip edebildiğim kadarıyla Erdoğan’ın Diyarbakır ziyareti, Diyarbakır halkının pek de umrunda olmadı. Pek çok Diyarbakırlı’nın, Erdoğan’ın geldiğinden haberi bile olmadı. Sanırım Diyarbakırlılar’ın gündemini yarım gün bile meşgul etmeden unutulup gitti. Zaten söyleyeceği ciddi bir şeyi yoktu ama gördüğüm kadarıyla sıfır heyecan yaratan bir gezi olmuş. Diyarbakırlılar’ın Erdoğan’ın gezisinden çıkaracağı bir şey yok ama Erdoğan’ın Diyarbakır gezisinden çıkarması gereken çok ders var. Çıkarır mı? Pek sanmıyorum. Çözüm sürecini HDP’nin bitirmesi resmen ve fiilen imkansızdır. Çünkü çözüm sürecinin tarafları AKP ile PKK’dir. HDP sadece yardımcı olmuştur, kolaylaştırıcı olmuştur. Süreci başlatan HDP değil ki bitirme gücü ve yetkisi HDP’de olsun. “Dolmabahçe’deki açıklamayı doğru bulmuyorum” veya “Çözüm sürecini buzdolabına kaldırdık” diyen HDP midir? Elbette hayır. Bütün bunlar Erdoğan’ın sözleridir. “HDP çözüm sürecini bozdu” diyenler açıkça yalan söylüyor veya gerçeği çarpıtıyorlar. AKP çözüm sürecini bu kadar önemsiyor ve sahipleniyorsa yetki halen onlarda, güç onlarda. Buyursunlar, yeni bir süreç başlatsınlar. Bir engelleyen mi var?

Silahların susmasını, çatışmanın ve ölümlerin durmasını sağlayacak ciddi ve samimi her girişimi desteklemek, barış için katkı sunmak bizler açısından ahlaki ve ilkesel bir tutumdur. Yeter ki çatışma zemini ortadan kalksın, sorunlarımızı demokratik zeminde konuşarak çözme fırsatı bulalım. Bir yandan çözüm sürecine sahip çıkmak diğer yandan parti kapatma davası, tutuklamalar, baskılar ve İmralı’daki tecridi sürdürmek AKP açısından çelişkidir. Ama ne yazık ki her şey seçime endeksli yürütülüyor. Barış konusunda bile küçük siyasi hesaplar, ince oy hesapları yapılıyor. AKP’nin çözüm sürecini bitirmesinin nedeni de HDP falan değildi, anketlerde oy kaybetmeleriydi. Ancak, Kürtler de Türkler de hiç merak etmesinler. HDP, bu topraklara kalıcı barışı, eşitliği, kardeşliği getirme gücüne ve iradesine sahiptir. Yeter ki toplum olarak el ele verelim ve düşmanlaştırma, kutuplaştırma siyasetine teslim olmayalım.

“HDP ve demokratik siyaset, şiddetin panzehiri ve çözümün önemli aktörüdür”

Şu unutulmasın ki HDP ve demokratik siyaset, şiddetin panzehiridir ve çözümün önemli bir aktörüdür. Türkiye toplumu HDP’yi şeytanlaştıran söylem ve politikalara prim vermemeli, inanmamalıdır. HDP bir Türkiye partisidir. Türkiye de hepimizindir. Cumhuriyete sahip çıkmak, onun eksiklerini ve yanlışlarını gidererek, hatalarıyla yüzleşerek yeni yüzyıla taşımak ve cumhuriyeti demokrasiyle buluşturmak hepimizin ortak çıkış yoludur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, Kürt’ün de Türk’ün de 85 milyonun da ortak devleti yapmak zorundayız. Umarım önümüzdeki seçim demokrasiye kapıyı aralar ve hep birlikte barış içinde, huzur içinde yaşamayı başarırız. Bizim derdimiz üzüm yemektir. Türkiye toplumuna kazandırmaktır, yani hep birlikte kazanmaktır. Kavga ederek, hakaret ederek, tutuklayarak, dışlayarak hiçbir sorun çözülmez. Tek yol diyalogdur. Bizler de ilkelerimiz doğrultusunda, herkesle diyalog kapısını her zaman açık tutmaya devam edeceğiz.

“Seçimin kaderini HDP ve ağırlıklı olarak Kürtler belirleyecek”

-İktidara yakın kalemler başta olmak üzere hemen herkes, cumhurbaşkanlığı seçiminin Kürtler’in desteği olmadan kazanılamayacağında hemfikir. Bazı yorumlarda ise Erdoğan’ın Kürtler’i ya kazanacağını ya da nötralize edeceği söyleniyor. Bu mümkün mü? Yaşananlardan sonra HDP, Erdoğan ile masaya oturur mu?

Seçimin kaderini HDP ve ağırlıklı olarak da Kürt seçmen belirleyecek. Bu bir gerçeklik ve çok şükür ki HDP ve Kürtler demokrasiden yanadır. İşte bu durum Türkiye için, cumhuriyetin demokratikleşmesi için bir şanstır. Kürtler, HDP dahil hiçbir partinin -tabiri caizse- tapulu malı değildir. Kürtler’i kazanmak isteyen her parti kendi siyasi programını sunar, ikna ederse de kazanır. Fakat unutulmasın ki Kürtler çok politiktir. Dahası, Türkiye seçmeninin çoğu çok bilinçli.

“Demokratik siyasette olan kişiler açısından masa hapishanede olamaz”

HDP’nin Erdoğan ile masaya oturup oturmayacağının cevabını eş genel başkanlarımız verdiler zaten. Bir yandan, biz binlerce HDP’li hapisteyiz ve hapishanede oturacak bir masa yoktur. Demokratik siyasette olan kişiler açısından masa hapishanede olamaz. Masa, ancak özgür koşullarda olabilir. Hapishaneler bizim açımızdan ancak direnme alanları olabilir, pazarlık malzemesi olamaz.

“Muhalefet, umut yaratıp somut bir iktidar alternatifine dönüşemedi henüz”

– Gelişmelere baktığınızda size göre ülke nereye gidiyor? İktidar ülkeyi seçime götürür mü, yoksa zamana mı oynuyor?

Maalesef felaketler peş peşe geldi ve zaten perişan durumda olan halkı adeta yıktı geçti. Olanlardan dolayı tüm toplum gibi biz de çok üzgünüz. Bir de ekonomik bir afet var ülkede. Bunu Karadenizli de, Doğulu da, Batılı da herkes yaşıyor. Enflasyon aldı başını gidiyor. Ev fiyatları, araba fiyatları, marketlerdeki fiyatlar uçtu. Kiralık ev fiyatlarının hali ortada. Buna karşılık emekliye ve çalışanlara resmi enflasyonun bile altında maaş artışı veriliyor. Halk her geçen gün fakirleşiyor. Emekliler, açlık sınırı altında maaş alıyor. Öğretmenler, memurlar, işçiler yoksulluk sınırının altında maaş alıyor. İktidar ise insanlara çay atmaktan başka bir şey yapmıyor. Oysa çay karın doyurmuyor. Bu tabloda, halkta üzüntü dışında bir de umutsuzluk var çünkü doğal ve ekonomik afetlerle kızılca kıyamet koparken iktidar kendi koltuğu dışında hiçbir şeyi dert etmiyor. Bu da halkı iyiden iyiye öfke ve umutsuzluğa sürüklüyor. Muhalefet ise yeterince umut yaratıp somut bir iktidar alternatifine dönüşemedi henüz. Çaba sarf ediliyor ama siyasette yeni bir kırılma yaratamıyorlar.

“AKP’yi eleştirmek üzerine siyaset yapmak, bataklığa taş atmak gibidir”

Bugün artık AKP’yi eleştirmek üzerine siyaset yapmak bataklığa taş atmak gibidir. Çünkü eleştiri, bunların umurunda bile değil. Bence bataklığı kurutacak ciddi, kararlı ve kesintisiz bir siyasi hamle sürecine girilmeli. Kapsamlı sistem eleştirileriyle birlikte somut çözüm projeleri ortaya konulmalı. O zaman halk da bundan heyecan duyar, halkın umudu yeşerir ve ayağa kalkar. Erken seçim ancak toplumsal talebin iyice görünür hale gelmesiyle mümkün olabilir. Yoksa AKP’ye kalsa seçimi 2073’te yapmak isterler.

“Bizim artık kaybedecek bir şeyimiz yok, kaybedecek şeyi çok olanlar düşünsün”

-Sizin de tutuklu yargılandığınız Kobani davası ile HDP’ye açılan kapatma davasının seyrini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim davamızın ve kapatma davasının hukukla ya da yasayla bir ilgisi yok. Bu davaların tamamı siyasidir. Dolaysıyla davaların sonucunu da siyasi gelişmeler belirleyecek. Eğer bu davalarda rehinelikler, cezalandırma veya parti kapatma olursa bu kez de davaların sonuçları siyasi gelişmelere yön verecektir. Açıkça söylemem gerekirse Kobani davasını da diğer davalardan tutuklu ve hükümlü siyasetçilerin bu durumları biraz daha sürdürülür ve/veya HDP kapatılırsa siyasi yelpazede durum netleşmiş olur. Böyle bir durumda AKP’nin kaybedeceği de yüzde yüz kesinleşmiş olur. Bizim artık kaybedecek fazla bir şeyimiz yok. Güçlü ve avantajlı konumda olan biziz çünkü direndik, ezilmedik, yenilmedik ve kazandık. Ötesini, kaybedecek şeyi çok olanlar düşünsün.

“Muhalefetin, Marcao’nun takım arkadaşı Kerem’e yaptığını yapmaması gerekir”

– Türkiye’nin durumuna baktığınızda muhalefetin tutumunu nasıl buluyorsunuz?

Çalışıyorlar, koşturuyorlar, ter döküyorlar, çabalıyorlar ama ortaya takım oyunu koyamıyorlar ve en önemlisi, gol atamıyorlar. Önce takım olmaları, sonra da bir golcü bulup onu yavaş yavaş öne çıkarmaları, ona bol bol pas vermeleri ve elbette gol atmaları gerekiyor. Bir de muhalefetin kendi arasında, Marcao’nun takım arkadaşı Kerem’e yaptığı türden fauller yapmaması gerekir. Benim taktik önerilerim bunlar :) Umarım dikkate alırlar çünkü maçın bitmesine az kaldı. Hücre arkadaşım Abdullah Zeydan ile birlikte, Edirne Cezaevi’nden herkese en sıcak selamlarımızı gönderiyor, özgür günlerde buluşmayı diliyoruz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus